Anladık ama yine de yaptık
New York Üniversitesi'nden bir antropolog, on beş yılını Las Vegas'ın slot makinelerinin başında geçirdi. Kumarhane sahipleriyle, makine tasarımcılarıyla, kumarbazlarla konuştu. Natasha Dow Schüll'ün bulduğu şey şuydu: İnsanlar zengin olayım diye kolu çevirmiyordu. Bir “ruh hali bölgesine' girmek için oynuyordu.
Kentucky'nin dağ ilçesinde bir okul müdürünün masasında 27 milyon dolarlık bir çek var. Çekin üstünde dört imza bulunuyor: Meta, TikTok, Snap, YouTube. Dava bu hafta kapandı; duruşma salonuna gidemedi.
İlçenin adı Breathitt. Her dört kişiden birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir yer. Altı okul, bin altı yüz öğrenci. Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine ‘çocuklarımız zarar görüyor’ diyerek ilk ciddi davayı açan yer. Bir avuç yoksul insanın yaşadığı bir dağ köyü.
Davada talep edilen rakam 60 milyon dolardı. Öğrenciler için on beş yıllık bir ruh sağlığı programı da isteniyordu. Silikon Vadisi’nin devleri bunun yarısını ödeyerek uzlaştı. Bir özür yok. Suçu kabullenme yok. Bir iyileştirme sözü yok. “Platformlar şu özelliği kaldıracak” beyanı yok. Sadece sessizliği satın alan takım elbiseli adamlar var.
Faturayı ödeyip çıktılar.
Şöyle düşünebilirsiniz: Mahallede bir bakkal var. Çocuklara bilerek bağımlılık yapan bir şeker satıyor. O şekerin bağımlılık yapması için çocukların okul dönüşü eve yürüdüğü yolların bile bakkal dükkanına çıkmasını sağlıyor. Aynı bakkalın foyası meydana çıkıyor. Dava açılıyor. Ama bakkal duruşmalara katılmıyor. “Tamam, ben etkilenen çocukların çok minik kısmına para vereyim ama rafımdaki şekere dokunmayacağım, çocukları zehirlemeye de devam edeceğim. Ayrıca suçlu olduğumu da kabul etmiyorum" diyor.
Kentucky’de olan tam olarak bu.
New York Üniversitesi'nden bir antropolog, on beş yılını Las Vegas'ın slot makinelerinin başında geçirdi. Kumarhane sahipleriyle, makine tasarımcılarıyla, kumarbazlarla konuştu. Natasha Dow Schüll'ün bulduğu şey şuydu: İnsanlar zengin olayım diye kolu çevirmiyordu. Bir “ruh hali bölgesine" girmek için oynuyordu. Günlük kaygının, sosyal dertlerin, hatta kendi bedeninin yok olduğu bir tür uyku hali. Schüll meselenin kazanmak değil, oynamaya devam etmek olduğunu keşfetti.
Ve bu ilişkiye bir isim verdi: Asimetrik suç ortaklığı.
Bağımlılık, makinenin “insan doğasını” insanla birlikte kullanarak ürettiği bir şey. Kumarbaz bu süreçte suçlu, evet. Ama makine bağımlılık yapsın diye tasarlandığı için, kumarbaz aynı anda hem suç ortağı hem de kurban sayılıyor. Masanın bir tarafında elinde bir telefonla küçük bir çocuk var. Diğer tarafta o telefonu binlerce mühendisle, milyon dolarlık yatırımlarla, davranış bilimcileriyle tasarlayan şirketler oturuyor. Masa kirli. İki taraf karşılıklı oturuyor ama masa düz değil.
Çocuklar tuzağınıza kendi iradeleriyle düştü. Evet. Ama bu sizin “tuzak kurduğunuz” gerçeğini değiştirmiyor.
Facebook’un ilk Başkanı Sean Parker, 2017’de bir kanser araştırma etkinliğinde konuştu. O gün biraz fazla dürüst bir günündeydi.
“Düşünce sürecimiz şuydu: İnsanların zaman ve dikkatinin mümkün olduğunca fazlasını nasıl tüketiriz? Bunun için arada bir küçük bir dopamin atışı vermeniz gerekiyor. Biri fotoğrafınızı beğendiğinde, yorum yaptığında… Bir sosyal onay döngüsü. Benim gibi bir hacker'ın çıkarabileceği türden bir şey, çünkü insan psikolojisindeki bir açıktan faydalanıyorsunuz.”
Sonra o cümleyi kurdu:
"Mucitler, yaratıcılar. Ben, Mark, Instagram'dan Kevin. Bunu bilinçli olarak anladık. Ve yine de yaptık."
YİNE DE YAPTIK.
Asimetrik suç ortaklığı. Her şeyin farkındaydılar. Risklerin. Zararın. İnsan doğasının. Yine de yaptılar. Gözlerini bile kırpmadılar.
Tütün şirketleri onlarca yıl "sigara bağımlılık yapmaz" diye direnmişti. Sonuçta verdikleri zararı kabul ettiler. Ama neleri ve kimleri kaybettik bir düşünün.
Buradaki fark şu: Sosyal medya şirketleri inkâr etme pozisyonu bile almıyor. Gerekirse hesabı ödüyor, hiçbir şey söylemiyor, hiçbir şeyi değiştirmiyorlar.
Neleri ve kimleri kaybediyoruz bir düşünün.
Sende Yorum yap