s

Obezitenin yeni şüphelisi mikroplastikler

Obeziteyi etkileyen faktörler listesi her geçen yıl biraz daha uzuyor. Genetik, uyku, stres ve bağırsak mikrobiyotası derken, son yıllarda bu listeye beklenmedik bir başlık daha eklendi: Mikroplastikler. Mikroplastikler artık yalnızca okyanuslarda yüzen atıklar değil; içme suyunda, gıdalarda ve insan vücudunun farklı dokularında da tespit ediliyor. Plasenta, akciğer, beyin hücresi bunlardan sadece birkaçı... Üstelik araştırmalar bu görünmeyen parçacıkların yalnızca orada bulunmakla kalmayıp metabolik süreçlerle de ilişkili olabileceğini düşündürüyor. Bugün bilim dünyasının yanıt aradığı sorulardan biri de, mikroplastiklerin obezitenin gözden kaçan çevresel risk faktörlerinden biri olup, olmadığı.

Çevre sorunu mubeslenme sorunu mu?

Mikroplastikler uzun süre yalnızca çevre kirliliği açısından değerlendirildi. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, konunun beslenme bilimini de yakından ilgilendirdiğini çok net gösterdi. Öyle ki insanlarda en önemli maruziyet yollarından biri beslenme. Geçtiğimiz yıllarda Environmental Science&Technology dergisinde yayımlanan bir araştırmada kişi başına yıllık mikroplastik alımının 39 bin-52 bin parçacık arasında olduğu tahmin edilirken, bu miktarın yaklaşık 11 bininin kabuklu deniz ürünlerinden kaynaklandığı vurgulanıyor. Plastik ambalajlarla uzun süre temas eden gıdalar, şişelenmiş içecekler, bazı işlenmiş ürünler de mikroplastiklerle karşılaşabileceğimiz kaynaklardan yalnızca birkaçı. Bu durum artık yalnızca, “Ne yiyoruz?” sorusunu değil, “Yediğimiz gıda bize hangi görünmeyen yüklerle geliyor?” sorusunu da gündeme taşıyor.

Hangi mekanizma?

Henüz mikroplastiklerin doğrudan obeziteye neden olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak bilim insanlarını heyecanlandıran nokta da tam olarak burası. Mikroplastiklerin metabolizmayı nasıl etkileyebileceği konusunda birden fazla mekanizma üzerinde duruluyor. İlk olarak, mikroplastiklerin yüzeyinde taşınabilen bisfenol A (BPA), ftalatlar ve PFAS gibi endokrin bozucu kimyasalların hormonal dengeyi değiştirebildiği düşünülüyor. Bu maddelerin yağ hücrelerinin oluşumunu düzenleyen PPAR adlı reseptörü uyararak, yeni yağ hücrelerinin gelişimini destekleyebileceği öne sürülüyor. İkinci olarak ise deneysel çalışmalar mikroplastik maruziyetinin hücrelerde oksidatif stresi artırdığını gösteriyor. Artan oksidatif stres, hücrenin enerji santrali olarak bilinen mitokondrilerin verimli çalışmasını bozabiliyor. Enerji üretiminin aksaması ise yağ dokusunun işlevinden glikoz metabolizmasına kadar pek çok sistemi etkileyebiliyor.

Maruziyeti azaltmak için

Elbette plastiklerle teması tamamen sıfırlamak mümkün değil. Ancak maruziyeti azaltmak elinizde. Daha az işlenmiş besin tercih etmek, taze gıdalara sofrada daha fazla yer vermek, sıcak yiyecekleri plastik kaplarda bekletmemek ve mümkün olduğunca cam ya da paslanmaz çelik ürünleri tercih etmek küçük gibi görünen ama uzun vadede anlamlı olabilecek adımlar arasında.Mikroplastiklerle ilgili hâlâ cevaplanması gereken çok fazla soru var. İnsan çalışmalarına ihtiyaç duyuluyor ve elimizdeki verilerin önemli bir kısmı deneysel araştırmalardan geliyor. Buna rağmen ortaya çıkan tablo önemli bir mesaj veriyor. Beslenme artık yalnızca tabağın içindekilerden ibaret değil. Gelecekte sağlıklı beslenmeyi konuşurken karbon ayak izini, gıda ambalajlarını, çevresel kirleticileri ve mikroplastikleri de aynı masaya koyacağız. Çünkü iyi beslenmek sadece yeterli vitamin ve mineral almak değil, bedeni görünmeyen yüklerden de mümkün olduğunca koruyabilmek anlamına geliyor.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.