s

Ticaret savaşları ve soğuk savaş!

Geçen hafta uluslararası medyada yer alan bazı gelişmeler, dünyada sert bir ticaret savaşı yaşandığını gösteriyor. Ancak bu kez bildiğimiz türden bir savaştan söz etmiyoruz. Yaşananlar, birçok açıdan 1950 sonrası dönemin Soğuk Savaş atmosferini andırıyor.

Geçen hafta biz tatildeyken olan bir kaç gelişmeye bakalım:

— Avrupa Birliği, ABD ve Doğu Asya’ya bağımlılığı azaltmak amacıyla kamu kurumlarının AB’li girişimlerin ürettiği çipleri satın almasını teşvik edecek yeni bir “Chips Act 2.0” hazırlıyor.

— Güney Kore hükümeti, yerli yapay zeka çip şirketi FuriosaAI’ye yaklaşık 800 milyar wonluk devlet destekli yatırım planlıyor.

— Çin, AB’nin çelik ithalatına yönelik yeni sınırlamaları nedeniyle Dünya Ticaret Örgütü kapsamında Avrupa Birliği ile müzakerelere başladı.

— Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD’nin değişen ticaret politikaları karşısında alüminyum, otomotiv ve kritik minerallerde Washington ile yeni bir ekonomik ortaklık çağrısı yaptı.

— ABD ile Meksika, Kuzey Amerika ticaret anlaşmasını yeniden şekillendirmek üzere görüşmelere başlarken Washington özellikle otomotivde daha sıkı yerel içerik kuralları talep ediyor.

— Avrupa Birliği, Çinli JD.com’un Alman perakendeci Ceconomy için yaptığı 2,5 milyar dolarlık teklife ilişkin kapsamlı soruşturma başlattı.

Bu tablo, küresel ölçekte bir ticaret savaşına işaret ediyor. Ancak mesele artık yalnızca gümrük tarifeleri değil; teknoloji, tedarik zincirleri, sübvansiyonlar ve ekonomik güvenlik üzerinden yürüyen çok daha geniş bir mücadele söz konusu.

AB’nin “AB üretimi çip” yaklaşımı bunun açık örneği. Kamu alımlarını Avrupa merkezli girişimlere yönlendirme hedefi, serbest piyasa refleksinden çok stratejik özerklik anlayışını yansıtıyor. Amaç, ABD ve başta Çin olmak üzere Doğu Asya bağımlılığını azaltmak.

Güney Kore’nin FuriosaAI hamlesinde de benzer bir mantık var. Seul yönetimi, yapay zeka çiplerini stratejik sektör olarak görüyor ve yerli bir teknoloji şampiyonu yaratmak istiyor.

Çin-AB çelik gerilimi ise ticaret savaşı literatürünün klasik örneklerinden biri. Ancak diğer gelişmeler, savaşın biçim değiştirdiğini gösteriyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı yeni ortaklık çağrısı ilk bakışta uzlaşmacı görünebilir. Ama bence altında daha farklı bir hesap var. Güvenli ve blok içi üretim ağları kurma arayışındalar.

ABD-Meksika görüşmelerinde gündeme gelen daha sıkı menşe kuralları da aynı eğilimin parçası. ABD’nin daha yüksek yerel içerik talebi, üretim zincirlerini kendi lehine yeniden tasarlama girişimi ekonomik milliyetçiliğin güncel versiyonudur. Bir ülke bu yola girdi mi eninde sonunda birçok ülke girmek zorunda kalır.

AB’nin JD.com soruşturması ise yeni nesil ticaret savaşlarının belki de en net örneklerinden biri. Çünkü artık mücadele yalnızca gümrük duvarlarıyla yürümüyor. Yatırım denetimi, rekabet hukuku ve devlet yardımları üzerinden de şekilleniyor.

Kısacası dünya yeni bir ekonomik dengeye giriyor. Daha önceki yazılarda da yüksek sesle ifade edilen ettiğim gibi serbest ticaret, düşük maliyet ve sınırsız küreselleşme anlayışı yerini dayanıklılık, friend-shoring yani tedariği dost ve müttefiklere kaydırma, near-shoring yani ticareti ve tedariği yakın coğrafyaya kaydırma, teknoloji egemenliği ve ekonomik güvenlik kavramlarına bırakıyor.

Ülkeler artık “En ucuz kim üretiyor?” sorusundan çok, “Stratejik olarak kime bağımlıyım?” sorusuna göre hareket ediyor.

Özetle, dünya çok kutuplu bir ekonomik egemenlik ve sanayi politikası savaşının içine girmiş durumda. Bu çizdiğim tablo bir ticaret savaşından çok soğuk savaşın yeni bir versiyonudur. Bizim de buna göre pozisyonlanmamızda fayda var.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son Dakika

>
>
>
>

Tüm Haberler

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.