s

Güzeli öğrenmek

Geçen hafta yayımlanan “Saatlerde Japon estetiği neden yükseliyor?” başlıklı yazımı okuyan, 137 yıllık Tevfik Aydın Saat firmasının üçüncü kuşağının temsilcisi Ömer Aydın birkaç soru yöneltti: “Evrensel bir güzellik kavramı var mıdır? Yoksa bu kavram ülkelere göre değişmekte midir? Kadran saatin görünen yüzü müdür? Zevkler ve renkler zaman içinde ve ülkelere göre değişebilir mi?” Bu soruların her biri ayrı bir yazının konusu fakat bana kalırsa asıl soru şudur: İnsan güzeli nasıl öğrenir?

Çoğumuz güzelliğin ya doğuştan bildiğimiz bir gerçek ya da tamamen kişisel bir tercih olduğunu düşünürüz. Oysa estetik yargılar ne bütünüyle doğuştandır ne de bütünüyle bireyseldir. Bakışımız, yaşadığımız çağın, içinde yetiştiğimiz kültürün ve zamanla edindiğimiz tecrübelerin içinde biçimlenir. Güzellik, öğrenilen bir dildir.

“Güzelliğin Tarihi” ve “Çirkinliğin Tarihi” gibi her kütüphanede olması gereken anıtsal eserler yazan Umberto Eco “güzellik görecelidir” gibi kolaycı bir sonuca sığınmaz. Eco’ya göre güzellik tarihin dışında duran değişmez bir ölçü değildir. İnsanlık tarihi boyunca güzel kabul edilen şeyler sürekli değişmiştir çünkü insanın dünyaya bakışı, güzeli anlamlandırma biçimi ve deneyimi de değişmiştir. Orta Çağ estetiğinde kusursuz uyum, bütünlük ve ölçü, güzelliğin temel şartlarıydı. Daha sonra Rönesans insan bedenini yeniden keşfetti. Barok dönemi ise gölgeyi, hareketi ve dramatik gerilimi estetik hazzın bir parçası hâline getirdi. Dolayısıyla güzel dediğimiz şey değişmez bir formül değildir, her çağın kendi dünyasını anlattığı ortak bir dildir.

Mona Lisa

Bu değişimin belki de en çarpıcı örneklerinden biri Mona Lisa tablosudur. Bugün dünyanın en ünlü tablosu olarak kabul edilen eser, yüzyıllar boyunca Louvre’daki diğer Rönesans tabloları arasında dikkat çekmeyen tablolardan biriydi. Mona Lisa’yı küresel bir simgeye dönüştüren süreç, büyük ölçüde 21 Ağustos 1911’de çalınmasıyla başladı. Polis, halkın tabloyu tanıyabilmesi için binlerce kopya bastırıp dağıttı. Gazeteler yıllarca konuyu gündemde tuttu. İnsanlar boş duvarı görmek için müze önünde kuyruklar oluşturdu. Mona Lisa iki yıl sonra bulunup Louvre Müzesi’ne döndüğünde bütün dünyanın tanıdığı kültürel bir simgeydi. Mona Lisa bugün kurşun geçirmez bir cam arkasında ve tek başına özel bir odada sergileniyor. Mona Lisa’nın sanatsal değeri bir gecede değişmedi. Değişen, insanların ona bakma biçimiydi. Estetik tarihinin belki de en önemli dersi budur.

Kültür estetik algıyı biçimlendirir. Doğu dünyası da bu tarihsel öğrenme sürecinden bağımsız değildir. Okakura Kakuzō’nun çay üzerine düşünceleri, kusursuzluğu değil eksikliği yüceltir. Juniçiro Tanizaki ise gölgelerin içinde yaşayan, parlaklıktan çok derinliği önemseyen bir estetikten söz eder. Batı’nın ışığa duyduğu hayranlığın karşısına gölgenin verdiği huzuru koyar. Çünkü zevklerin de tarihi ve coğrafyası vardır.

Çocuklar şekersiz kahveyi acı bulur, aynı durum saatler için de geçerli. Bir çocuk, Patek Philippe Calatrava’nın gösteriş yapmayan kadranına baktığında son derece sıkıcı bir saat görebilir. Yıllar sonra aynı kadrana yeniden baktığında; oranları, sadeliği, boşluk dengesi ve gereksiz hiçbir ayrıntıya yer vermeyen kendine özgü tasarım dilini fark etmeye başlayabilir. Filozof George Santayana, Güzellik Duyusu adlı eserinde gerçek beğeninin tecrübe ve bilgiyle inceldiğini, estetik yargının ise zamanla olgunlaştığını söyler. Belki de bu yüzden aynı saat, farklı yaşlarda bambaşka görünür.

Saat kültürü bence estetik düşüncenin en heyecan verici alanlarından biri. İlk bakışta zamanı gösteren bir nesne gibi görünen saatler, bilgi arttıkça başka katmanlar açar. İnsan güzelliği birdenbire keşfetmez, önce öğrenir sonra görmeye başlar. Fakat görmek her zaman sevmeye yetmez. Peki bir saati sevmek de öğrenilebilir mi?

Categories: Güzeli öğrenmek

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.