Şiir ve NATO günlerinde Milliyet...

■ İnsanın var olduğu günden bu yana yemek yemek, uyumak gibi fizyolojik ihtiyaçlarının dışındaki en büyük ihtiyacı güvenlik olmuştur. Antik çağlarda güvenliği vahşi hayvanlardan korunmak olarak gören insanlık için bugün kişisel güvenlik gece vakti sokakta rahat yürümek, toplumsal güvenlik de ülkesinin saldırıya-işgale uğramadan yaşaması haline geldi. Soğuk Savaş’tan sonra gereksiz görünen NATO’nun öneminin yeniden artması tam da bu ihtiyacın sonucu. NATO demek silah demek, asker demek, gerektiğinde öldürme kapasitesi demek bir yanıyla.

■ Şiirin tarihi yazının tarihinden eskidir. Dilin henüz yazıya dökülmediği çağlarda, bilgileri akılda tutmak ve nesilden nesle aktarmak için kullanılan ritim ve kafiye, şiirin temelini oluşturur. Tanrılara övgüler, av ritüelleriyle başlayan şiirin hikayesi, yazılmış milyarlarca mısranın ardından az sayıda şairi küresel olarak tanınır hale getirmiştir. En büyük ihtiyaçlarından biri güvenlik olan insanın garip çelişkisi, adı en bilinen şairler savaşa karşı barışı savunan şairler olmuştur. Pablo Neruda’nın İspanya İç Savaşı’na tanıklık ettikten sonra yazdığı mısralar, Nazım Hikmet’in Hiroşima’ya atom bombası atıldıktan sonra kağıda döktüğü “Kız Çocuğu” şiiri, Sovyetler döneminde nükleer yarışa karşı sesini yükselten Yevtuşenko’nun adları ilk aklıma gelenler. Başka zamanlarda başka coğrafyalarda yaşasalar bile insanlık savaşlardan sonuçlar çıkardı ve sonra bunu kağıda döktü. Amerikan İç Savaşı sırasında hemşirelik yaparak savaşın dehşetini yaşayan Walt Whitman’ın ırk, din ve ulus ayrımı gözetmeksizin tüm insanlığın kardeşliğini savunduğu mısralarıyla,13’üncü yüzyılda Moğol istilalarının yarattığı büyük yıkımın ardından gelen kaos ortamında, insanları ırk ve inanç ayırt etmeksizin sevgi ve barış potasında eritmeye çağıran Mevlana, şiirin gücüdür.
■ Şiir ve NATO birbiriyle çelişse de bugün için ortak bir noktaları var: Şiir de NATO da hızla biçim değiştiriyor. Dijital çağın hızlı tüketimi, kısa, vurucu ve görsel tasarımlarla sunulan “Instapoetry” denilen akımı başlattı. Eskiden ülkelerden, bloklardan gelen tehditlere karşı birlikte savunma fikrine dayanan NATO; bugün küresel terörizm, göç hareketleriyle de ilgilenmek zorunda. Instagram şiirinin kötü tarafı sahteciliğin çok olmasıdır. Mesela Oğuz Atay’a atfen yazılan mısraların çoğu uydurma, bir kısmı da başka şairlere ait olan mısralardır. Mesela Oğuz Atay’a atfedilen “Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?” mısrası aslında Özdemir Asaf’a aittir. Yalan ya da sahtecilik deyince şiir ve NATO, Türkiye özelinde tekrar buluşuyor. Türkiye’ye karşı başka NATO üyesi ülkelerle askeri işbirliği anlaşmaları imzalayan Fransa mesela, sahte mısralar gibi sahte bir müttefik...
■ 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, ittifakın geleceği açısından belirleyici olacak. Milliyet olarak bu zirveye haftalardır hazırlanıyoruz. Yazarımız Güldener Sonumut, NATO Merkezi Brüksel’den Ankara’ya geliyor. Diplomasi haberciliğinin en başarılı temsilcilerinden yazarımız Deniz Kilislioğlu yine Ankara’da olacak. Türkiye’de savunma politikaları, güvenlik çalışmaları konusunda en başarılı çalışmalara imza atan akademisyen olan Prof. Dr. Özlem Pusane bu tarihi zirveyi Milliyet’e yazacak. Sonuç bildirgesinin iletişim yanını Prof. Dr. Nuran Yıldız yazacak. Ankara Büromuz tüm ekip sahada olacak. Sadece Zirve’yi değil Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikili temasları dahil tüm diplomasinin perde arkasını aktaracağız sizlere. Dış haberler servisimiz binlerce gazetecinin takip edeceği Ankara Zirvesi’ne dair dünya medyasında yazılan çizilen ne varsa size aktaracak. Bir de diplomatlardan oluşan uzman listemiz var, başlıklara göre Milliyet’e katkı sağlayacak son derece değerli isimlerden söz ediyorum.
■ Diplomasi haberciliğinde Milliyet markasının hakkını vermek için hazırız ve artık son saymaya başladık bile. Hafızamızda sadece barış mısraları yok. Ahmed Arif’in “Dört yanım puşt zulası” mısrasının ülkemize de uyduğunu hiç unutmuyoruz. Dağarcığımızda Arif Nihat Asya’dan, Ziya Gökalp’ten, Nihal Atsız’dan mısralar var. Her mısra bizi asla değişmeyecek bir başka şiire ve gerçeğe götürüyor: “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.”
■ Bitirmeden önce Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından oldukça önemli olan bir noktayı hatırlatmam lazım. Gazete dağıtım şirketleri, dağıttıkları yayınların içeriğine dair söz söyleme ya da beğenmediği yayını dağıtmama hakkına sahip değildirler. Basın Kanunu dağıtım şirketlerine net sorumluluklar yüklüyor. Kanuna göre süreli yayınların dağıtımını yapan şirketler veya kişiler, kendilerinden dağıtımı istenen yasal yayınları dağıtmakla yükümlüdür. Üstelik sadece dağıtmakla yükümlü değiller aynı zamanda dağıtım ücretinde hoşa giden ya da gitmeyen yayın olarak farklı fiyat tarifesi uygulayamazlar. Aksi takdirde çok ağır para cezasına çarptırılırlar. Bu maddeler Türkiye’de basın özgürlüğü açısından son derece önemli maddeler ve kimsenin suyu bulandırmasına izin vermemek lazım. Türkiye’deki tüm gazeteler, en muhalifinden iktidarı en çok destekleyenine kadar Turkuvaz Dağıtım tarafından bayilere ulaştırılıyor. Olmayana ergi, felsefe, matematik, hukuk ve günlük tartışmalarda en sık kullanılan en güvenilir akıl yürütme biçimlerinden biridir. Konuya dair bilgisi olmayanlara ısrarla öneririm...
■ Herkese sağlıklı bir hafta ve iyi okumalar diliyorum…
Categories: Şiir ve NATO günlerinde Milliyet...
Sende Yorum yap