Değişen uluslararası düzen, NATO 3.0 ve Türkiye
PROF. DR. ÖZLEM KAYHAN PUSANE -Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen 2010 yılında ittifakın değiştiğinden ve NATO 3.0 adıyla yeni bir dönemin başladığından söz ettiğinde, Rusya’nın tehdit olarak algılanmadığı ve siber savaşlar gibi farklı sınamaların ön plana çıktığı yeni bir uluslararası düzen için hazırlıklı olmanın gereğini anlatıyordu. Bugün ise durum çok farklı. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth 18 Haziran’da NATO savunma bakanları toplantısında yaptığı konuşmada bir kez daha NATO 3.0’ı gerçekleştirmekten söz etti. Ancak bu sefer NATO’daki değişime yapılan bu referans, büyük güç rekabetinin geri döndüğü ve askeri caydırıcılığın yeniden önem kazandığı bambaşka bir ittifak yapısını öngörüyor.
Bu tanımlamaya göre NATO 1.0 Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan askeri ittifakı, NATO 2.0 ise Soğuk Savaş sonrasında, özellikle 11 Eylül’le birlikte örgütün Kuzey Atlantik alanının ve geleneksel askeri tehditlerin ötesine geçerek kendini yeni uluslararası düzene adapte ettiği durumu sembolize ediyor. Hegseth ve onun gibi düşünenlere göre NATO 3.0 ise ittifakın askeri karakterinin yeniden tesis edildiği, savunma harcamalarının arttığı ve daha da önemlisi Avrupa’nın kendi savunmasında birincil rol ve sorumluluküstlendiği bir model olarak şekilleniyor.
Tüm bu tartışmalar çerçevesinde 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi tarihi bir zirve olarak değerlendiriliyor. Ankara zirvesinin sıradan bir zirve olmayacağı doğru. Uluslararası sistem değişiyor. Soğuk Savaşı geride bırakalı çok oldu. Bununla birlikte, artık tek kutuplu bir dünyada da yaşamıyoruz. ABD bile uluslararası sistemin tek süper gücü olduğunu iddia etmiyor. Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD için küresel hakimiyet kavramını reddederken bölgesel ve küresel güç dengelerini korumayı hedefliyor. Büyük güç rekabeti bir kez daha uluslararası düzenin temel dinamiği olurken bu düzenin başat aktörleri yeni pozisyonlarını netleştirmeye çalışıyor. NATO için de durum farklı değil.
Aslında bu değişiminin işaretlerini 2022 Madrid zirvesinde gördük. Bu zirvede kabul edilen stratejik konsept, Rusya’yı Avrupa-Atlantik bölgesi için doğrudan bir tehdit olarak işaret etmiş, Çin’in amaç ve politikalarını ise ittifakın “çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine bir meydan okuma” olarak nitelendirmişti. Ankara zirvesinde ise güç mücadeleleriyle şekillenmekte olan uluslararası sistemde NATO liderlerinin kolektif savunmaya olan bağlılıklarını bir kez daha ifade etmeleri, 3 Temmuz’da bir araya gelen NATO büyükelçilerinin söylediği gibi “daha güçlü bir NATO’da daha güçlü bir Avrupa” hedefini ortaya koymaları bekleniyor. NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğinin iddia edildiği, ABD Başkanının Grönland’a sahip olmayı arzu ettiğini gizlemediği, ABD’nin İran’a karşı savaşırken NATO müttefiklerini yanında göremediğinden şikayet ettiği bir ortamda NATO liderlerinin birliktelik mesajı şüphesizittifakın geleceği için belirleyici olacak.
Peki Ankara zirvesi Türkiye açısından ne ifade ediyor? NATO 3.0 vizyonunun, yerli savunma sanayi yatırımlarıyla, denizaşırı askeri üsleriyle, bölgesel çatışmaların çözümünde etkin rol oynama arzusuyla cesur adımlar atmaya hazır bir Türkiye’de tartışılacak olması tesadüf değil. Türkiye bu zirvede, stratejik özerklik hedefi ve askeri kabiliyetleri ile NATO 3.0 vizyonu için vazgeçilmez bir müttefik olduğunu tescil etme fırsatı bulacak. Yerli savunma sanayi şirketlerinin NATO stratejisine entegrasyonu ile müttefiklere yönelik ihracat potansiyeli Türkiye için zirvenin önemli çıktılarından biri olacak. Zirve sırasında SAMP/T hava savunma sistemi alımları ve Türkiye’nin ilk yerli uçağı KAAN için ABD’den motor satışı konusunda da ilerleme kaydedilmesi bekleniyor. Özetle, Türkiye’nin zirve sırasında bir yandan NATO ittifakına taahhütlerini yinelerken diğer yandan ulusal çıkarlarına yönelik önemli kazanımlar elde etmesi bekleniyor.
Sende Yorum yap