Bardo Müzesi ve Kartaca
Dünyanın en zengin mozaik koleksiyonlarından birine sahip Bardo Müzesi’nden, Akdeniz’in en görkemli antik kentlerinden Kartaca’ya uzanan bu gezi, Tunus’un yalnızca deniz ve güneşten ibaret olmadığını; binlerce yıllık mimarlık, sanat ve tarih birikimiyle keşfedilmeyi bekleyen eşsiz bir kültür coğrafyası olduğunu bir kez daha gösterdi...
15 Haziran 2026 tarihinde Tunus şehrinin en önemli müzesi olan Bardo Müzesi’ni gezdik. Yıllardır dünyanın en zengin mozaik müzesi olarak bilinen bu müzeyi ve koleksiyonunda yer alan mozaikleri görmek isterdim. Arapça adı “el-Methaf el-Watani bi-Bardu” olan bu müze, aslında Tunus Beyleri için saray olarak inşa edilmiş olup, Kahire’deki müzeden sonra Afrika’nın en büyük ikinci müzesidir.

XIII. yüzyılda hüküm süren Hafsî Hanedanı döneminde yapımına başlanan bu yapı, XVI. yüzyıldan itibaren Tunus Beyleri tarafından saray olarak kullanılır. 1860’lı yıllarda Muhammed Haznedar tarafından müze olarak önerilen yapı, 1888 yılında müzeye dönüştürülür. Önceleri, o dönem Tunus Beyi olan Ali Bey’in adından dolayı “Alaoui Müzesi” olarak anılan yapı, ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1956 yılından itibaren “Bardo Müzesi” adıyla anılmaktadır.
Müze koleksiyonu
Bardo Müzesi, Kartaca, Hadrumetum, Dougga ve Uthina başta olmak üzere ülkenin çeşitli arkeolojik alanlarında gerçekleştirilen kazılar sonucu ortaya çıkarılan eserlerin ve mozaiklerin yanı sıra Tunus Beylerine ait portreler, madalyalar, değerli taşlarla işlenmiş kıyafetler ve nispeten yakın dönemlere ait çeşitli belgeleri de barındırmaktadır. Eski yapıya yapılan modern bir ek, bugün giriş bölümü olarak kullanılıyor. Girişin hemen karşısındaki büyük duvara görkemli bir mozaik monte edilmiş. Hayran olmamak mümkün değil. Son derece etkileyici bir eser. Her ne kadar bir zemin mozaiği olarak yapılmış olsa da duvara asılmış hâlde sergilenmesi de son derece etkileyici.

Daha sonra müzeyi gezmeye başlıyorsunuz. Girişin zemininde yer yer orijinal mozaikler kullanılmış. Bu mozaiklerin üzerinde yürünüyor. Müzenin yoğun ziyaretçi trafiği nedeniyle her tür ayakkabıyla üzerine basılan bu orijinal mozaiklerin bir bölümünün tahrip olduğunu gördük ve buna çok üzüldük. Yaklaşık iki bin yıllık geçmişe sahip kültür varlıklarının bu şekilde kullanılmasına artık son verilmesi gerekiyor. Teşhir edilen mozaiklerin büyük bir bölümü duvarlara asılmış. Bu sunum biçimi çoğu ziyaretçiyi yanıltıyor; gördüklerinin yer döşemesi olarak değil, sanki birer tablo gibi duvara asılmak üzere yapıldığını düşünüyorlar.

