Marilyn Monroe neden hâlâ güncel?

Marilyn Monroe, Hollywood’un ezdiği, sistemin tükettiği bir kadın mıydı? Yoksa aslında kendi imajını yöneten, 1950’lerde kendi yapım şirketini bile kurmayı başarmış bilinçli bir performans sanatçısı mıydı? İşte, gerçek tam da bu iki hikâyenin kesişiminde.

1 Haziran 1926’da doğan Marilyn Monroe, 100. Yaş günü dolayısıyla bu hafta farklı metropollerde sergiler ve açık artırmalarla gündemde. En çok öne çıkanlar ise Londra’da National Portrait Gallery’de yeni açılan “Marilyn Monroe: A Portrait” sergisi ile Los Angeles’ta Juliens Auction ve Dallas’ta Heritage Auctions’taki “Marilyn Monroe: Hollywood Icon” müzayedeleri.

Marilyn Monroe’nun ‘Balerin’ pozunda oturduğu fotoğraf, 1954, Milton H. Greene
Peki, ama Marilyn Monroe nasıl oluyor da ölümü üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen popüler kültürün merkezinde kalmaya devam edebiliyor? 2026’da bu sorunun tek bir cevabı olmadığını daha iyi anlıyoruz. Londra’daki sergi, Andy Warhol’dan Cecil Beaton’a, Richard Avedon’dan Eve Arnold’a uzanan fotoğraflarla Marilyn’in yüzünü çoğaltıyor. Her fotoğraf farklı bir Marilyn üretiyor: Kırılgan, kontrollü, oyuncu, mesafeli… Ama en çarpıcı gerçek, bu görüntüler onu açıklamıyor, aksine daha da belirsiz hâle getiriyor. Marilyn, nasıl dikkat çekeceğini ve nasıl kafa karıştıracağını her zaman bilmiş.

Marilyn Monroe’nun 1956’da Cecil Beaton tarafından çekilen fotoğrafı
ABD’deki müzayedelerde ise mektuplar, günlükler, kıyafetler, telefon rehberleri dikkatleri çekiyor. Joe Di Maggio ile balayına çıkarken giydiği Christian Dior imzalı etek ceket takım yaklaşık 450 bin dolara satılıyor, Arthur Miller’ın mektupları on binlerce dolar değer görüyor; Fabergé saatler, telefon defterleri, kişisel eşyasının toplamı milyonları buluyor.

Hangi Marilyn?
Konu müzelerde ya da müzayedelerde gördüklerimizden çok daha derin aslında. Uzun yıllar boyunca anlatı hep aynıydı; Marilyn, Hollywood’un ezdiği, sistemin tükettiği bir kadındı. Sonra karşı anlatı geldi; Marilyn aslında kendi imajını yöneten, bilinçli bir performans sanatçısıydı. Gerçek ise bu iki hikâyenin kesişiminde. Çünkü Marilyn, aynı anda hem yöneten hem yönetilen, hem üreten hem tüketilen bir figürdü. Özellikle kendi prodüksiyon şirketi olan Marilyn Monroe Productions’ı kurması, bu gerilimin en somut örneği. 1950’lerin Hollywood’unda olağanüstü bir hamleydi bu. Marilyn Monroe sadece kamera önünde var olmaya rıza göstermedi; karar verenlerle aynı masaya oturmak istedi. Senaryoyu, ışığı, rolü ve finansal pazarlığı da kontrol etmek istedi. Hatta çoğu zaman nasıl göründüğünü de kontrol etti; loop ile bakarak kontakt baskıları seçti, bazı fotoğrafları veto etti. Bu yüzden Marilyn’in hikâyesi aynı zamanda bir şöhret stratejisi girişimiydi. Marilyn’in çekiciliği, onun tam çözülememesinde yatıyor. Hem saf gibi görünüyordu hem de fazlasıyla bilinçliydi. Hem kırılgandı hem sahneyi yönetiyordu. “The Seven Year Itch”teki o ünlü etek sahnesi bile son derece kontrollüydü.

