Neden mutsuzuz?
Mutlu olmak için neden aramaya kalksak zor buluruz ama mutsuzluk söz konusu olduğunda bir sıralama yapmaya kalksak buradan Çin’e yol olur.
Bizde böyle de diğer ülkelerde farklı mı? Ya da fakirler mutsuz da zenginler mutlu mu?
Hocalar mutsuz da öğrenciler ve veliler mutlu mu?
Öğrenim gördüğü alanda olmasa da bir iş bulup çalışanlar mutsuz da diğer çalışanlar, emekliler mutlu mu?
Kentlerde yaşayanlar mutsuz da eğer hâlâ kaldıysa köylerde yaşayanlar mutlu mu?..
Okumayanlar mutsuz da adeta diploma koleksiyonu yapanlar mutlu mu?
Daha yüzlerce seçenek sıralayabiliriz ve mutlu olana zor rastlarız.
Peki ama neden?
Elbette herkesin kendine göre farklı nedenleri vardır ve başkaları için önemsiz de olsa onlar için çok önemlidir çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor…
Bir de eğitim, yargı, ekonomi, işsizlik gibi çok genel alanlar var ki en can alıcı olanlar zaten onlar.
Eğitim dediğimizde öğrencisiyle, velisiyle, öğretmeni ve diğer paydaşlarıyla 50 milyonluk koca bir aile. Eğer eğitimde sıkıntı varsa ülkede sıkıntı var demektir. Hele ki bir de mevcut sorunları çözmeye odaklanmak yerine yeni sorunlar yaratmaya kalkıyoruz ki bunu anlamak mümkün değil!..
Eğitim ve meslek seçimi mutsuzluk değil mutluluk kaynağı olmalıdır ama sınav odaklı eğitim sistemi yüzünden ne öğrencilerin ilgi, yetenek, beceri ve hayalleri saptanabiliyor ne de doğru yönlendirilerek bu yetkinlikleri geliştirilebiliyor. Mutsuzluğun en temel nedenlerinden birisi de bu!
Meslek seçimi
Doğru meslek seçmeyen, istediği bir alanda iyi bir eğitim alamayan, öğrenim gördüğü alanda iş bulamayan ve en önemlisi de hangi kademede olursa olsun yaptığı işi sevmeyen ve ona değer katmayan çalışanlar mutsuz, hem de çok mutsuzlar.
Ne olur artık bunu anlayalım!
Eğitim sistemimize, insan gücü planlamasına, kalkınma programlarımıza, istihdama ve en önemlisi de geleceğimize buna göre yön verelim.
Akıl, bilim, kalite ve liyakat çerçevesinde planlı, programlı yol alalım ki insanlarımız huzurlu, yaşam kalitemiz yüksek, çalışanlarımız mutlu ve ülkemiz çok daha güçlü olsun. Üretim potansiyelimiz de zirveye ulaşsın…
Peki bu o kadar zor mu?
Kesinlikle hayır!
Yeter ki önceliğimiz bu olsun.
Öğrencilik yılları ve çalışma yaşamı insan ömrünün en mutlu yılları olmalı.
Birinde öğreniyor, diğerinde üretiyorsunuz. Daha güzel ne olabilir ki!
Eskiden en güzel anılar öğrencilik yıllarına ve çalışma yaşamına aitti. Büyüklerimiz o yıllarını anlata anlata bitiremezdi. Sınav ve diploma odaklı eğitimle hepsi yok olup gitti…
Mezun olduğu okulun önünden geçmeyen, çok uzun yıllar çalıştığı iş yerinin ismini ağzına almayan nesiller yetiştirdik!
İstediğimiz bu muydu?..
Eskiye göre daha çok ve daha fazla diplomamız var ama pek çoğumuz ne mesleğimizi ne işimizi seviyor ne de çalıştığımız kurumlara karşı aidiyet hissi duyuyoruz.
İşverenler çalışanlardan, çalışanlar da onlardan memnun değil. Hizmet alanlar ise hiçbirinden!..
Peki, bu yanlış gidişata daha ne kadar seyirci kalacağız ve tüm paydaşları mutlu edecek bir çözüm arayışına el birliğiyle ne zaman gireceğiz?
Şimdi değilse ne zaman?...
Farklı bakış açısı şart!
Dünya değişti, biz hâlâ gelecek yerine geçmişin dehlizlerinde kaybolmaya çalışıyoruz. Keşke yaşanmışlıklardan ders alsak, geleceği ona göre inşa etsek ama o da yok!
Eğitime, insanımıza, geleceğe, demokrasiye, hukuka, yaşama, üretime keşke çok daha farklı bir gözle bakabilsek.
Geçmişin birikimleri ve geleceğin öngörülerini keşke akılla, bilimle, liyakatle, sevgiyle harmanlayabilsek.
Bir türlü bu noktaya gelemiyoruz. Oysa hepimizin istediği bu. Peki, o zaman niye başaramıyoruz?
Mademki mutlu bireyler, mutlu aileler, mutlu çalışanlar, mutlu öğrenciler istiyoruz o zaman neden Güney Kore örneğinde olduğu gibi “Mutlu Eğitim” ve başka ülkelerde olduğu gibi “Mutlu Çalışan”, “Mutlu Emeklilik”, “Mutlu Üretim” projeleri geliştirmiyoruz?..
Bizi bizden daha iyi kimse tanıyamaz. Bizleri nelerin mutlu, nelerin mutsuz edeceğini bizden daha iyi kim bilebilir ki! Bu yüzden bizi mutlu edecek projeleri de dışarılarda arama yerine kendi içimizde aramalıyız. Ama önce canı gönülden istemek, projelendirmek ve takipçisi olmak gerekiyor. Tıkanıp kaldığımız nokta da sanki bu!..
Özetin özeti: Mutlu değilseniz gerisi teferruattır!..
Sende Yorum yap