EKRAN MUHABBETİ
Sözcü TV’de gazeteciler Kemal Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırıyor:
- Sizin 13 seçimi bile isteye kaybettiğiniz konuşuluyor, buna ne dersiniz?
Kemal Bey kızıyor:
- Nereden çıktı bu 13 seçim. Arada iki referandum var.
Yani... Kemal Bey 13 değil sadece 11 seçim kaybetmiş!
Uzayıp giden oturum buna benzer espriler, demagojiler, kaçamaklarla sürüyor.
Tartışmanın büyük bölümü arınma üzerineydi.
Kemal Bey orada da demagojiye saptı.
Yolsuzluktan yargılanan belediye mensupları henüz haklarında karar verilmeden suçlanabilir miydi?
Kılıçdaroğlu sanıkların ne yapabileceği sorusuna:
- Efendim onlar da suç duyurusunda bulunsunlar, diye karşılık verdi.
Böyle bir çözüm olabilir mi?
Bir iftiracı ya da gizli tanığın ifadesiyle tutuklanmış belediye mensubu karşı suç duyurusunda bulunarak kendini aklayabilir mi?
Bir hukukçu dostumuzun sözleri:
- Hukuki anlamda bir kişinin “arınması” (beraat etmesi), ancak bağımsız yargı organlarının dosyayı inceleyip suç unsuru bulmamasıyla mümkündür. Karşı dava açmak, iddiaların ciddiyetini ortadan kaldırmaz. Bir yolsuzluk iddiasından “arınmak”, ancak iddiaların somut delillerle çürütülmesi ve hukuk önünde aklanmakla mümkündür. Mahkemede beraat etmeden kimse aklanmış sayılmaz.
Dostumuz devamla:
- Aslında Kemal Beyin ana konusu hırsızlıklar değil. Onun yüklendiği misyon muhalefetin belini kırmaktı ve o da bunu başardı.
AMASYA TAMİMİ
Atatürk’ün Samsun’a çıkışından 33 gün sonra, 22 Haziran 1919’da, silah arkadaşlarıyla yaptığı toplantı sonrası ilan ettiği “Amasya Tamimi” (genelgesi) hem bir bağımsızlık manifestosu hem bir demokrasi ilk adımıdır. Alınan kararlar özetle:
- Vatanın tamamı, milletin istiklâli tehlikededir.
- Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
- Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için, bütün illerin her livasından parti ayrılıkları dikkate alınmaksızın milletin güvenini kazanmış üçer kişinin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
Genelgenin ruhu ise şu cümlede saklıdır:
“Milletin geleceğini yine milletin azim ve kararı kurtarır”
Dünya çapında “ulusal bağımsızlıklar çağı” da bu çağrıyla başlar.
TONGUÇ’U ANARKEN
Köy Enstitüleri eğitim programını hazırlayıp yurt geneline uyarlayan ve yöneten büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç (1893- 1960) ölümünün 67. yılında saygıyla anılıyor.
Tonguç deyince onun demokrasi konusundaki kısa ama vurucu tanımı da akla gelir. 1950’lerde ülkemizdeki demokrasiyi tanımlarken demiştir ki:
“Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı. Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu, zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.
İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın, halk bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır.
Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik.”
AÇIKSÖZ
Kastamonu’da yayınlanan Açıksöz gazetesi 107. yaşını tamamladı...
15 Haziran 1919’da çıkan gazetenin ilk nüshasının manşeti “Mandadan Evvel İstiklal” idi.
O günlerde mütareke medyası dört elle Amerikan mandasına sarılmıştı.
Amasya Tamimi henüz yayınlanmamıştı.
Gazete istiklal (bağımsızlık) ateşini ilk yakan gazetelerden biri oldu.
KUPASIZ
Milletçe süzüldük, kavrulduk, kahrolduk.
Neden?
Çünkü milli takımımızın neredeyse final... olmadı yarı final falan oynayacağına kendimizi inandırmıştık.
İki maçta tek gol atamadan elenince attan düşmüş karpuza döndük.
İyi de bizim final oynayacağımızı bize kim söyledi?
Kimse söylemedi.
Bu hayali kendimiz şişirdik.
Skor basınımız şişirdi.
Spora el atan siyasiler şişirdi.
Aslında ne olacağı aşağı yukarı belliydi.
Birkaç hazırlık maçında oyuncularımız şahsi becerileriyle birkaç gol atmıştı.
Takımın bir oyun planı, sistemi falan yoktu.
Skor basınımız sonuçlara bakarak umut pompaladı.
Siyaset kurumu futbolcuların ipiyle havalara yükseleceğini umdu.
Çocukların omuzuna kaldıramayacağı yükler yüklendi.
Sahada çöktüler.
Yeterli çabayı göstermeden dünya uluslarının önüne geçme çabamız hüsranla sonuçlandı.
Bu da bize ders olur mu?
Sanmıyoruz
Yıkımlardan ders alacak olsaydık bu noktaya gelir miydik?
Sende Yorum yap