s

Eğitimde kâğıt kaleme dönüş

2000’li yılların sonlarından itibaren eğitim sektöründe dijitalleşme başladı; pandemi de yaşanınca, özellikle gelişmiş ülkelerde tamamen ekranlar üzerinden eğitime geçildi. Okullarda tablet ve telefon kullanımı arttı. Ancak günümüzde, çocukların ve gençlerin okuma oranlarındaki azalma ve ekran bağımlılığı, okulları, kâğıt ve kalemin başrolde olacağı eski düzene geçmeye yöneltiyor

Dijital beceri düzeyi ve gelişmiş teknoloji olanakları ile dünyanın önde gelen ülkelerinden İsveç, okullarda ekran kullanımını azaltıp kitap, defter ve kaleme dönülen bir uygulamaya başladı. Yakın zamanda Danimarka da benzer bir karar almıştı. Almanya, Finlandiya, İngiltere gibi ülkelerde de okullarda ekran kullanımına kısıtlamalar getirildi.

İsveç’te 2025’ten bu yana okul öncesinde dijital cihazların kullanılması zorunluluğu kaldırılmıştı. Bu yıldan itibaren de okullarda cep telefonu kullanımı, eğitim amaçlı olsa bile yasaklanıyor. Ders kitabı temelli öğrenmeyi zorunlu kılan yeni müfredat ise 2028 yılında yürürlüğe girecek.

Norveç’te de benzer bir durum söz konusu. 2016’dan bu yana 5 yaşından itibaren eğitimde dijitalleşmenin öncülerinden olan Norveç, okuma becerilerindeki gözle görülür düşüş nedeniyle eğitim sistemini yeniden masaya yatırdı. The Times’ın haberine göre, Başbakan Jonas Gahr Store, “Norveçli çocuklar eskiden dünyanın en iyi okurları arasındaydı. Ancak bugün 15 bin öğrenci ilkokulu düzgün okuma yazma bilmeden bitiriyor. Bu çok ciddi bir durum” diyor.

Ülkemizde ise henüz tüm okullar genelinde uygulanan bir sistem yok. Okullar daha çok bireysel inisiyatif alıyor ve telefon ve tablet kullanımı konusunda kurallar getiriyor. Dijitalden analoğa dönüşün karşısında duranlar da var. Özellikle teknoloji firmaları ve bazı eğitimciler, bunun öğrencilerin gelişimini ve ilerideki kariyerlerini etkileyeceğini düşünüyor.

Aşırı ve kontrolsüz dijitalleşme

Hükümetlerin, eğitim sistemlerindeki radikal değişikliklerini ve yeni nesille ilgili kaygılarını Eğitimci, yazar Dr. Bahar Eriş’e sordum. Eriş’e göre durum şöyle: “Dijitalleşme biraz fazla hızlı ve kontrolsüz oldu. Araştırma sonuçları ortaya çıktıkça farklı ülkeler ‘Neler işe yarıyor, ne zarar veriyor?’ perspektifinden bakıyor ve önlem alıyor. Danimarka gibi ülkelerde mesele teknolojiden vazgeçmek değil, aşırı ve kontrolsüz dijitalleşmenin sonuçlarını düzeltme çabası. Türkiye’de biz bunu Fatih Projesi ile yaşadık. Teknoloji geldi, içerik kalitesi yeterli olmadı, öğretmen eğitimi eşit seviyede olmadı, kullanım standardı oluşmadı.”

Çocukların uzun metinlere sabrı azalıyor

Ekrandan okumakla, basılı kitap ya da defterden okumak arasında büyük farklar olduğunun altını çiziyor Bahar Eriş: “Araştırmalar ekrandan okumanın daha yüzeysel olduğunu, basılı metni okumanın metni daha iyi kavramayı ve hatırlamayı desteklediğini, el yazısı ile not almanın daha fazla zihinsel işlem gerektirdiğini ortaya koyuyor. Tabletle okuyan çocukların uzun metinlere sabrı azalıyor. Okuduğunu anlama skorlarında düşüş görülebiliyor. Dikkat süreleri parçalanıyor. Bu yüzden Danimarka gibi ülkelerin amacı okuma yazma gibi temel becerileri öğretirken, analog usulde devam edip teknolojiyi destekleyici olarak kullanmak. Bununla birlikte ‘Dijital kötü, kâğıt iyi’ gibi bir bakış açısı indirgemeci olur. Dijital okuryazarlık artık temel beceri. Yapay zekâ çağındayız, geleceğin çoğu işi teknoloji bazlı olacak. Elbette bu beceriler kazandırılmalı. Kritik hata, teknoloji kullanmayı kaliteli öğrenmeye eş tutmak. Soru ‘Teknoloji kullanıyor mu?’ değil, ‘Teknolojiyi ne için, ne dozda ve nasıl kullanıyor?’ olmalı.”

