Kafalar karışık, gündem zorlu
Değişime uyum sağlayamayan yapılar ya yok olurlar ya da işlev değiştirirler.-
Bu bilgi, “Örgüt Sosyolojisi” dersinin en basit cümlesidir. NATO tarihinin en önemli toplantısı olacağı belirtilen zirveye Ankara bürokrasisiyle, esnafıyla hazır.
Zirvenin önemi sadece zaman ve mekân bağlamından kaynaklanmıyor elbette. Bir dönüşüm zirvesi olmasının kaçınılmazlığı ortada. Gündem “Lahey’de alınan kararlar”, “Ukrayna” ve “ABD ile ilişkiler” gibi görünse de, asıl konu NATO’nun dönüşümü olacaktır. Yoksa “eşik” olarak tanımlanmazdı.
22 yıl önce İstanbul’daki zirveden, bugünkü Ankara zirvesine geçen süreçte,küresel ölçekte ezberleri bozacak değişimler yaşandı. İlişkiler, ülkeler, kavramlar, bakış açıları bambaşkalaştı. Yapay zekâ, savaş teknolojisinden algı yönetimine yepyeni bir ortam yarattı. İran Savaşı’nda somut olarak görüldü ki, NATO da değişimden etkilendi.
İstanbul’daki zirvede roller, tehditler, sınırlar belirliydi. Ankara’da hepsi belirsiz. Konu sadece NATO 2.0’dan, NATO 3.0’a geçiş gibi doğrusal olarak açıklanamaz.
İstanbul toplantısında güçlü, özgüvenli bir Avrupa, dünyayı tek başına dizayn eden bir ABD ve görevlerini yerine getirdiği için takdir bekleyen bir doğu kanadı ülkesi olarak ev sahibi Türkiye vardı. NATO’nun hedefi, işlevi belliydi.
Bugün kafası karışmış bir Avrupa, kendisini tehdit altında gören tedirgin bir ABD ve uzak/yakın bölgesindeki her ülkeyle güvene dayalı ilişki kurabilen, özgüveni yüksek bir ev sahibi Türkiye var. NATO bu yeni duruma göre pozisyon değiştirmek zorunda.
Belki de NATO’nun 32 üyeli son toplantısı olacak olan Ankara zirvesinin sert geçeceği açık. Bu sertlik liderlerin üsluplarına yansır mı, emin değilim ama önlerindeki metinlere yansıyacak.
Üye ülkelerin tehdit algılaması farklılaştı. Küresel iş birlikleri düşman ve dostu aynı bünyede birleştirdi. Ülkelerin halkları kendilerini ilgilendirmeyen savaşlara itiraz ediyor. Refah payıyla savunma harcamaları arasında denge kurmak giderek zorlaşıyor.
NATO’da Türkiye’ye muhtaç, AB’de Türkiye’den kaçan çelişkili bir Avrupa var. Ortadoğu ve Asya’da Türkiye’ye muhtaç, Yunanistan ve GKRY üzerinden Türkiye’yi kuşatmaya çalışan çelişkili bir ABD var. Türkiye’nin hem NATO’nun en değerli üyesi olması, hem de savunma sanayi ambargosuna tabi olması nasıl açıklanabilir?
Önemle belirtmeliyim ki, NATO’nun merkez ülkesi olma çabası içerisinde olmamalıyız, eşitler arası ilişki yeterli. Çevre ülkelerle ilişki ağımızı tehlikeye atacak olan bu vurgudan uzak durmak gerekir. Ayrıca, üyelerin ülkemize yönelik çelişkili tutumlarıyla yüzleşmelerini sağlamak zorundayız.
Avrupa’ya kızgın, çekilme tehdidiyle el yükselten bir Trump geliyor Türkiye’ye. Kırılma anlarında dünyayı dizayn etme işlevini yerine getiren Brooking Enstitüsü’nün 2025 raporunda NATO’nun “en geniş sınırlarına dayandığı” ve “Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin oluşturulması gerektiği” notu unutulmasın.
Körfez ülkelerinin davet edilmesi, bölgeye dair kararların masaya geleceğini gösteriyor. Etki alanının geniş olacağı, Pakistan Başbakanı Şerif’in zirvenin hemen öncesinde Türkiye ziyaretinden belli. Ankara’da yeni bir metin yazılacak.
Türkiye’nin, her koşulda, her yerde barışı savunan dünya görüşü, ABD için Ortadoğu’nun ve Avrasya’nın merkezindeki konumu, Avrupa’nın güvenlik sigortası, dünyanın geri kalanının güven adası, NATO’nun tehdit gördüğü ülkelerin arkadan iş çevirmeyen güvenilir ortağı olması, önemini en üst düzeye taşıyor.
Bu nitelikler, Türkiye’nin iletişimine özgüven olarak da yansırsa, haklı olduğumuz taleplerin karşılık bulması sağlanabilir.
AKLIMDA KALAN
“NATO bize de gelse” duygusu: Ankara’da iki büyük alanda yoğunluk var: Güvenlik duvarının yükseltilmesi ve kenti iyileştirme. Sokaklar tertemiz. Çöpler kayboldu. Caddeler asfaltlandı, çukurdan çukura girmekten kurtulduk. Mazgallar Avrupa kentleri standardında. Otobüsler pırıl pırıl. Berberler önlüklü. Taksicilerimiz İngilizce öğrendi. Bina cepheleri elden geçti. Diğer şehirlerden dostlar, “Keşke NATO bize de gelse” diyorlar. Ankaralılar da diyor ki, madem yapılabiliyordu, neden yapılmıyordu?
Sende Yorum yap