Dougga ve Uthina ören yerleri
Tunus seyahatimiz sırasında ziyaret ettiğimiz Dougga ve Uthina ören yerleri, Roma döneminin görkemli yapılarının yanı sıra Kuzey Afrika’nın zengin mimarlık ve şehircilik birikimini de gözler önüne seriyordu. Özellikle Opus Afrikanum duvar tekniği ve yapıların korunma biçimi, bu gezimin en dikkat çekici gözlemleri arasında yer aldı...
14 Haziran 2026 günü öğleden sonra yola çıkıp, Tunus’tan otomobille bir buçuk saat uzaklıktaki Dougga’ya gittik. Tunus seyahatim öncesinde böylesi bir ören yeri olduğunun farkında değildim. Tunus’ta çok sayıda Roma döneminden kalma yerleşme olduğunu bilmeme rağmen, “Dougga” adını duymamıştım. Büyükelçimiz Ahmet Misbah Demircan, “Dougga’yı mutlaka görmelisin” dedi ve bizimle beraber geleceğini söyledi.

Bir buçuk saat süren yol, gidiş-dönüş için oldukça uzak bir mesafe ama “Buraya kadar geldik, bu sit alanını da görelim” dedik. Yol üzerinde bulunan Testur (Testour) Ulu Camii’ni de görmek istiyordum. Bol sohbetli bir seyahatin ardından önce kısa bir mola için Testur’a uğradık. Caminin hemen önündeki güzel bir meydanda limonata içtik. Tunus’ta özellikle limonata içmenizi tavsiye ederim. Çok farklı yapılıyor; hafif kekremsi bir tadı var. Kabuğunu da içine katıyorlarmış.
Testur
Daha sonra camiyi dolaştık. Endülüs mimarisinin özelliklerini taşıdığı söylenen bu yapı, 1631 yılında tamamlanmış. Yazıtları ve minaresiyle Endülüs tarzını yansıttığı ileri sürülüyor. Caminin hamisi, 1609 yılında Testur’a yerleşen Endülüs kökenli bir göçmen olan Muhammed Tiğarinu.

Caminin ilginç bir mihrabı ve hemen sağında yer alan bir niş içerisine yerleştirilmiş ahşap minberi dikkat çekici. Avlusunda bir de güneş saati bulunuyor. Ancak benim ilgimi en çok minaresi çekti. Aragon tarzı çan kulelerine benzeyen minaresinin ilgi çekici olduğu söylenmekteydi. Bu topraklarda benzer minarelerin çok daha eski örnekleri bulunurken böyle bir benzetmenin nereden kaynaklandığı doğrusu anlaşılır değildir. Minarenin yan cephesinde yan yana iki adet Mühr-i Süleyman yer alıyordu. Onların biraz üzerinde ise bir ay-yıldız vardı. Minarenin üst bölümünde yere paralel uzanan ahşap uzantı, bana benzerlerini Balkanlar’da gördüğüm uygulamayı hatırlattı. Bu askıya bazı günlerde sancak asıldığını düşündüm.
Opus Afrikanum
Dougga’da gördüğüm duvar teknikleri beni büyük bir hayrete düşürdü. Bugüne kadar hiç görmediğim bir uygulamayla karşı karşıyaydım. Özellikle Jüpiter, Juno ve Minerva’ya adanmış olduğu bilinen Capitolyum’un yan cephesindeki duvar örgüsü, inanılması güç bir teknik içeriyordu.

Konuyla ilgili bazı arkeolog dostlarıma bu duvar tekniğinin ne olduğunu sordum. Biraz araştırma yaptılar ve bu yapı tekniğinin “Opus Afrikanum” adıyla bilindiğini söylediler. Büyük taş blokların yatay ve dikey olarak yerleştirilmesiyle oluşturulan karkas sistemin aralarının küçük boyutlu taşlarla doldurulması suretiyle inşa edilen bu duvarlarda harç kullanılmadığı bilinmekte.
Küçük ebatlı örneklerine İspanya ve İtalya’da da rastlandığı söylenen bu duvar tekniğinin, deprem bölgesinde yer almayan Tunus’taki yapılar sayesinde günümüze ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu duvar tekniğinin ilk olarak MÖ II. yüzyılda Fenikeliler tarafından kullanıldığı ve daha sonra çoğunlukla Kuzey Afrika ile Akdeniz’in batı bölgelerinde uygulandığı görülmektedir. Bazı araştırmacılar, bu tekniğin Hitit ve Etrüsk yapılarında da görüldüğünü ileri sürmektedir. Ancak bu konuda net bir bilgiye ulaşamadık. Anlaşılan o ki bazı konularda daha kapsamlı araştırmalar yapmamız gerekiyor.
Bu arada Dougga tiyatrosunun büyük oranda restore edildiğini ve bir dönem bu tiyatroda gösteriler düzenlendiğini öğrendik. Tiyatronun restorasyonu sırasında yer yer beton kullanıldığını da tespit ettik.

