Güven tazeleme!
Fazla değil, yakın bir döneme kadar eğitim, bilim, bilgi, okumuşlar başımızın tacıydı. Üniversiteye gitmek; çocukları üniversitede okuyan, mezun olan bir ebeveyn olmak en büyük hayallerimizden biriydi.
Peki ya şimdi?..
“Eğitim Çin’de de olsa git öğren”, “Bana bir kelime öğretenin kulu kölesi olurum”, “Benim söylediklerim bilimle çelişirse bilimi esas alın” diyen bir kültürden geliyoruz.
Devlet ve millet nezdinde bir değişiklik yok gibi. Hem devlet hem de aile bütçesinden en büyük pay hâlâ eğitime ayrılıyor. Çocuklarımızın geleceği, ülkemizin geleceği bakış açımızda da bir sapma yok.
Peki o zaman son 50, 60, 70 yıldır yaşadığımız erozyonun nedeni ne?
Sayısal anlamda büyük yol katettik ama öğretim kurumları sıradanlaştırıldı, okumuşlar değersizleştirildi, diplomalar işlevsizleştirildi, öğretmenler baştacı olmaktan azat edilip hedef haline getirildi; çocuklarımızı araştıran, soran, sorgulayan, üreten, kıvılcım olarak yola çıkıp alev topu olarak dönen konumdan çıkartıp sınav köleleri haline dönüştürdük…
Kabahatli arıyorsak; kimimiz az, kimimiz çok, hepimiz kabahatliyiz. Bu yüzden çözümü de yine hep birlikte bulmalıyız.
İlk adım sağlıklı bir durum tespiti yapmak ve en önemli referans olarak da aklı, bilimi, liyakati almamız şart!
Geçenlerde sosyal medyada mini bir anket yaptık. “Üniversite okumak boşuna zaman kaybı mı?” diye sorduk.
“Kesinlikle hayır” diyenlerin oranı sadece yüzde 7’ydi.
Şaşırdık mı?
Hayır.
Gençlerimizi okumaktan, okula gitmekten ve üniversitelerden el birliğiyle soğuttuk.
Tıpkı enflasyonda, ara tatillerde, kesintisiz 8 yıllık eğitimde, 4+4+4’te, el yazısında, FATİH projesinde, köy enstitülerinde, öğretmen yetiştirmede, bilim sınıflarında, erken yönlendirmede, mesleki eğitimde ve daha pek çok konuda olduğu gibi sağlıklı öngörülerde bulunamadık. Masada alınan kararlarla sahadaki uygulamaları birbiriyle örtüştüremedik.
Ülkemizin dört bir yanına üniversite açar, herkesi diploma sahibi yaparsak her şey güllük gülistanlık olacak sandık. Bu değirmene hep birlikte su taşıdık.
Bir öğrenciyi memnun edeceğiz derken 10 öğrenciyi mutsuz ettik, değersizleştirdik, hayallerini yok ettik. Onlarla birlikte ailelerini de perişan ettik.
Şimdi öyle bir noktaya geldik ki gençler üniversite sözcüğüne bile tahammül edemiyor. Çünkü bu sözcük onlara boşa harcanan yıllarını, sınav köleliğini, kaybolan hayallerini, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini ve en önemlisi de emeklerinin, yaptığı fedakârlıkların, aldığı diplomaların hiçbir karşılığının olmadığını hatırlatıyor…
Bugün bu noktaya gelineceği çok yıllar öncesinden belliydi. Defalarca yazdık, uyardık, haykırdık ama alan da memnun, satan da memnundu.
İktidarlar gizli işsizliği örtbas ediyor, oy kazanıyor; yerel esnaf gelen öğrencileri ticaretin lokomotifi olarak görüp gidişata destek veriyor; aklının ucundan üniversite geçmeyenler bile elini kolunu sallayarak üniversiteye girme şansı yakaladığı için mutlu oluyor; dershaneler ve vakıf üniversiteleri kazançlarına kazanç katıyor; ebeveynler çocukları üniversite okudu diye mutlu oluyor; muhalefet olup biteni seyrediyor; belediyeler meslek kursları açacağına LGS, YKS kursları açıyor; okullar ders dışı saatlerde öğrencilerini spora, sanata, kültürel etkinliklere yönelteceklerine sınavlara hazırlık kursu yarışına giriyor ve bu gidişat maalesef hiç kimseyi rahatsız etmiyordu.
Şapka düşüp kel görüleli çok olmuştu ama ısrarla bunu kabullenmedik ve bugünlere geldik…
Kim hata yapmaz ki? Kişiler gibi ülkeler de hata yapabilir ama hatadan dönmenin de bir erdem olduğunu görenimiz maalesef hâlâ çok az…
Ankete katılanların yüzde 25’i “Üniversite okumak boşuna zaman kaybı mı?” sorusuna kesinlikle evet cevabı verirken, yüzde 24’ü üniversitelerin bugünkü halini beğenmediğini, yüzde 46’sı ise daha temkinli davranarak üniversitelerin ipini hepten çekmek yerine okunacak üniversite ve seçilecek bölüme bağlı olduğunu dile getirdi…
Anketin özeti şu:
Üniversiteler güvenimizi sarstı, hepsini aynı kefeye koymak doğru olmaz! Eskiden olduğu gibi sempatiyle bakmamız mümkün değil ama toparlanırsanız eski saygınlığınızı yeniden kazanabilirsiniz!
Bu mesajlar ilgili tüm taraflarca yeterince ciddiye alındı mı, alınır mı?
Keşke alınsa!..
Özetin özeti: Ulus olarak biz zoru severiz, en zor olanı bile başarırız. Ülkemizin kuruluş destanı ve bir asırlık mücadelemiz bunun örnekleriyle dolu. Eğitimde, ekonomide, yargıda, demokraside tüm sorunlarımızı çözer ve çok daha güçlü hale gelebiliriz. Yeter ki isteyelim…
Sende Yorum yap