Dönüşen ittifak ve NATO’nun Ankara zirvesi
PROF. DR. ÖZLEM KAYHAN PUSANE -Ankara 7-8 Temmuz tarihlerinde yalnızca bir NATO zirvesine ev sahipliği yapmadı. Aynı zamanda değişen uluslararası düzenin dinamiklerine birinci elden tanıklık ederken bu dinamikleri şekillendiren aktörler arasında yer almaya gönüllü ve hazır olduğunu da dünyaya duyurmuş oldu. Uluslararası ilişkiler tarihi açısından Ankara zirvesi, ileride referans verilecek NATO zirvelerinden biri olacak gibi görünüyor.
NATO 1949 yılında kurulmuş bir uluslararası örgüt. Gerek büyükelçiler gerekse dışişleri ve savunma bakanları düzeyinde sık sık toplanıyor. Ancak NATO’nun devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren liderler zirveleri için durum biraz farklı. Bu tür zirveler düzenli aralıklar yerine ittifakın geleceği açısından önemli kararların alınması ve stratejilerin geliştirilmesi gereken zamanlarda toplanıyor. Örneğin, 1949’dan Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 ’a kadar Kuzey Atlantik Konseyi, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde yalnızca 10 kez toplandı . 2021’den itibaren ise NATO zirveleri her yıl gerçekleşti. Hatta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği 2022 yılında birden fazla NATO zirvesinin toplandığını gördük.
NATO zirvelerinin son yıllarda artan sıklığı uluslararası sistemin içinden geçtiği dönüşümü işaret eden önemli bir gösterge. Ankara zirvesinde yapılan konuşmalar, gerçekleşen ikili ve çok taraflı görüşmeler de bu dönüşümün doğrultusuna dair bizlere önemli ipuçları veriyor. NATO zirvesinin Savunma Sanayi Forumuyla açılış yapması , devletler arası güç rekabetinin hızlanmakta olduğu bir ortamda ve 2025 Lahey zirvesinde verilen, müttefiklerin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının %5’i oranına çıkarmaları taahhüdüyle birlikte düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Savunma Sanayi Forumu, Türkiye’nin ittifaka olan katkısının da altını çiziyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmada, Türkiye’nin savunma sanayi alanında gerek üretim gerekse ihracat açısından önemini ve başarısını vurgulayarak Türkiye’nin bu konuda dünyada ilk 10’da olduğunu belirtti .
Ankara zirvesinin ardından Türkiye açısından takip edilecek başlıca gündem maddesi yaptırımlar konusu olacak. 7 Temmuz’daki Trump-Erdoğan görüşmesinde ABD Başkanı , 2019 yılında Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemlerini satın almasından sonra maruz kaldığı CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarının kaldırılacağını duyurdu. Aslında bir süredir Türkiye-ABD görüşmelerinde yaptırımlara yönelik bir çözüm arayışı olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte, yaptırımların kaldırılmasına yönelik niyetin bizzat ABD Başkanı Trump tarafından ifade edilmesi ve bu yönde somut bir çalışmanın varlığından söz e dilmesi önemli. ABD başkanı , yaptırımları kaldırma yetkisine sahip. Ancak bunun kalıcı olarak gerçekleşebilmesi için sürecin kongre üzerinden yürümesi gerekiyor. Bu çerçevede yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili bundan sonra nasıl bir süreç ilerleyecek ve bu sırada Türkiye’nin karşısına ne tür pürüzler çıkacak göreceğiz.
NATO’nun Ankara zirvesi ABD’nin Avrupa’daki askeri gücünü azaltmayı , askeri kabiliyetlerini daha çok Asya-Pasifik bölgesine kaydır arak Çin ile rekabetine odaklanmayı arzu ettiği bir arka planda gerçekleşti. Bu nedenle hem NATO’da hem de diğer Avrupa platformlarında Avrupa’nın konvansiyonel askeri güç anlamında kendi kendine yeterli olması yönünde devam eden bir çaba var. Ankara zirvesinin sonuç bildirisi de bu arka planı yansıtıyor. Sonuç bildirisinde NATO’nun, bir müttefike yapılan saldırının tüm müttefiklere karşı yapılmış sayıldığı kolektif savunma prensibine ve transatlantik bağa sarsılmaz bağlılık teyit edilirken, Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği için bir tehdit olduğu da yinelenmiş durumda. Geleceği inşa ederken daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa vurgusu da yine beklendiği gibi sonuç bildirisinde yer almış . Uluslararası sistem giredek daha çok güç merkezinin öne çıktığı ve birbiriyle rekabete giriştiği bir yönde şekilleniyor. Savunma harcamalarına yapılan vurguyla birlikte ele alındığında önümüzdeki yılların dünyaya daha çok çatışma potansiyeli ve istikrarsızlık getire bileceğini öngörebiliriz.
Sende Yorum yap