23 Nisan’ın önemi ve okullardaki güvenlik?
Bir 23 Nisan daha geride kaldı. Bayramımız, okullarda önceki hafta yaşanan şiddet nedeniyle olabildiğince sade törenlerle kutlandı. Kutlamaların odağında Mustafa Kemal Atatürk ve çocuklar vardı. Bugünden çok geçmiş günler yâd edildi. Özlem vardı, saygı vardı, minnettarlık ve hüzün vardı...
Atatürk, ülkesini olduğu gibi çocukları da gençleri de çok seviyordu.
Ülkenin geleceğini onlara emanet etmesi de bu yüzdendi.
23 Nisan ve 19 Mayıs’larla da bunu unutmamamızı sağladı.
Peki o ülkesi ve geleceğin teminatı olarak gördüğü çocuklarımız için nasıl bir dünya,nasıl bir ülke, nasıl bir gelecek, nasıl bir eğitim istiyordu?
İşte tam da bu noktada, Atatürk’ün çocuklar konusundaki düşüncelerine gelin hep birlikte bir göz atalım: “Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var. Çocuklarını konuşturmaz ve dinlemezler. Onlar lafa karışınca, ‘Sen büyüklerin konuşmasına karışma!’ der, sustururlar. Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir. Böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur hem de ileride yalancı ve riyakâr olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası, çocuklarımızı artık düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu suretledir ki çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve mükemmel birer insan olurlar...”
Yani eğitimdeki önceliğimiz sınavlara yarış atı yetiştirmek değil iyi insan, iyi yurttaş yetiştirmekti. Peki bunu 105 yılda ne kadar gerçekleştirebildik?..
Atatürk, yukarıdaki sözleriyle, nasıl bireğitim ve nasıl bir gençlik istediğini çok net ortaya koyuyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, bu hayali büyük ölçüde hayata geçirildi.
Peki ya sonrası?
Sınav odaklı eğitim ile çocuklarımızı sınav köleleri hâline getirdik. Yorgunlar, bitkinler, işsizler, kırgınlar, küskünler! Bayramdan bayrama gönüllerini alıyoruz o kadar ama yetmiyor. Heyecanlarını ve umutlarını el birliği ileyeniden zirveye taşımalıyız.
Peki, 100 yıl önce Meclis’i kurarken ve sonrasında 23 Nisan’ı çocuklara armağan ederken Mustafa Kemal’in aklında ne vardı, ne istiyordu, vasiyeti neydi: “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir...”
Binlerce yıllık devlet ve bir asırlık Cumhuriyet deneyimi ile “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir” ilkesini sonsuza kadar yaşatmak yediden yetmişe hepimizin en büyük ve en asil görevi olmalıdır. Dünkü söylemlerde ısrarla üzerinde durulan konulardan birisi de özellikle buydu…
Çocuklarımızın çok daha fazlasını hak ettiği de ısrarla dillendirildi. Hem de herkes tarafından. Sevindirici olan da bu zaten. Dünün özeti: “Çocuklarımız başımızın tacıydı, öyle olmaya da hep devam edilecek…”
Okulların güvenliği
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, okullardaki mevcut güvenlik sisteminin güncelleneceğini açıkladı. Buna göre, okullarda 7 basamaklı güvenlik modeli oluşturulacak.
Risk analizi ve tehdit tespiti yapılacak.
Giriş-çıkış ve çevre güvenliği sıkılaştırılacak.
Kolluk kuvvetleriyle koordinasyon artırılacak.
Riskli öğrenciler sağlık birimlerince takip edilecek.
Sosyal medya ve oyun grupları sanal devriyede olacak.
Bakanlıklar arası veri paylaşımı sağlanacak.
Acil durum eğitimleri ve seminerlerdüzenlenecek.
Bunlar güvenlik önlemleri. Peki MEB’in, Aile Bakanlığı’nın, RTÜK’ün aldığı ya da alacağı pedagojik, psikolojik, sosyolojik, teknolojik önlemler neler olacak?
Onlar da açıklanmalı ki olayın sadece bir güvenlik sorunu olmadığı çok daha net anlaşılsın!..
Özetin özeti: Yapacak çok işimiz varhem de çok. Zaman didişme zamanı değil, çocuklarımızın yüzünü güldürme zamanıdır.
Bu da el birliği ile olur!..
Sende Yorum yap