Bombardier örneği
Justin Trudeau, dünya siyasetinin son yıllardaki en dikkat çekici figürlerinden biri.Ünlü bir liderin, Pierre Trudeau’nun oğlu olarak siyasete girmesi başlangıçta bir avantajdan çok yük gibi görüldü. Ancak 2015-2025 yılları arasında Kanada’nın Başbakanı olarak görev yapan Trudeau, Liberal Parti lideri olarak iktidara gelişiyle ülke siyasetinde kapsayıcılığı, çeşitliliği ve “pozitif siyaset” anlayışını öne çıkaran yeni bir dönem başlattı. Kabinesinde cinsiyet eşitliğini sağlaması ve “Sunny Ways” (Güneşli Yollar) söylemiyle umut vurgusu yapması, ona uluslararası alanda modern ve karizmatik bir lider imajı kazandırdı.
Başlangıçta “drama öğretmeni” geçmişi nedeniyle küçümsense de, güçlü hitabeti ve diplomatik görünürlüğü sayesinde küresel ölçekte tanınan bir figüre dönüştü.
Elbette eleştirilerden azade değildi. Görev süresinin sonlarına doğru artan baskılar ve düşen kamuoyu desteğiyle 2025 başında görevinden ayrılarak yerini Mark Carney’e bıraktı. Buna rağmen kamuoyundan tamamen çekilmedi; uluslararası toplantılar, konuşmalar ve vakıf çalışmalarıyla küresel tartışmalarda etkili bir isim olmayı sürdürüyor.
Geçen hafta Singapur’da CNBC’nin düzenlediği CONVERGE LIVE etkinliğinde Trudeau’yu dinleme fırsatı buldum. Hatta öncesinde, kaldığım otelde asansör beklerken yanımdan eşofmanları ile geçip başıyla selam veren kişinin o olduğunu, lobiye indiğimde fark ettim.
Aslında burada aktarmak istediğim Trudeau’nun kişiliğinden çok, toplantıda dile getirdiği görüşler. İran’dan yapay zekaya kadar pek çok başlığa değindi; ancak en dikkat çekici nokta, ABD ve Avrupa’daki müttefiklerin politikalarının Kanada’yı zaman zaman Çin’le iş birliğine nasıl ittiğine dair örneğiydi. Bu örnek kısmen bizi de ilgilendiriyordu çünkü benzer durumları biz de yaşıyoruz.
Bu durumu somutlaştırmak için Trudeau, Bombardier örneğini verdi. Şirket, 2008’de C Series adlı bir yolcu uçağı geliştirmeye başladı; ancak Airbus ve Boeing’in baskıları nedeniyle bu modeli pazarlamakta zorlandı. Bu süreçte Çinli yatırımcılar devreye girerek şirketi satın almak için, Trudeau’nun ifadesiyle, “bir kamyon dolusu para” teklif etti. Trudeau’ya göre, “Bombardier’i rekabet dışı bırakmak isteyen Boeing ve Airbus neredeyse bizi Çin’in kucağına itti.”
Airbus ile olası birleşme görüşmeleri sonuçsuz kalınca Çinli yatırımcılar 2015’te ortaklık teklifinde bulundu. 2017’de Boeing ile yürütülen görüşmeler de başarısız olunca Bombardier yeniden Çin’le anlaşma arayışına yöneldi. Sürecin kontrolden çıkmasını istemeyen Kanada hükümeti devreye girerek uluslararası platformlarda aktif rol aldı. Sonunda şirketin ticari uçak programı Airbus’a devredildi ve proje A220 olarak yeniden yapılandırıldı; böylece geri adım atıldı ama Kanada’daki istihdam korunmaya çalışıldı.
Bu örnek, küresel ticarette müttefikler arasındaki rekabetin bazen ters etki yaratarak ülkeleri istemedikleri ortaklıklara itebileceğini gösteriyor. ABD ve Avrupa’nın uyguladığı ekonomik baskılar, Kanada gibi ülkeleri alternatif arayışlara yöneltirken, bu durum Çin gibi farklı sistemlere sahip aktörlerle yakınlaşma riskini artırıyor.
Benzer dinamikleri başka örneklerde de görmek mümkün. NATO müttefiki olmasına rağmen dışlandığını hisseden Türkiye’nin Rusya’dan savunma sistemi alması ya da vize engelleri nedeniyle Avrupa’ya girmekte zorlanan Türk iş insanlarının yönünü Çin ve Rusya’ya çevirmesi, aynı mekanizmanın farklı yansımaları değil mi? Saçma değil mi? Satılan mal veya ithal edilen mal karşılığı gönderilen bedel rahatça Avrupa’ya giriyor ama o malları üreten ya da sermayenin sahibi olan vize alamadığı için giremiyor.
Trudeau’nun vurguladığı nokta da tam olarak bu. Müttefik ülkeler arasındaki uyumsuz politikalar, aslında rekabet ettikleri aktörlere alan açabiliyor. Özellikle Trump döneminde gündeme gelen gümrük tarifesi tehditleri, Kanada’yı alternatif ortaklar aramaya iten örneklerden biri.
Trudeau ayrıca ABD, Çin, Rusya ve hatta Hindistan gibi büyük güçlerin kurallara dayalı uluslararası sistemi seçici biçimde uyguladığını, işlerine gelen kuralları benimsediğini, işine gelmeyeni ise göz ardı ettiğini belirtiyor. Bu durum küresel düzeyde belirsizliği artırırken, bedelini en çok gelişmekte olan ülkeler ödüyor.
Categories: Bombardier örneği
Sende Yorum yap