Tefekkür nesnesi
Saat yazarı Marcus Henry, saatçilik ve güzel sanatlar üzerine kaleme aldığı son yazısında, en değerli sanatın izleyicisine söyleyecek sözü olan sanat olduğunu savunuyor. Tıpkı bir Vermeer tablosunun sessiz hikâyeciliği ya da bir Rembrandt eserinin uyandırdığı saygı gibi sanat bizi kendi kabuğumuzdan çıkarır, bir hikâye anlatır ya da belirli bir his yaşatır. Bir görsel başyapıtın karşısında uzun zaman tefekküre dalabilir, her bakışta yeni şeyler öğrenebilir ve onun bizi yavaş yavaş dönüştürdüğünü hissedebiliriz.
Grand Seiko’nun yeni duyurduğu Evolution 9 serisinde, ay ışığının Şinşu bölgesindeki Suwa Gölü üzerindeki titreşen yansımalarından ilham alan Moonlit Lake Suwa (SLGB007), Henry’nin tarif ettiği türden, bizi kendi kabuğumuzdan çıkaran ve karşısında saatlerce düşüncelere dalabileceğimiz modern bir başyapıt niteliği taşıyor. Markanın doğayı zamana tercüme etme becerisini gösteren bu model aynı zamanda saat dünyasında nadiren tercih edilen bir renk paletine de alan açıyor. Genellikle siyah, beyaz ya da mavi tonlarının güvenli sularında yüzen saat endüstrisi, son yıllarda kalıpları kırıp yeşil ile somonun farklı yorumlarına ağırlık verse de kahverengi ve koyu toprak tonları vitrinlerde çok az yer buluyor. Kahverengi artık daha görünür olsa da saat endüstrisi bu rengi çoğu zaman doğrudan adıyla anmak yerine çikolata, tütün ya da füme gibi adlarla sunmayı tercih ediyor. Grand Seiko da bu kadranı “kahverengi” yerine “siyahın sıcak bir yorumu” olarak sunuyor.

Kusurdan estetiğe
Saatçilik tarihinde eskiden nadir görülen bir renk olarak kahverenginin yüksek saatçilikte kabul görmesi aslında bilinçli bir estetik tercihle başlamamıştır. Kahverengi kadranlar, her şeyden önce beklenmedik bir kimyasal süreç ve üretim kusurunun sonucuydu. 20. yüzyılın ortalarında üretilen çelik spor saatlerin siyah kadranlarında kullanılan bazı koruyucu cilalar, ultraviyole ışınlarına ve neme maruz kaldıkça renk değiştirdi. Malzemenin bu kimyasal kusuru, siyah yüzeyleri zamanla kahverenginin farklı tonlarına çevirdi.
Üreticilerin bir dönem kusur sayarak bakım sırasında yenileriyle değiştirdiği bu kadranlar, vintage koleksiyonculuğunun yükselişiyle bambaşka bir anlam kazandı. Bugün “tropikal kadranlı” olarak tanımlanan ve müzayedelerde yüksek fiyatlarla el değiştiren saatler, çoğu durumda üretim sırasında kullanılan malzemelerin beklenmedik biçimde yaşlanmasının sonucudur. Saat endüstrisi, bir zamanlar gizlemeye çalıştığı bu teknik kusuru zamanla nadirlik ve estetik değerin göstergesine dönüştürdü. Özellikle Grand Seiko’nun Japonya’nın tabiata ve renklere düşkün kültür anlayışını, mevsim dönümlerini kadranlarına taşımasıyla kahverengi çok daha organik ve felsefi bir anlama büründü.
Bilekteki tablo
Moonlit Lake Suwa modelinde, Henry’nin tefekkür nesnesi tanımını hak eden ama gözden kaçan bir başka yön daha var: Kasa yapımında kullanılan yüksek yoğunluklu titanyumun optik karakteri. Grand Seiko’nun kullandığı bu titanyum alaşımı, alışılagelmiş mat ve koyu gri tonun aksine Zaratsu perdahının kusursuz pürüzsüzlüğüyle birleştiğinde paslanmaz çeliğe yaklaşan yüksek bir parlaklığa ve canlılığa erişiyor. Bu özel alaşım siyahtan kahverengiye çalan o derin Suwa kadranının etrafında adeta bir ayna görevi görüyor. Işık kasadan kadrana doğru kırılırken, titanyumun kendine has yansıması saatin bilekte sürekli yer değiştiren bir gölge ve ışık heykeli gibi davranmasını sağlıyor. İnsanı büyüleyen bu optik oyun, saati mekanik bir nesneden koparıp tıpkı bir Rembrandt tablosu gibi estetik bir iletişim aracına dönüştürüyor.
Sende Yorum yap