Murat Özkan- Eğitim Teknolojileri Uzmanı:

“Teknoloji kaldıraç gibi konumlandırılmalı”

Araştırmalar elle yazmanın beyinde yarattığı nöral hareketliliğin, klavyeyle kıyaslanamayacak kadar zengin olduğunu gösteriyor. Öğrenme dediğimiz şey beyinde gerçekleşen bilişsel bir eylem olduğu için de İsveç ve Danimarka gibi ülkelerin aldığı kararlarda haklılık payının yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakınca öğrenme sürecinde klasik defter kalem kullanmak daha değerli bir hâle geliyor. Oysa istediğimiz şey teknolojinin öğretimde fark yaratması. Bu sebeple tableti defter gibi kullandığınızda değil mesela bir artırılmış gerçeklik uygulaması kullandığınızda ya da bir simülasyonu yaptığınızda fark oluşturup anlamlı bir sonuç elde edersiniz. Çünkü bunu fiziksel defterle yapmanız mümkün değildir. Ayrıca şunu da biliyoruz ki öğrenme sürecine ne kadar fazla duyu organı katılırsa o kadar verimli ve kalıcı öğrenme gerçekleşir. Teknolojinin tek başına öğrenme sürecinde fark yaratması söz konusu değil ama teknoloji öğrenme sürecine asıl etki eden duygular, ön bilgi, aralıklı tekrar gibi önemli unsurların bir araya getirilmesini kolaylaştırır ve oyunlaştırma, hikâyeleştirme gibi modern yöntemlerin daha etkili hâle getirilmesini sağlar. Bu sebeple teknoloji eğitim öğretimin ana unsuru olarak değil bir kaldıraç gibi konumlandırılmalı. Pedagoji ve alan bilgisiyle bütünleşmeyen teknolojinin öğrenmeye olumsuz etki edeceği unutulmamalı. Ayrıca sürekli ekranlara maruz kalmanın akademik başarıyı, odaklanma süresini ve en önemlisi sosyal empatiyi olumsuz etkilediği de artık bir sır değil. İşte bu sebeple tamamen tablete geçmek yerine gerektiği zamanlarda rahatlıkla erişilip kullanılabilecek bir modelle ilerlenmeli.


Prof. Dr. Soner Yıldırım- Öğretim Teknolojileri/Akademisyen:

“Önce gelişim sonra teknoloji”

Özellikle Avrupa’da bu tür kararları alan ülkelere yakın gelecekte daha sık rastlayacağız. Bunu bir geri dönüş gibi algılamamız lazım. Daha çok bir denge arayışı diyebiliriz. Yıllar içinde okullarda ve evlerde teknolojinin kontrolsüz ve pedagojik yaklaşımdan uzak kullanımı eğitim kalitesinin artmasını sağlamadığı gibi çocukların sosyal bilişsel gelişimlerinde telafisi zor gerilemelere neden oldu. Öğrenmenin sadece zihinsel ve lineer bir şüreç olmadığını aksine öğrenmenin sosyal ve işbirlikçi bir süreç olduğunu biliyoruz. Çocuğun bilişsel gelişimi için kritik olan sosyalleşme, akran etkileşimi, yaparak öğrenme ve işbirlikçi öğrenme eğitim ortamlarında öncelik kazanmadığı sürece sağlıklı bir çocuk gelişiminden bahsetmemiz mümkün değil. O nedenle Danimarka’da alınan bu kararı teknolojiye karşı değil öğrenme ve sağlıklı bilişsel sosyal gelişimin korunabilmesi çabası olarak okumak gerekir. Dijital becerilerin önemini ise tartışmaya kapalı bir konu olarak görüyorum. Bu beceriler olmadan toplumda bir meslek ve yer edinmek neredeyse imkânsız. Ancak teknoloji kullanmak illa da nitelikli ve derin öğrenme anlamına gelmiyor ya da daha uzun ekran kullanma sürelerini eğitimin kalitesiyle direkt ilişkilendirme de gerçekçi değil. Burada dengeli bir yaklaşıma ve eğitim politikalarına ihtiyacımız var. Çocukların dijital becerileri gelişirken bunun bilişsel derinlikle birlikte desteklenmesi gerekiyor. Hele yapay zekâ ile birlikte artık insan bilişi dışında da bir biliş var ve bu iki bilişin birlikte kullanılmasını öğrenmemiz ve öğretmemiz gerekiyor. Ben bu kavrama ortak zekâ (Co-Intelligence) diyorum. O yüzden ne kontolsüz teknoloji kullanımı ne de teknolojiden uzaklaşmak eğitimin var olan sorunlarına çözüm getirmeyeceği gibi sorunlu yeni alanlara da kapı açacaktır. Kısacası önce gelişim sonra teknoloji diyebiliriz.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.