s

Hoş geldin plastiksiz temmuz

Her plastik parçasının bir hikâyesi var. Kimisi yalnızca birkaç dakika kullanılan bir su şişesi olur, kimisi kahve bardağının kapağı ya da marketten aldığımız poşet.

Ancak çoğu zaman bu hikâye doğada son buluyor. Nehirlere ulaşıyor, denize karışıyor veya kıyılarda birikerek, zamanla gözle göremediğimiz kadar küçük parçalara ayrılarak, mikroplastiklere dönüşüyor.

Oysa bu hikâyenin sonu farklı yazılabilir. Doğru toplama sistemleri, geri kazanım uygulamaları ve bilinçli tüketim alışkanlıkları sayesinde plastik, çevreye karışan bir atık olmak yerine yeniden üretimin bir parçası olabilir.

İşte ‘Plastiksiz Temmuz’ da tam olarak bunu hatırlatıyor. Her plastik parçasının hikâyesini değiştirmek, aslında her birimizin günlük seçimleriyle başlıyor. Öyle ki plastikler sadece doğada birikmiyor, insan vücudunda da yarattığı tehlike de büyük.

Neden bu kadarkonuşuluyor?

Yapılan çalışmalar mikroplastiklerin içme suyunda, havada, deniz ürünlerinde, sofralık tuzda, toprakta, pek çok alanda bulunduğunu gösteriyor. Son yıllarda yayımlanan araştırmalar ise bu parçacıkların insan kanında, akciğer dokusunda, plasentada ve farklı organlarda da tespit edildiğini ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü de mikroplastik ve nanoplastik maruziyetinin önemli bir araştırma alanı olduğunu, mevcut kanıtların uzun vadeli etkileri net olarak ortaya koymak için henüz yeterli olmadığını ancak maruziyetin azaltılmasının önemli bir yaklaşım olduğunu vurguluyor.

Boston Üniversitesi’nde yayımlanan yeni bir araştırma ise mikroplastiklerin bakterilerin antibiyotik direnci geliştirmesini ve bu direncin yayılmasını kolaylaştırabileceğini gösteriyor. Çalışmada mikroplastiklere maruz kalan Escherichia coli bakterilerinin, maruz kalmayan bakterilere kıyasla dört yaygın antibiyotiğe karşı daha fazla direnç geliştirdikleri bulunmuş.

Sorun yalnızcageri dönüşüm de değil

Plastik denildiğinde çoğunuzun aklına ilk olarak geri dönüşüm geliyor olabilir. Ancak uzmanlar artık tek başına geri dönüşümün yeterli olmayacağını ifade ediyor. OECD verilerine göre bugün dünyada üretilen plastiklerin yüzde 10’dan daha azı geri dönüştürülebiliyor. Geri kalan büyük kısmı ise depolama alanlarında birikiyor, çevreye karışıyor ya da zamanla mikroplastiklere dönüşüyor. Bu nedenle günümüzde odak noktası yalnızca geri dönüştürmek değil, gereksiz tek kullanımlık plastik tüketimini en baştan azaltmak olarak görülüyor.

Elbette plastikten tamamen uzak bir yaşam günümüz koşullarında pek gerçekçi değil. Ancak günlük hayatta yapılabilecek küçük tercihler maruziyetin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Örneğin, tek kullanımlık pet şişeler yerine tekrar kullanılabilir bir matara tercih etmek, alışverişlerde bez çanta kullanmak, sıcak yiyecek ve içecekleri mümkün olduğunca plastik kaplarda uzun süre bekletmemek ve cam ya da paslanmaz çelik saklama kaplarını tercih etmek bu adımlardan bazıları. Bunun yanında gereğinden fazla ambalajlı ürün tüketimini azaltmak ve Türkiye’de de yaygınlaşmaya başlayan depozito iade sistemi gibi uygulamalarla ambalajların yeniden kullanım döngüsüne katılmasını desteklemek de çevresel etkinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Temmuzdandaha uzun bir alışkanlık

‘Plastiksiz Temmuz’un en güzel yanı, kusursuz bir yaşam tarzı vadetmemesi... Asıl amacı, bir ay boyunca farkındalık kazanmak ve bu süreçte edinilen küçük alışkanlıkları yılın geri kalanına taşıyabilmek. Belki yanınıza aldığınız bir matara, markete giderken çantanıza koyduğunuz bez torba ya da kullandığınız depozitolu bir şişeyi geri iade etmek, tek başına dünyayı değiştirmeyecek. Ancak milyonlarca insan aynı küçük adımları attığında ortaya çıkan etkinin ne kadar büyük olabileceğini tahmin etmek zor değil. Çünkü plastik kirliliği yalnızca çevrenin değil, hepimizin ortak meselesi...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.