İTÜ’nün yeni misafirleri

İki gün önce Sıfır Atık Festivali'nin lansmanındaydım. Programın ardından Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ile sohbet ettik. Sohbette üzerinde en çok durduğu konu İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde kurulacak Sıfır Atık Enstitüsü oldu.

Son yıllarda sıfır atık denildiğinde akla geri dönüşüm kutuları, atık toplama sistemleri ve çevre kampanyaları geliyor. Oysa Ağırbaş'ın anlattıkları, işin başka bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. İstanbul Teknik Üniversitesi ile Birleşmiş Milletler iş birliğinde kurulacak enstitü, sıfır atık çalışmalarını akademik zemine taşıyacak. Dünyanın farklı ülkelerinden öğrenciler İstanbul'a gelerek burada yüksek lisans ve doktora eğitimi alacak. Bu önemli.
Ağırbaş'ın verdiği bilgilere göre enstitüde yalnızca eğitim verilmeyecek. Araştırmacılar çalışmalar yürütecek, projeler geliştirilecek ve sıfır atık alanında bilimsel bilgi üretilecek. İlk öğrencilerin bu yıl kabul edilmesi planlanıyor. Yaklaşık iki yıl içinde ilk mezunların verilmesi, beş yıl içinde doktora mezunlarının yetiştirilmesi hedefleniyor.
Açıkçası bu bilgileri dinlerken şunu düşündüm; Emine Erdoğan'ın himayelerinde başlayan Sıfır Atık Hareketi yeni bir evreye giriyor. Çünkü kalıcı dönüşümler yalnızca projelerle olmuyor. Bu alanda uzmanlaşmış insan kaynağı yetiştirmek gerekiyor. Ağırbaş'ın "Biz sıfır atığı 360 derece ele alıyoruz" sözü de bunu anlatıyor. Sıfır atık yalnızca çevre başlığı altında değerlendirilecek bir konu değil. Ekonomiyi, eğitimi, yerel yönetimleri ve teknolojiyi de ilgilendiriyor. Kurulacak enstitünün araştırma ve proje geliştirme merkezi olarak planlanması bu nedenle önemli.
Enerjiyi konuşmadan olmaz
Lansmanda dikkatle dinlediğim bir diğer isim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'dı. Konuşmasını dinlerken şunu düşündüm; sıfır atığı konuşup enerjiyi konuşmamak mümkün değil.

Türkiye son 20-25 yılda elektrik talebini üç kat artırmış bir ülke. Üstelik yapay zeka, veri merkezleri ve elektrikli araçlarla birlikte bu talebin daha da artacağı öngörülüyor. Bu da daha fazla yatırım, üretim ve güçlü altyapı ihtiyacı anlamına geliyor. Ancak işin ekonomik boyutu da var. Türkiye'nin 2022 yılında yaklaşık 96,5 milyar dolarlık enerji faturası ödediğini hatırlatan Bayraktar, enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın önemine dikkat çekti.
Türkiye'nin önünde aynı anda birkaç hedef var. Artan enerji talebini karşılamak, dışa bağımlılığı azaltmak ve 2053 net sıfır hedefine ulaşmak. Bayraktar'ın konuşmasında not aldığım cümlelerden biri şuydu: "Türkiye'nin birinci değil, sıfırıncı önceliği enerjisini verimli kullanmasıdır."
Bence bu cümle önümüzdeki yılların en önemli başlıklarından biri olacak. Çünkü Türkiye bir taraftan artan enerji talebini karşılamaya çalışırken diğer taraftan 2053 net sıfır hedefine ulaşmak istiyor. Bayraktar'ın vurguladığı gibi bu hedef yalnızca enerji sektörünü değil, hayatımızdaki birçok alışkanlığı da değiştirecek. Enerji verimli binalardan eski yapı stokunun dönüşümüne, atıklarını enerjiye dönüştüren belediyelerden yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar geniş bir dönüşümden söz ediyoruz.
Türkiye'de 30-40 milyon civarında eski bina stoku bulunduğu düşünüldüğünde işin büyüklüğü ortaya çıkıyor. Kamuda 2030 yılına kadar yüzde 30 enerji tasarrufu hedefi de bu dönüşümün önemli parçalarından biri. COP31'e giderken Türkiye'nin dünyaya vermek istediği mesajın temelinde sanırım bu yaklaşım yatıyor. Kaynağını doğru kullanan, enerjisini verimli tüketen ve geleceğe bugünden hazırlanan bir ülke olmak.
Categories: İTÜ’nün yeni misafirleri
Sende Yorum yap