1946’da André De Dienes’in objektifinden
Marilyn yeniden üretiliyor
Her ne kadar bugünün dünyası onun yaşadığı dünyanın daha hızlı, daha dijital ve daha acımasız bir versiyonu olsa da, kimlik performansı artık bireyin günlük hayatının doğal bir parçası. Sosyal medya üzerinden herkes sürekli kendi imajını yeniden üretir hâlde. Görsel imajın ekonomik değeri hiç olmadığı kadar belirleyici bir güce dönüştü. Özel hayatın metalaşması kamusal alanın merkezine yerleşti. Ama bunların hepsi Marilyn Monroe’nun hayatında zaten fiziksel olarak vardı, bugün ise dijitalleşmiş hâlde yeniden üretiliyor.

Gerçek adı Norma Jeane olarak 1946’da Bruno Bernard tarafından fotoğraflandı
Marilyn bir Hollywood yıldızının trajik erken kaybından çok, modern görsel çağ insanının erken prototipi gibi hatırlanıyor. İnsanın kendini nasıl gördüğü ile başkalarının onu nasıl görmek istediği arasında bitmeyen çatışma var ve bu çatışma bitmediği sürece Monroe da bitmeyecek. Bazen bir kurban, bazen bir feminist ikon, bazen seks sembolü bazen de sanat nesnesi olarak algılanmaya devam edecek. Gerçekte ise Marilyn, bu kategorilerin hiçbirine tam olarak sığmıyor. Çünkü o, her kategoriyi bozan bir figürdü.

Andy Warhol imzalı “Green Marilyn”

“Dünyadaki Tek Sarışın” 1963, fotoğraf Pauline Boty, Pauline Boty mirasçıları
Sergiye tepkiler nasıl?
Londra’da National Portrait Gallery’deki “Marilyn Monroe: A Portrait” sergisini gezenler aynı görüşte, sergi hayranlıkla başlıyor ama tedirginleşerek bitiyor. Etkileyici, zengin ve görsel olarak güçlü, ancak Marilyn Monroe’yu gerçekten anlayabiliyor muyuz, sorusuna net bir cevap vermekten özellikle kaçınıyor. Serginin en güçlü yanı elbette fotoğraf seçkisi. Cecil Beaton, Eve Arnold, Richard Avedon ve Andre de Dienes gibi isimlerin işleri, Marilyn’in farklı dönemlerinden portreler sunuyor. Ancak bu zenginlik, aynı zamanda bir dağınıklık hissi yaratıyor. Her ne kadar bu durum bilinçli bir küratoryal tercih olsa da bazı sanatseverlere göre serginin en büyük zayıflığı.Bir diğer eleştiri noktası ise serginin Marilyn’in erkekler, stüdyo sistemi ve dönemin güç ilişkileri içindeki konumunu özellikle sınırlı işlemesi. Metinler ve seçkiler, onun yapım şirketini ve fotoğraflar üzerindeki kontrolünü vurgulasa da Hollywood’un sert baskıları ve skandalların politik boyutu geri planda kalıyor. Bu nedenle bazı eleştirmenler sergiyi fazla steril ve fazla estetik merkezli buluyor.Kişisel eşyasının sergilenme biçimi de tartışma konusu. Mektuplar, giysiler ve objeler bir yandan yakınlık hissi üretirken, diğer yandan Marilyn’in özel hayatını yeniden bir gösteriye dönüştürüyor. Her şeye rağmen serginin etkileyiciliği konusunda herkes hemfikir. Sergi, Marilyn’i açıklamaktan çok onun etrafındaki mitolojiyi yeniden üretmekte daha başarılı. Sonuçta ortaya çıkan tablo etkileyici ama huzursuz edici. Çünkü ziyaretçiye net bir cevap vermiyor, aksine Marilyn’in sırrının neden hâlâ çözülemediğini bir kez daha gösteriyor.
Sende Yorum yap