Yapay Zekâ STEM Öğrencilerinin Aleyhine Maliyet Üretiyor
Üretken yapay zekâ yaşamlarımıza girdikçe yol açtığı sorunlar da daha görünür olmaya başladı. Bu teknolojinin insanın bilişsel süreçlerini devralmaya yönelik kapasitesi arttıkça insanlar bu araçlarla hızla cevaplar elde etmenin cazibesine kapılmakta, ancak sanıldığının aksine bu cazibenin maliyeti giderek artmaktadır. Bu maliyet, insanın bilişsel süreçlere aktif katılımını azaltarak ortaya çıkmakta, nihayetinde eleştirel düşünme becerilerini ve hafızayı giderek zayıflatmaktadır. Şu ana kadar yapılan betimsel ve deneysel araştırmalar hep aynı bulgulara işaret etmektedir: Bilişsel süreçlerin bu araçlar üzerinden dışa aktarılma düzeyi arttıkça tembellik artmakta, eleştirel düşünme becerileri ve yakın zamanlı hafıza zayıflamaktadır. Dahası, kullanım bağımlılığa evrildikçe kendi başına bir problemle yüzleşebilme kararlığı giderek zayıflayarak problemi bu araçlara devretme tepkisi yaygınlaşmaktadır.
Bu kapsamda şu ana kadar yapılan deneysel çalışmalarda genellikle bu bilişsel devredişin anlık etkileri incelenmişti. Yeni yayımlanan bir çalışma sorunu daha kapsamlı bir şekilde ele almakta ve üretken yapay zekâ araçlarının rutin kullanımının öğrencilerin kalıcı bilişsel alışkanlıklarını nasıl etkilediğine odaklanmaktadır (Why Johnny Can’t Think: GenAI’s Impacts on Cognitive Engagement, arXiv:2601.22430, 2026). Bu özelliğiyle araştırmacıların da ifade ettikleri gibi bu kapsamdaki ilk çalışmadır. Çalışmada üretken yapay zekânın öğrenme sürecinde kritik olan üç farklı boyuta etkileri incelenmektedir: yansıtma, anlama ihtiyacı ve eleştirel düşünme. Bu bağlamda yansıtma, öğrenme sırasında kişinin kendi zihinsel durumunu izlemesiyle ilgili olup anladığını sandığı yerde gerçekten anlayıp anlamadığını fark etme, bir yerde takıldığını ya da yüzeysel kaldığını sezme boyutu ilişkilidir. Bir başka deyişle, yansıtıcı öğrenme durma, kendine bakma ve kontrol etme işlevleri gördüğü için öğrenme ile ilgili bir öz farkındalık sağlar. Anlama ihtiyacı ise, öğrenenin doğru cevabı bulmakla yetinmeyip neden ve nasıl sorularını sorma eğilimini ifade etmekte olup öğrenmede derinleşme imkânı sağlamaktadır. Eleştirel düşünme ise öğrenilen bilginin doğruluğunu, sınırlarını ve alternatiflerini tartma kapasitesini yansıtır. Öğrenmede varsayımları fark etme, kanıtları değerlendirme ve başka açıklamaların mümkün olup olmadığını sorgulama bu boyuta girmektedir.
Çalışmanın ilk bulgusuna göre, üretken yapay zekâ araçlarının rutin kullanımı öğrenmeyle ilgili üç boyutu (yansıtma, anlama ihtiyacı ve eleştirel düşünme) da zayıflatmaktadır. Bir başka deyişle, öğrenmede kalıcı bir anlayış ve aktarılabilir beceriler geliştirme olasılığını düşürmektedir. Dolayısıyla, bu araçların rutin kullananlara çıkarttığı bilişsel maliyet oldukça yüksektir. Çalışma, öğrencilerin üretken yapay zekâ araçlarına duydukları güvenin, bu araçları rutin kullanmayla güçlü ve istatiksel olarak anlamlı bir pozitif ilişkiye sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmanın bulguları, bu araçlara duyulan güven arttıkça bilişsel süreçlerin üç boyutunun da zayıfladığına işaret etmektedir. Dolayısıyla, bu araçları rutin kullanmanın yolu bu araçlara duyulan güvenle açılmakta, nihayetinde yetki devri de güven nedeniyle makul bir tercih olarak kabul edilmektedir.
