s

Hollywood’un iç mimarı İstanbul’un gönüllü elçisi oldu

Dünyanın en ünlü iç mimarlarından biri Martyn Lawrence Bullard İstanbul’daydı.

Londra doğumlu, Los Angeles merkezli Bullard, Hollywood’un yaşam biçimini şekillendiren tasarımcılardan biri.

Cher’den Sharon-Ozzy Osbourne’a, Eva Mendes’ten Edward Norton’a, Tommy Hilfiger’dan Kris Jenner ve Kardashian ailesinin tüm fertlerine kadar sayısız ünlünün evini tasarlayan, dünyanın en prestijli otellerine imza atan bir isim.

Üstelik bu başarı tesadüf değil.

Architectural Digest’in dünyanın en iyi tasarımcılarını sıraladığı AD100 listesinde tam 18 yıl üst üste yer almak, tasarım dünyasında ulaşılması güç bir istikrarın göstergesi.

İstanbul’a gelişi ise sıradan bir seyahat değildi.

Homeworthy YouTube kanalında hazırladığı Live, Love & Decorate serisinin İstanbul bölümü, aslında şehrin uluslararası ölçekte yapılmış en zarif tanıtımlarından biri oldu.

Reklam filmi değildi.

Turizm kampanyası hiç değildi.

İnsanların yaşadığı gerçek evler üzerinden bir kültür anlatısıydı.

Boğaz kıyısındaki tarihi yalılar, Rumeli Hisarı’nın gölgesindeki bahçeler, Osmanlı sanatının yaşayan koleksiyonları, modern İstanbul’un uluslararası tasarım dili 1 saatlik bir programla anlatıldı.

Bullard, kamerayı o evlerin ruhuna çevirdi.

Program boyunca ziyaret ettiği isimler de bunun göstergesiydi.

Nevbahar Koç’un Boğaz kültürünü yaşatan yalısı, Zeynep Fadıllıoğlu’nun zamansız zarafeti, Serdar Gülgün’ün Osmanlı sanatına duyduğu tutku ve İrem Kınay’ın tarih ve doğayla iç içe yaşam anlayışı, İstanbul’un birbirinden farklı ama aynı ölçüde etkileyici yüzlerini temsil ediyordu.

Belki de en dikkat çekici olan, Bullard’ın İstanbul’u bir tasarım laboratuvarı olarak görmesi.

Kapalıçarşı’nın koridorlarında dolaşırken desenleri, renkleri, pirinç işçiliğini, el dokuması kumaşları ve yüzyıllardır değişmeyen zanaatkarlık geleneğini inceliyor.

Ona göre Kapalıçarşı, dünyanın en büyük tasarım arşivlerinden biri.

Boğaz ise bambaşka bir ilham kaynağı.

Suyun gün boyunca değişen tonları, tarihi yalıların silueti, Avrupa ile Asya’nın aynı manzarada buluşması, bu eşsiz coğrafyanın insana ölçü, denge ve zarafet öğrettiğini anlatıyor.

Tasarımın yalnızca mobilya seçmekten ibaret olmadığını, yaşanmışlık, tarih ve manzara ile anlam kazandığını sık sık vurguluyor.

Aslında İstanbul’un yıllardır en büyük avantajı da burada yatıyor.

Biz çoğu zaman yaşadığımız şehrin olağanüstülüğünü fark etmiyoruz. Oysa dünyanın en başarılı tasarımcıları, mimarları ve sanatçıları buraya geldiklerinde ilham almak için sokaklarda dolaşıyor, çarşılarda saatler geçiriyor, Boğaz kıyısında gün batımını izliyor.

Bullard’ın programı tam da bunu gösteriyor.

İstanbul’u anlatmak için yüksek prodüksiyonlu tanıtım filmlerine ihtiyaç yok.

Dünyaca ünlü bir iç mimarın gözünden İstanbul’u izlemek ve şehrin önde gelen stil sahibi isimleriyle evlerini gezmek, milyonlarca dolarlık reklam kampanyalarından çok daha etkili olabiliyor.

Martyn Lawrence Bullard’ın İstanbul bölümü, tam da bu nedenle şehrin tasarım, kültür ve yaşam mirasına yapılmış uluslararası bir saygı duruşu niteliğinde.

Belki de en güzeli şu, İstanbul’u bu kez biz değil, dünyayı dolaşmış bir tasarım ustası anlattı ve anlattığı hikâye, bu şehrin hâlâ dünyanın en büyük ilham kaynaklarından biri olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.