Dougga’nın eski dönemi
Dougga yerleşmesinin kuruluşunun II. yüzyıl olduğu belirtiliyor, ancak bölgedeki ilk iskân izlerinin geçmişi MÖ VI. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Yapılan kazılar sonucunda bölgede erken dönemlere ait nekropol, mozole ve çeşitli yapı kalıntıları bulunmuştur.
Tunus’un İslâm orduları tarafından fethedilmesinden sonra Dougga önemini kaybetmiş, giderek küçülmüş ve küçük bir köy hâline gelmiştir. Ağlebî Hanedanı döneminde Augustus Tapınağı’nın camiye dönüştürüldüğü, şehrin güney yamacında ise bir hamam inşa edildiği ileri sürülmektedir. Yerleşmenin hangi tarihte terk edildiği ise bilinmemektedir.Tunus’un Fransız yönetimine girmesinden sonra bölgedeki ören yerinde ve anıtsal yapılarda bazı kazı ve onarım çalışmaları yapılmaya başlanmış. Tunus’un bağımsızlığına kavuştuğu 1956 yılından sonra ise bu çalışmaların azaldığı anlaşılmakta.
Dünya Mirası
Dougga Ören Yeri, 1997 yılında “UNESCO Dünya Mirası Listesi”ne alınmış. Bazı acil müdahaleler dışında uzun süredir esaslı onarım ve bazı yapıların ayağa kaldırılmasına yönelik çalışmaların yapılmadığı anlaşılıyor. Buna rağmen alan bakımlı ve temizdi. Gerekli emniyet tedbirlerinin de alındığını gördük.
Oldukça yorucu bir gezinin ardından ören yerinin yürüme mesafesinde bulunan “Mercure” isimli bir restoranda harika bir yemek yedik. Ağaçların gölgesindeki hafif esinti, bizi bir an için Dougga’nın haşmetli geçmişine götürdü. Akşam serinliğinde yola çıktık ve yoğunlaşan trafik nedeniyle iki saat sonra Tunus şehrine ulaştık.

Uthina Ören Yeri
15 Haziran 2026 tarihinde bu kez Tunus şehrine 29 kilometre uzaklıktaki Uthina Ören Yeri’ni ziyaret ederek bir bölümü onarılan amfitiyatroyu görmek istedik. Uthina Ören Yeri’nin giriş binasındaki bir panoda, bu şehirdeki yapılarda kullanılan mermer benzeri renkli taşların getirildiği bölgeler işaretlenmişti. Sekiz ayrı türde taşın, ülkemizin günümüz sınırları içindeki taş ocaklarından getirildiğini gördük.
Çok güzel düzenlenmiş bir karşılama binasından ören yerine doğru uzanan çelik köprü, inişli çıkışlı bir güzergâhta dolaşmadan, düz ayak ulaşım sağlıyordu. Köprünün bitişinden birkaç metre sonra amfitiyatronun dış duvarları bizi karşıladı. Üst yapısı büyük oranda yıkılan amfitiyatronun bir bölümü restore edilmiş ve zaman zaman gösteri yapılmak üzere onarılmıştı.
Daha önceleri küçük bir kasaba olan Uthina, İmparator Augustus’un (MÖ 27-MS 14) hüküm sürdüğü dönemde, XIII. Lejyon’un emekli (veteran) askerleri için bir koloni hâline getirilir. Uthina arkeolojik alanını oluşturan kalıntılar arasında bir kale, sarnıçlar, su kemeri, zafer takı, tiyatro, amfitiyatro, bazilika ve bir köprü bulunmaktadır. Capitolyum ile amfitiyatro büyük oranda açığa çıkarılmış ve restore edilmiş. İmparator Hadrianus döneminde (117-138) yapılan amfitiyatro 113 x 90 metre ölçülerinde olup 16.000 kişiyi ağırlayabilecek bir kapasiteye sahip olduğu düşünülüyor. Üst bölümü, bir dizi kemer dışında tümüyle yıkılan amfitiyatroda gladyatör dövüşleri ile çeşitli gösterilerin yapıldığı anlaşılmakta. 1993 yılında başlayan kazı ve yenileme çalışmalarının ülkemize de örnek olmasını dilerim.

