Peynirin suyuna gitmek: Protein-maxxing
Dünyada bir protein talebi patlaması var. Bunun bir adı da mevcut: Protein-maxxing. Bir şeyi maxx etmenin şöyle güçlü bir yan etkisi oluyor: Dengeyi kurban ediyoruz. Maxx sonuna geldiği şeyi yükseltmeyi, başka şeyleri bitirme derecesinde küçülterek yapabiliyor. Mesela protein-maxxing’e geri dönersek, herkesin protein kovalayıp lifli beslenmeyi unutması da bununla ilgili.
Dünyada bir protein talebi patlaması var. Bunun bir adı da mevcut: Protein-maxxing. Kendine sosyal medyada yuva bulan “maxxing akımları” bir kavramı cımbızla tutup “şişirmek” üzerine kurulu. Maxxing ekinin kökü Dungeons & Dragons ve video oyunlarına dayanıyor: Bir karakterin tek bir özelliğini sonuna kadar geliştirip diğerlerini bile bile feda etme stratejisi. Kavram, 2010’ların ortasında karanlık incel forumlarında tekrar “Looksmaxxing” ile geri döndü, sonra her sözcüğün arkasına eklenebilen nispeten daha masum bir yapıya kavuştu: Fibermaxxing, sleepmaxxing, hatta “nonnamaxxing”. (İnsanların anneanne gibi yaşamaya çalışması. Bunu deneyeceğim)
Bir şeyi maxx etmenin şöyle güçlü bir yan etkisi oluyor: Dengeyi kurban ediyoruz. Maxx sonuna geldiği şeyi yükseltmeyi, başka şeyleri bitirme derecesinde küçülterek yapabiliyor. Mesela protein-maxxing’e geri dönersek, herkesin protein kovalayıp lifli beslenmeyi unutması da bununla ilgili.
Ayrıca protein açığı gerçek bir mesele. Yaşlanan kasın, diyet yapanın, zayıflama iğnesine başlayanların yeterince protein alması zorlaşıyor. Hele yeni "ideal" rakamlar konuşulunca, günlük eşiği tutturmak daha kritik hale geliyor. Ancak bu yeni oranların “herkes için” gerekliliği hakkındaki bilimsel tartışmalar devam ediyor. Bu esnada tabii ki maxxing gerçeğin peşinde kalayım demiyor, talebi körüklemeye devam ediyor. Zaten maxx'ın huyu böyle: Fren yapmayı pek bilmiyor.
Böyle de olunca talep anormal bir yere gitti ve bunun da tuhaf sonuçları olmaya başladı. Talep patlaması proteine en çok ihtiyaç duyan yaşlı nüfusta değil TikTok kuşağı arasında gerçekleşirken en büyük gariplik ise peynir tezgahlarının üstünde yaşanıyor.
Biliyorsunuz, peynir üretilirken altında bir sıvı oluşuyor. O bulanık peynir altı sıvısı, yıllarca üreticiler için baş belası bir konuydu. Kurtulmak için peynir altı sıvısını ya döküyorlar ya da hayvanlara yediriyorlardı.
Ancak peynir altı sıvısına alışan hayvanların moralini bozacak hadiseler yaşandı. Çünkü bugün aynı sıvı, altın muamelesi görüyor. Kurutuluyor, toz haline getiriliyor ve "whey protein" olarak satılıyor. Protein tozlarının fiyatı yılbaşından bu yana, yani birkaç ayda yarıdan fazla yükseldi. Çünkü peynir üreticileri, protein tozu talebine yetişemez hale geldi. İş öyle bir yere vardı ki bazı süt tesisleri artık peynirden değil, suyundan para kazanıyor.
Sonuç: Türk sofralarının en popüler gıdalarından biri olan peynir, kendi atığının yan ürünü oldu. Sosyal medya çağında pazarlamanın nasıl bir güç haline geldiğinin, algoritmaların hayatımızı nasıl parmak şıklatarak yönetebildiğinin başka bir kanıtı.
Tabii işin en can sıkıcı tarafı bir şeyleri maxx ederken ihmal ettiğimiz diğer yerlerde saklı. Mutfak terazisinde tavuk tartarken hangi gıdaları yok sayıyoruz? Genellikle lifi ihmal ediyoruz. Amerikalı yetişkinlerin yüzde 90'ından fazlası yeterince lif almıyor. Halihazırda yeterince lif tüketmediğimiz bir dünyada protein-maxx ediyoruz.
Ama tabii ki algoritmacılar lifi de keşfettiler. Ve tahmin edin ne yaptılar: Maxx'ladılar. "Fibermaxxing" akımı ile insanlar günde aldıkları lif miktarıyla övünüp birbirine bağırsak hikâyelerini anlatıyor. Ancak aşırı kişisel bilgiye de aşırı life de ihtiyacımız olduğu tartışmalı. Uzmanlar denge önermeye devam ediyor. Fibermeeting diyor: Maxx etme, yetecek kadar al.
Ancak burada mesele hiçbir zaman besin değildi. Maxx'ın kendisiydi. Yanına gelen sözcükler ise sadece bahane olmaya devam ediyor.
Categories: Peynirin suyuna gitmek: Protein-maxxing
Sende Yorum yap