s

Utancın ABC’si...

Paranın enflasyonu çok konuşulur, ahlak enflasyonu zaman zaman konuşulur, utanma nedense hiç konuşulmaz.

Oysa yaşadığımız dönem kendimizden çok başkalarının eylemleri adına utandığımız bir dönem oluyor.

Bunu tam anlatabilmek için biraz gerilere gitmek lazım.

İnsanlığın ilk evresi, avcı-toplayıcı olduğu zamanlarda, vahşi doğada tek başına kalmak ölüm demekti.

Hata yapanın yüzünün kızarması, başının öne eğilmesi, göz teması kuramaması utancın fiziksel tepkileri olarak kayıtlara geçti.

Utananlar, bu özellikleri gösterenler gruplarda kalmak adına bir şans daha bulmuş oldular.

İnsanlık tarihi kadar eski bir duygu utanmak, Türk kültüründe de geniş yer bulur.

Oğuz dillerinde üwtan, Göktürk ve Uygur dönemlerinde de uyat ya da uyal kökleri kullanılmıştır.

Utanma duygusunu ar, haya üzerinden tanımlama alışkanlığımız oldukça eski yani...

Türk-İslam düşünürü Akşemseddin’in “Ahlakın kökü utanmaktır” sözü de bu zaman yolculuğunun özeti gibidir.

★★★

Kutsal metinlerde utanma Hz. Âdem ile Havva anamızdan başlar. Çıplaklıklarını fark edip inci yaprağıyla örtünmeleri utanma duygusudur.

İslamiyet’te iki aşamalı bir utanma duygusu vardır. Kulun, Allah’tan haya etmesi ve tek başına olduğunda bile günah işlememesi birinci öğreti, kuldan utanmayan ve toplum içerisinde günah işleyip, kuldan utanmayanın Allah’tan utanmayacağı ikinci öğretiydi. Özetlemek gerekirse İslamiyet’te utanma kulun kendi vicdanıyla başlayıp yaratıcısının huzurunda edep etmesiyle zirveye ulaşan manevi bir zırhtır. Hristiyan teolojisine göre utanç, insanın doğasında en başta var olan bir duygu değildi; günahla birlikte dünyaya girdi. Katolik ve Ortodoks kiliselerinde günah çıkarma, utanç duygusuyla psikolojik ve ruhsal olarak baş etme yöntemidir. Yahudilikte farklı metinlerde uzun anlatılar var ama özetlemek gerekirse, insan işlediği hatadan ötürü samimi bir utanç duyduğunda, Tanrı’nın onun günahlarını bağışlayacağına inanılır. Utanç insanı yıkan değil, temizleyen ve iyileştiren bir araç olarak görülür.

★★★

Kahvehane tipi siyasi sohbetlerde “Japonlar harakiri yapıyor, hiç bizde utancından canına kıyanı duydunuz mu?” cümlesi çok kurulur. Toplumsal davranışlar bir anda ortaya çıkmaz, feodal Japonya’da utanç Batı’da olduğu gibi vicdan ya da günah değil kişinin toplum gözündeki itibarında şekillenir ve hataya bireysel değil, aile, köy ve hatta klanı kapsayacak şekilde ceza kesilirdi. Özellikle savaş sınıfı olan samuraylar için utanılacak bir eyleme imza attıktan sonra hem adını temizlemenin hem de aileni ve köyünü kurtarmanın tek yolu olarak bizim harakiri dediğimiz seppeku eylemiydi. Erkek savaşçılar karınlarını deşerken, kadın savaşçıların esir düşme ve tecavüze uğrama yani utanç verici bir duruma düşme ihtimaline karşılık boğazlarını kestikleri jigai eyleminden de söz edilebilir. Antik Roma’da utanç önemli bir yönetim aracıydı. Nüfus sayımı memurları aynı zamanda kamusal ahlakı da korumakla yükümlüydü. Bu memurların ahlaki kara lekeli ilan ettikleri birisi toplumda barınamaz, yönetimde söz sahibi olamazdı. Japonya ve Roma’dan farklı olmak üzere Antik Yunan’da insana sadece başkalarından korktuğu için değil, kendi içsel değerleri, tanrılar ve vicdanı adına yanlış yapmaktan çekinmesi öğretilirdi. Yunan’da ve Sparta’da savaştan kaçan bir askerle kimse konuşmaz, kamusal alanda barınmasına izin verilemez.