Araştırmacılar çalışmada sadece güvenle de yetinmemişler, ayrıca teknolojik yerliler olarak tanımlanan ve özellikle STEM eğitiminde mesleki hazır bulunuşluk bağlamında değerlendirilen teknolojiye yönelik daha yüksek risk toleransı, daha güçlü teknofilik güdüler ve daha yüksek bilgisayar öz-yeterliliğine sahip öğrencileri bu kapsamda ayrıca incelemişlerdir. Bu özelliklere sahip öğrencilerin üretken yapay zekâ araçlarını kullanırken bilişsel süreçlerde daha aktif olmaları beklenirken araştırmanın sonuçları tam tersine, yani üç boyutta da düşüşlere işaret etmektedir. Bu nedenle, çalışmanın bulguları üretken yapay zekâ araçlarını rutin kullanan öğrencilerin bilişsel süreçlerin üç boyutunda da anlamlı düşüşlere işaret ederken STEM öğrencilerinin bu bilişsel kopuşa en yatkın grup olarak öne çıktıklarını göstermektedir. Bu sonuç oldukça şaşırtıcıdır.
Çalışmanın anlık etkiden ziyade rutin kullanımın kalıcı bilişsel süreçlere etkilerine odaklanması, ayrıca bu araçları sorumlu kullanma dinamiklerini incelemelerine de fırsat vermiştir. Bu kapsamdaki bulgu da oldukça ilginçtir: bu araçların sorumlu kullanımı ne akademik kıdem ne de bu araçları kullanma ile ilgili önceki deneyimle ilişkilidir. Bu araçların rutin kullanımı bilişsel süreçlerin üç boyutunu da zayıflatıyorsa, bu zayıflatmaya en açık grup teknolojik becerileri yüksek STEM öğrencileri ise ve sorumlu kullanma ile akademik kıdem ve önceki deneyim ilişkisizse bu durumda ne yapılacaktır? Dolayısıyla, oldukça karmaşık bir sorunla karşı karşıya kalmaktayız. Bu nedenle araştırmacılar da oldukça anlamlı bir soruyu gündeme taşımaktadır: ‘Üretken yapay zekâ kullanımını düzenleyebilmek için gerekli olan bilişsel kapasiteler, bu araçlarla kurulan rutin etkileşim sonucunda giderek zayıflıyorsa, öğrencilerden üretken yapay zekâ kullanımını nasıl düzenlemeleri beklenebilir?’
O halde bu araçların sorumlu bir şekilde kullanılması ile ilgili sonuç verebilecek nasıl bir yaklaşım geliştirilebilecektir? Bu kapsamda literatürde ağırlıklı olarak yapay zekâ okuryazarlığının artırılması temel seçenek olarak öne sürülse de bu çalışmanın bulguları dolaylı olarak bunun yetersizliğini ortaya koymaktadır. Dijital yerliler olarak bahsedilen gençlerin teknolojiyi kullanma becerilerinin yüksek olması onların bu araçlara yönelik güvenlerini artırmakta, dolayısıyla bu grubu üretken yapay zekâ araçlarını rutin kullanmaya yönlendirirken aynı zamanda olumsuz etkilerine maruz kalabilecek en yatkın grup olarak da etiketlemektedir. Rutin kullanma yetki (bilişsel süreçler) devrini kolaylaştırmakta, nihayetinde öğrenmenin üç kritik boyutu da zayıflamaktadır. Dolayısıyla, bilişsel süreçler açısından en büyük maliyeti dijital yerliler olan öğrenciler ödemektedir. Bu araçların hem kapasite hem de çeşitlilik açısından sürekli gelişeceği göz önüne alındığında gençlerin ödeyecekleri maliyetin yaşam boyu birikmesinin bu olumsuzluğu nereye evireceği belirsizdir.
Bu nedenle şimdiden ciddi önlemler almak gerekiyor. Özellikle eğitim sistemlerinde öğrenmeyi değerlendirmede kullanılan ölçme-değerlendirme yöntemlerinin oldukça sıkılaştırılmasına acilen ihtiyaç olduğu açıktır. Bu araçları etik bir şekilde kullanmaya yönelik dilek ve temennilerin ötesinde ölçme ve değerlendirmenin öğrencilerin bu araçlarla baş başa kalmasını önleyecek şekilde okul ortamına taşınması, çeşitlendirilmesi ve denetimli yapılması ilk öne çıkan önlem olarak durmaktadır. Böylece, bu araçları rutin olarak kullanan öğrencilerin bilişsel süreçlerine olumsuz etkileri daha kolay bir şekilde ortaya çıkabilecek, öğrenmiş gibi görünme fark edilebilecek ve öğrenci bu durumda başarısız olma maliyeti ile yüzleşmek zorunda kalacaktır. Böylece bu maliyeti gören öğrencilerin bu araçlara yönelik güveni ve rutin kullanımı da olması gereken daha sağlıklı bir zemine taşınabilecektir.
Sende Yorum yap