s

“Yeşil reçete”

Bir haftadır dünyanın en büyük metropollerinden birindeyim. Sokaklarında dolaşırken ne fark ettim biliyor musunuz?

Nefes alışımın değiştiğini. Daha kolay nefes aldığımı.

Şehir çok büyük; etkileyici tarihi binaları, müzeleri, iki katlı otobüsleri var, ama onlardan daha etkileyicisi insana nefes aldığını hissettiren o bitmek bilmeyen parklarının çokluğu.

Bu şehirde farkına varmadan yeşile doyuyorsunuz. Bir park bitiyor, az sonra bir başkası başlıyor.

Elbette kentin kalabalığı, trafiği ve gürültüsü yerli yerinde duruyor. Ama bütün bunların arasına yayılan ağaçlar, şehrin boğan tarafına kocaman bir nefes borusu açıyor.

Parklardan birinde bir banka oturup etrafa baktım. Çimlere uzanmış gençler, ağır ağır yürüyen yaşlılar, gruplar halinde çocuklar aynı yeşili paylaşıyordu.

Bu kadar sıradan olması gereken bir manzaranın, bizim şehirlerde neden artık çok azaldığını düşündüm.

Sonra aklıma şu soru takıldı: Bu kadar yeşilin içinde yaşamak insanın ruhuna gerçekten iyi geliyor mu, yoksa biz doğayı biraz romantikleştiriyor muyuz?

Meğer bilim bu soruya çoktan cevap vermiş. Yeşil alanlarda geçirilen 20-30 dakika bile stres hormonu kortizolü düşürüyormuş.

Daha da ilgincini, başka bir çalışmada görüyoruz. Safra kesesi ameliyatından çıkan hastaların odasının penceresinden ağaç görenleri, görmeyenlere göre daha kısa sürede taburcu olmuş ve daha az güçlü ağrı kesiciye ihtiyaç duyduğu görülmüş.

Demek ki bazen iyileşmeye katkı sağlayan şey, ilaç kadar, pencerenin dışındaki manzara da olabiliyor.

Bugün Kanada ve İngiltere’de sağlık çalışanları, hastalarına “parkta yürüyüş”, “bahçe faaliyeti” ya da “doğada grup etkinliği” önerebiliyor. Japonya’da ise “orman banyosu” adı verilen doğada vakit geçirme pratiği, koruyucu sağlığın bir parçası kabul ediliyor. Bütün bu uygulamaların ortak bir adı var: “yeşil reçete.”

YEŞİL LÜKS DEĞİL

Bizde yeşil alan çoğu zaman süsleme işi gibi ele alınıyor. Birkaç ağaç, üç bank, iki yürüyüş yolu...Oysa parklar belediyelerin vitrini değil, şehirlerin sağlık altyapısının bir parçası.

Rakamlar da bu ihmali açıkça gösteriyor. Kullanılan ölçüte göre sonuçlar değişse de İstanbul’un kişi başına düşen erişilebilir yeşil alan miktarı, Londra ve Helsinki gibi Avrupa kentlerinin oldukça gerisinde. Zaten bunu anlamak için cetvelle ölçmeye de gerek yok; çoğumuz evimizden çıkınca bir parka değil, betona ve trafiğe ulaşıyoruz.

Bugün ruh sağlığı sorunlarından, yalnızlıktan, hareketsizlikten, çocukların ekran başında geçirdiği saatlerden ve yaşlıların eve kapanmasından şikâyet ediyoruz. Çözümü hastanelerde, ilaçlarda ve bireysel iradede arıyoruz.

Yaşadığımız mahallenin, yürüdüğümüz sokağın, gördüğümüz ağacın insan sağlığını her gün sessizce etkilediğini pek hesaba katmıyoruz.

Çocukları telefondan uzaklaştırmak istiyoruz ama evlerinin yakınında güvenle oynayabilecekleri alan bırakmıyoruz.

Yaşlılara yürüyüş tavsiye ediyoruz, ama gölgesinde soluklanacakları bir ağaç bulamıyorlar.

Gençlerin sosyalleşemediğinden yakınıyoruz, sonra onları para harcamadan buluşabilecekleri meydanlardan ve parklardan mahrum bırakıyoruz.

Üstelik iklim krizi çağındayız. Beton ve asfalt gündüz emdiği sıcağı gece geri veriyor.

Ağaçlar ise gölge sağlıyor, çevredeki sıcaklığı düşürüyor.

Parklar; sıcak dalgalarında çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar için nefes alınabilecek alanlara dönüşüyor. Yeşil; ruh sağlığından çok daha fazlasını ilgilendiriyor.

Biz yıllardır şehirleri otomobiller için genişlettik. Daha fazla yol, daha fazla kavşak, daha fazla otopark yaptık. Fakat bir çocuğun koşacağı, bir yaşlının soluklanacağı, iki gencin para harcamadan buluşacağı alanları aynı iştahla çoğaltmadık.

Londra’nın parklarında yürürken insan ister istemez düşünüyor: Belki de bir şehrin gelişmişliğini anlamak için gökyüzüne yükselen binalara değil, insanların evlerinden çıktıktan kaç dakika sonra bir ağacın gölgesine ulaşabildiğine bakmalıyız.

Çünkü bugün şehirlerimize yazılacak en etkili reçetelerden biri: Daha fazla yeşil!

Categories: “Yeşil reçete”

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.