Güvenilir bir tarzda uydurmak
Bu satırları yazan kişinin bir şapkası daha var: Öğretmenlik! Yıllardır, muhabirliğin ve yazıcılığın yanı sıra, genç kardeşlerimizle öğretmen-öğrenci ilişkisini de sürdürüyorum. Ve yıllardan beri ilk kez, online sınavlarla, örnek yazı yazdırarak yeterlik ve yetenek ölçmekten korkar hale geldim.
Bu yargı sadece bana ait değil. Aslında, anlatacağım olumsuzlukları çok yaşamadım. Mesele şu: yapay zekâ, İngilizcesinin yaygın kısaltmasıyla AI, o kadar ilerledi, o kadar mükemmel hale geldi ki artık yalan söyleyebiliyor, yakalanamıyor; “çünkü güvenli bir tarzda uydurabiliyor.”
İlk yıllar, okullarımızın bilişim teknolojileri (BT) bölümleri, öğretim üyelerine hem kullanabilecekleri AI kaynaklarını hem de bu kaynakları kullanarak yazılmış ödevi, soruların bu kaynakların yardımıyla kaleme alınmış cevaplarını belirlemenizi sağlayan araçları bildiriyorlardı. İçinize “Bu arkadaş bugüne kadar böyle güzel cevaplar vermez, böyle başı-sonu tutarlı denemeler yazmazdı! Bunda acaba AI’nin parmağı olabilir mi?” şeklinde kuşkular düşerse, o dosyayı tutar, bir sitede bir kutunun içine bırakırdınız; sitenin programı o yazının yüzde ne kadarının hangi AI tarafından kaleme alındığını, yüzde 100’e yakın güvenirlikle, gösterirdi.
Şimdi hâlâ böyle araçlar var; ama programın kendine güvenirliği bırakın yüzde 100’e yakınlığı, yüzde 10’larda! Böylesine düşük bir güvenirlikle, hiçbir öğretmen veya editör, öğrencisini veya yazıcısını intihal ile itham edemez.
Axios sitesi yazarı Megan Morrone, “Yapay zekâ araçları belki daha az yanılgıya düşüyor olabilir, ancak yine de cilalı, aşırı özgüvenli bir dille gizlenmiş yanlış cevaplar vermeye devam ediyorlar” diyor. Bu, bizim genel olarak, yapay zekâya giderek daha çok güvenir hale geldiğimiz, yani bedeli çok ağır olabilecek hataları yakalama ihtimalimizin çok azaldığı anlamına geliyor.
Bir tıp sınavında veya ödevinde öğretilenleri öğrenmemiş, başka bir deyişle uzmanı olduğunu iddia ettiği alanla ilgili hayati bilgileri ve becerileri kazanmamış bir sağlık uzmanını düşünün. Mezun olduktan sonra, bu kişinin ne teşhisine ne tedavisine güvenmemek gerekir. Sağlık alanı gibi, hâlâ bir mesleki hiyerarşi ve deneyim birikiminin önemli olduğu uç örnekler bizi çok korkutmayabilir. Ancak bu öğrenciye sınavında yardımcı olan ve devreye girdiği artık anlaşılamayan AI aracının, deneyimli bir doktorun denetiminin söz konusu olmadığı bir ortamda, “Şu belirtiler var; benim hastalığım nedir?” diye soran bir Google kullanıcısına vereceği hatalı yanıtın, teşhis ve ilaç tavsiyesinin bedelini düşünmek bile tüyler ürpertici! Hele reçete ile satılması gereken ilaçların reçetesiz de edinilebildiği ülkelerde (her neresi ise o ülkeler!) oluşabilecek insani zararın telafisi bazen imkânsız olabilir.
“Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder!” diye bir özdeyiş vardır. Yapay zekâ araçlarının eksikliğini örtmek için gösterilen olağanüstü çabanın gerisinde bu programları geliştiren firmaların, bu firmalara satılmak üzere geliştirilen modellerin kazandığı paraları, bu kuruluşların hisse senedi fiyatlarının ulaştığı astronomik seviyeleri düşündüğümüz zaman yarım doktor ve hocaları belirlemenin de giderek imkânsız hale geleceği kesindir. Ancak durum tamamen de ümitsiz değil.
Bazıları ne kadar tersini iddia ederlerse etsinler, AI’nin işleri ortadan kaldıracağı yönündeki korkuları paylaşan teknoloji önderleri var. Bu kesim, “Her süreçte her zaman insan olacak ve olmalıdır” görüşünü savunuyorlar. Yine bu grup, AI’nin “Bu kadar uydurma olmaz, bu dediği doğrudur!” kanısını veren “cevaplarını” bile bilgi-doğrulatma süreçlerinden geçirmeyi elden bırakmamayı öneriyorlar. “Fake News” denen sahte veya uydurma haber denen olgu çağımız, insanını bilgi-doğrulatma süreçleri konusunda eğitti. Nasıl artık özellikle sosyal medyada okuduğumuz her haberi kaynadığından soruşturmadan paylaşmıyorsak, AI’nin teşhis ve tedavisine de güvenmemek gerekiyor.
Okullardaki AI sorununa gelirsek, çare galiba yüz yüze sınava dönmek!
Sende Yorum yap