Dikkat, ‘nakit yemek’ yardımı kuralsız değil
Torba kanun sonrası beklenen SGK genelgesi nihayet yayınlandı. Bana gelen sorulardan işveren tarafında çalışana yapılan nakit ödemeler konusunda temel bir yanlış anlama olduğunu fark ediyorum. Nedense bir kesim işveren arasında nakit yemek parasının herhangi bir kurala tabi olmadığına ilişkin bir kanaat var. Bu konudaki yanlış algı ve bilgi eksikliklerinin ortadan kaldırılması gerekiyor ki nakit yöntemi tercih eden işverenler ileride bu konuda bir problem yaşamasın. Öncelikli olarak SGK’yı kutlamak istiyorum. Yeni genelgenin dengeli, saha gerçeklerini dikkate alan, suistimalleri önlemeyi önceleyen ve çözüm üreten bir yaklaşımla hazırlandığı görülüyor. Yemek kartlarının ayni yardım statüsünün aşındırılarak günlük 300 TL’lik bir istisna sınırı getirilmesi genellikle olumsuz karşılansa da tartışılan bazı konuların bu yeni genelgeyle açıklığa kavuşturulmuş olması tarafları memnun etmiş görünüyor.
‘Beslenme için kullan’
Genelgenin nereydeyse bütün paragraflarında verilen ana mesaj yemek yardımlarının çalışanların beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılması gerektiği. Bu açıdan bakıldığında nakit yemek yardımı yönteminin herhangi bir kurala ve kontrole tabi olmadığına ilişkin iddiaların altının boş olduğu daha iyi anlaşılmış durumda. Genelgeye göre, “(1) Çalışana verilen nakit yemek parası, çalışan tarafından beslenme ihtiyacını karşılamak için besin maddesi satın alınması ve tüketilmesi için kullanılmamışsa kullanılan nakit tutarların tamamı prime esas kazanca dahil edilecek. (2) Daha açık bir ifadeyle, beslenmek için kullanılmayan nakit tutarlar sigorta primi istisnasından faydalanamayacak. (3) Muvazaalı durumların tespit edilmesi halinde ise Kurumun prim kaybı işverenlerden 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi uyarınca gecikme zammı ve cezası ile tahsil edilecek”.
Gözden kaçan nokta
Burada işverenlerin gözden kaçırmaması gereken çok kritik bir yasal sınır bulunmaktadır. Yemek yardımı amacıyla nakit ödeme yapmak veya bu süreci doğrudan her tür işletmeye açık olan ödeme araçları aracılığıyla yürütmek, işverenleri hiç arzu etmedikleri bir riskle karşı karşıya bırakabilir. Bilindiği üzere, banka ve e-para kartları gibi nakit ödeme araçları, giyimden teknolojiye kadar her türlü sektörde kullanılıyor. Yapısal olarak her yere açık olan banka ve e-para kartı gibi nakit ödeme araçlarının tercih edilmesi, yardımın yasal amacının (yani yemek ve gıda harcamasının) dışına çıkılmasına yol açacağı için denetimlerde muvazaa işareti olarak kabul edilmekte. Böyle bir durumda SGK, kartın niteliğine bakarak bu kullanımın muvazaa oluşturduğuna ve istisna hakkını ortadan kaldırdığına hükmedebilir. Dolayısıyla işverenler, bu tür muvazaalı sonuçlar doğurabilecek şekilde ödeme araçlarının her çeşit sektöre ve işletmeye açık olarak kullanılmasına sevk eden yönlendirmelere karşı son derece temkinli yaklaşmalıdır. Bu şekilde sağlanan yardımlarda harcama noktalarının sadece yemek ve gıda işletmelerine açık olacak şekilde yapılandırılarak kullanılması önemlidir.
İşveren ve risk yönetimi
Unutmamak gerekir ki bu dengeli yaklaşım hem muvazaalı uygulamalar sebebiyle kurumun prim kaybını önlemek için hem de nakit yemek parasının ücret politikasının yerini alarak çalışan haklarına zarar vermesini önlemek için gerekli. Bunun yerine, en baştan risk almamak adına, her tür işletmede serbestçe harcanabilen açık uçlu olarak sunulan ödeme yöntemlerinden kaçınmak en sağlıklı adımdır. Yardımın, sadece yemek ve gıda işletmelerinde geçerli, yasal sınırları baştan çizilmiş kapalı devre olarak yapılandırılması; işverenleri güvenli alanda tutacak.
Sende Yorum yap