Kupanın kazananı kim?
Dünya Kupası geride kaldı. Şimdi muhasebe zamanı...
Hafta başında spor ekonomisti Tuğrul Akşar’ın bir değerlendirmesini okudum. Yalnızca kulüpler için değil, milli takımlar ve ülkeler için de önemli bir mesaj içeriyordu. Diyordu ki: “Günün sonunda karşımıza çıkan gerçek şu ki; futbol artık yalnızca yetenekle değil, sistemle kazanılan bir oyuna dönüştü. Çıkış yolu açık, sonuç net: Futbolda kazanan, en büyük olan değil; en doğru sistemi kuran oluyor.”
Gerçekten de bugün Dünya Kupası’nın kazananı yalnızca kupayı müzesine götüren ülke değil. Organizasyondan en yüksek ekonomik değeri üreten, altyapısını kalıcı biçimde geliştiren, turizmini güçlendiren ve futbol ekosistemini sürdürülebilir hale getiren ülkeler de bu yarışın galipleri arasında yer alıyor.
Modern futbol artık sadece 90 dakikadan ibaret değil. Başarı ancak doğru planlama, güçlü finansal yönetim, sürdürülebilir yatırımlar ve etkin organizasyon becerisinin birleşimiyle geliyor. Sahada kupayı futbolcular kaldırıyor olabilir. Ancak ekonomide gerçek şampiyon, maliyetini en iyi yöneten ve kurduğu sistemi uzun vadeli değere dönüştürebilen ülkeler oluyor.
Organizasyonun ekonomik bilançosu artık başlı başına üzerinde durulması gereken ayrı bir konu oldu.
Dünya Kupası artık yalnızca futbolun zirvesi değil; milyarlarca dolarlık küresel bir ekonomi anlamına geliyor. FIFA’nın turnuva öncesinde hazırladığı sosyoekonomik etki raporu, organizasyonun ev sahibi üç ülke ekonomisine milyarlarca dolarlık katkı sağlayacağını öngörüyordu. Milyonlarca taraftarın oluşturduğu hareketlilik sayesinde otellerden restoranlara, ulaşımdan perakendeye kadar birçok sektör önemli gelir elde etti. İlk veriler de bu beklentilerin büyük ölçüde gerçekleştiğine işaret ediyor.
Ancak ekonomik pastanın dağılımı aynı ölçüde dengeli değil.
Yayın hakları, sponsorluk anlaşmaları, lisans gelirleri ve bilet satışlarından oluşan dev gelir havuzunun en büyük payı yine FIFA’nın kasasına gidiyor. Hesaplamalara göre 2026 Dünya Kupası’nın FIFA’ya yaklaşık 13 milyar dolar gelir sağlaması bekleniyordu. Buna karşılık ev sahibi şehirler güvenlik, ulaşım, organizasyon ve altyapı yatırımlarının önemli bölümünü üstleniyor.
Bu tablo aslında yeni değil. 2014 Brezilya Dünya Kupası sonrasında bazı statların atıl kalması, 2022 Katar Dünya Kupası’nın yaklaşık 220 milyar dolarlık yatırım maliyetinin hala tartışılması ve 2004 Atina Olimpiyatları’nın Yunanistan ekonomisine bıraktığı yük, bu tür mega spor organizasyonlarının maliyet-fayda dengesine ilişkin tartışmaları canlı tutuyor. 2026 Dünya Kupası ise bu açıdan farklı bir model sundu. ABD, Kanada ve Meksika büyük ölçüde mevcut statları ve spor altyapısını kullanmayı tercih etti. Yeni tesisler yerine ulaşım, güvenlik ve mevcut altyapının güçlendirilmesine odaklanıldı. Böylece turnuva sonrasında kullanılmayan dev tesisler nedeniyle oluşan “beyaz fil” yatırımlarının önüne geçilmesi hedeflendi.
Bununla birlikte beklentilerin tamamının karşılandığını söylemek de güç. Bazı şehirlerde restoran, eğlence ve konaklama sektöründe önemli hareketlilik yaşanırken, özellikle New York, Los Angeles ve Miami gibi zaten yoğun turist çeken merkezlerde Dünya Kupası’nın yeni turist yaratmaktan çok mevcut turist profilini değiştirdiği değerlendiriliyor. İstihdam artışının ise öngörülen seviyelerin altında kaldığına ilişkin analizler bulunuyor.
Organizasyonun ekonomik boyutunda her zaman dikkat çeken bir diğer başlık ise FIFA’nın ödül dağılımı olur. Bu defa da öyle oldu. CNBC-e’nin aktardığı verilere göre FIFA, 2026 Dünya Kupası’nda katılımcı ülkelere toplam yüz milyonlarca dolarlık performans ödülü dağıttı. Şampiyon olan İspanya 51 milyon dolar alırken, gruptan çıkamayarak daha ilk aşamada veda eden Türkiye ise 12.5 milyon dolar elde etti. Ama en fazla dikkat çeken şey FIFA’nın Dünya Kupası ekonomisini büyütmek için attığı adım oldu. Katılan takım sayısı artırıldı ve böylece daha fazla maç oynandı. Daha fazla gelir kapısı yaratıldı. Su molası ile bile milyar doların üzerinde gelir sağlandı.
Yani olay futbolun da ötesinde ekonomiye döndü...
Sende Yorum yap