Dougga Ören Yeri ve Mozole
Bir süre sonra Dougga’ya doğru yola çıktık. Dougga’nın Tunus’taki en iyi korunmuş Roma şehri olduğu belirtiliyor. Bir dönem Kartaca ile Tebessa (Cezayir) şehirleri arasındaki kervan yolu üzerinde yer alan bu şehir; tiyatrosu, amfitiyatrosu, İmparator Septimius Severus ve oğlu Caracalla adına yapılmış anıtlarıyla tanınıyor. Daha sonra yaptığım araştırmalar sırasında Dougga’nın en önemli anıtının, MÖ II. yüzyılda Palu oğlu Lepmatah’ın oğlu Atman adına yaptırılmış mozole olduğunu öğrendim. Şehrin oldukça dışında ve sıcak nedeniyle yürümekte zorlandığımız bir alanda bulunduğu için yakınına gidemedik. Bu kadar önemli bir yapı olduğunu Tunus’tan döndükten sonra farkına vardım; şimdi yakından göremediğime pişmanım.
Numidia Krallığı mimarisinin üç örneğinden biri olan bu mozole, 1908-1910 yılları arasında Fransız arkeolog Louis Poinssot tarafından restore edilmiş. Çünkü 1842 yılında Tunus’taki İngiliz konsolosu Thomas Reade, yapıyı süsleyen kraliyet yazıtını sökerken yapıya önemli ölçüde zarar vermiştir. Bugün British Museum’da bulunan ve Numidya ile Punik-Libya dillerinde yazılmış bu iki dilli yazıt, Numidya alfabesinin çözülmesini sağlamıştır.
Teşekkür
Tunus’ta bulunduğum süre içinde yardımlarını gördüğüm ve dostluklarını kazandığım, ancak geçen haftaki yazımda yeterli yerim olmadığı için isimlerine yer veremediğim dostlarıma teşekkür etmek isterim.
Tunus Güzel Sanatlar Yüksek Enstitüsü Sanat Teorileri öğretim üyesi, Tunus Üniversitesi Beşerî ve Sosyal Bilimler Fakültesi LABRSD Laboratuvarı Araştırma-Yaratım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Wissam Abdelmoula, yaptığım konuşmaların düzenleyicisiydi. Bizi hiç yalnız bırakmadı; elinden gelenin de fazlasını yaptığına inanıyorum. Tunus sanatı hakkında yazdığı bazı kitaplarını da bana armağan etti.
Tunus Üniversitesi Mimarlık, Tasarım ve Estetik Araştırma Laboratuvarı Başkanı Prof. Dr. Nour El Houda Badis’e, Tunus Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rachad Gharbi’ye, Tunus Beşerî ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salah Eddine Ben Faraj’a, Kartaca Üniversitesi Miras ve Mimarlık Bilimleri Araştırma Laboratuvarı Başkanı Prof. Dr. Fakhur Kharat’a, Kartaca Üniversitesi Sidi Bou Said Ulusal Mimarlık Okulu Müdürü Prof. Dr. Hind Karoui’ye, çok güzel bir ithafla kitabını armağan eden Sidi Bou Said Mimarlık Okulu Sosyoloji Profesörü Dr. Trakı Bouchrara Zannad’a, beni aralarına üye olarak kabul eden Tunus Mühendisler Birliği Başkanı Mohsen Gharsi’ye ve bizi galerisinde ağırlayan Samira Turki’ye sonsuz sevgi ve saygılarımı sunmak isterim. Elbette, bu güzel gezi için Tunus Büyükelçimiz Ahmet Misbah Demircan ve eşinin gösterdiği misafirperverliği unutmam da mümkün değil. Bir konferans vermek için çıktığım bu yolculuktan, yeni dostluklar ve unutamayacağım güzel anılarla döndüm.
Sende Yorum yap