★★★

Felsefede de utanma üzerine oldukça ilginç görüşler ortaya koymuştur.

Aristoteles: Utanmayı tam bir “erdem” olarak görmez, daha çok gençlerde olması gereken bir “duygu” olarak tanımlar. Gençlerin hata yapmaya meyilli olduğunu, bu yüzden utanma duygusunun onları kötülükten koruyan geçici bir kalkan olduğunu söyler. Yaşlı ve olgun bir insanın ise zaten utanılacak şeyler yapmaması gerektiğini savunur.

Demokritos: “Başkalarından utanmaktansa kendinden utanmak daha iyidir” diyerek, utanmanın dışsal bir baskıdan ziyade içsel bir ahlak pusulası olması gerektiğini savunur. Varoluşçu felsefenin en önemli ismi Sartre, utancı, başkalarının varlığını kanıtlayan ontolojik bir deneyim olarak görür.

Spinoza için utanç, insanın yaşama sevincini ve gücünü geçici olarak düşüren bir hüzün türüdür. Ancak toplumsal yaşam için faydalıdır; çünkü insanları bir arada tutan ahlaki sınırların ve ortak sözleşmelerin çiğnenmesini engeller.

Nietzsche, utanca ve özellikle “başkalarını utandırma” eylemine oldukça eleştirel yaklaşır. Ahlakçıların ve toplumun, bireyleri utanç hissiyle nasıl köleleştirdiği fikrini savunur.

★★★

Gelelim yazının başındaki başkaları adına utanma meselesine...

Çağdaş İtalyan filozof Agamben, “Auschwitz’den Arta Kalanlar” kitabında İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi toplama kamplarından sağ kurtulanların hissettiği o derin ve açıklanamaz utancı inceler. Bu utanç, suçluluk duygusundan farklıdır. İnsan, insanlığın düşürüldüğü o uç dehşet durumuna, haysiyetin tamamen yok edilişine tanıklık ettiği ve hayatta kaldığı için “insan olmanın utancını” yaşar. İnsan olmanın utancında unuttuklarımıza beraber bakmamız lazım. Bir sapakta kaynak yapan, asansör sırasında öne geçenler adına utanma konusunda geriye gidiyoruz durmadan. Daha kötüsü başkasına saygı duymanın pervasızlığı bizi de pervasız olmaya itiyor. LGS ya da YKS’ye hazırlanan çocuklara sahte rapor alıp arkadaşlarına haksızlık yapmayı öğreten veliler de biziz, benden başka herkes kurallara uysun beklentisi içinde yaşayan da...

Bugünlerde CHP’de yaşanan tartışmalara da utanma duygusu üzerinden bakabiliriz aslında. Utanmayanlar, bizim adına utandıklarımız, ağzından temiz siyaseti düşürmeyenler için yapılmış suç duyuruları, otel inşaatları, savcılıkların hazırladığı iddianameler ve insanın en bencil yanı, hak etmese de yönetme arzusu utanmak, başkasının adına utanmak üzerine düşünmemiz gereken başlıklar.

Ne garip, insanlık tarihinin tüm birikimlerinin hızla yok edildiği bir zamandayız. Gazze’de çocukların üzerine atılan bombalar da utanma duygusundan arınmayı siyasetin gereği saymak da aslında birbirinden farklı şeyler değil...

Categories: Utancın ABC’si...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.