Kartaca’nın yok edilmesinden sonra bölgede hâkimiyet kuran Romalılar tarafından yapılan bu mozaikler, bir dönemin flora ve faunasını tanımak açısından bulunmaz görsel belgeler niteliğinde. Keklik ve tavus kuşu figürleri son derece gerçekçi; işçilikleri insanı hayrete düşürecek nitelikte. Bazılarında tanrılara atfedilen portreler, bazılarında ise üçlü gruplar hâlinde insan figürleri yer alıyor. Bu kompozisyonlar, sanki çağımızın hatıra fotoğraflarını andırıyor. Mozaiklerin önemli bir bölümü denize ve deniz yaşamına dair. Çeşitli türde balıklar, ahtapotlar, karidesler, yüzmekte olan bazı insanlar, dönemin savaş gemileri ve balıkçı tekneleri büyük bir ustalıkla tasvir edilmiş. Mozaik sanatı öylesine gelişmiş ki yalnızca duvarlar ve zeminler değil bazı banyoların döşeme ve duvarları da mozaiklerle kaplanmış.
Bu arada dikkat çeken eserlerden biri de 1953 yılında Kelibia yakınlarında bulunan Demna Vaftizhanesi’ne ait, VI. yüzyıla tarihlenen vaftiz havuzu. Taştan yapılmış, dört oturma yeri bulunan bu havuz; dinî semboller, kuşlar ve yazılardan oluşan karmaşık mozaiklerle bezenmiş. Çeşitli bitki ve kuş motifleriyle süslü bir zeminin ortasına yerleştirilen bu vaftiz teknesini uzun uzun seyrettik.

Bardo Müzesi’nin bir dönem saray olarak kullanılan bölümündeki malakârî tekniğiyle yapılmış duvar ve tavan bezemeleri son derece narin işçilik örnekleri sunuyor. Bazı mekânların duvar ve tavanları neredeyse hiç boşluk bırakılmadan alçı bezemelerle kaplanmış. Bazılarının duvarları ise tamamen çinilerle kaplı. Küçük bir odanın duvarlarını kaplayan çiniler, dönemin çiçeklerini yansıtıyor. Gerek desenleri gerekse renk armonisi olağanüstü. Bardo Sarayı’nın üzeri metal rozetlerle bezenmiş ahşap kapıları da dikkat çekici. Bu kapıların iki yanındaki söveler ile üst başlıklarına işlenmiş ay motifi ilgi uyandırıyor.

Bardo Sarayı ve Müzesi insanı adeta sersem ediyor. Birbirini takip eden salonlar, ardı arkası kesilmeyen sunumlar… Sanırım Bardo Müzesi’ni birkaç saatte gezmek, bir filmin fragmanını seyretmek gibi oldu. Tüm aramalarıma rağmen müze ve içerdiği koleksiyonla ilgili kapsamlı bir kitaba ulaşamadık. Bir dahaki sefere müzeyi gezmeden önce dersimizi çok daha iyi çalışmamız gerektiğini düşünerek, dört saati aşkın bir süre dolaştığımız müzeden ayrıldık.

Antik Kartaca şehri
16 Haziran 2026 akşamı Tunus’tan ayrılmamız gerekiyordu. Bu nedenle, Tunus şehrinin ilk yerleşimini oluşturan ve çok uzun yıllar önce tahrip edilen Kartaca şehrinden günümüze ulaşan kalıntıları görmek üzere yola çıktık. İlk durağımız Kartaca Müzesi ve çevresindeki arkeolojik alandı. Ne yazık ki restorasyon çalışmaları nedeniyle Kartaca Müzesi kapalıydı. Buna rağmen açık olan bahçede sergilenen bazı sütunlar ve sarkofajlar (lahit mezarlar), bu geziye kadar benzerlerine rastlamadığımız özellikler taşıyordu. İyon düzenini hatırlatan, ancak kendine özgü ayrıntılar içeren sütunlar, akantus yapraklı sütun başlıkları ve geometrik süslemelerle bezenmiş sarkofajlar oldukça dikkat çekiciydi. Tunus şehrine hâkim konumdaki bu tepenin adı “Byrsa Tepesi” imiş. Eski Kartaca’nın bir bölümünün yer aldığı bu alana Fransız Hükûmeti tarafından 1884-1890 yılları arasında görkemli ve bütün siluete hâkim bir kilise yaptırılmış. Saint Louis Katedrali adıyla anılan bu yapı bir Katolik kilisesidir. Eski Kartaca’ya yönelik bir gövde gösterisi amacıyla inşa edildiği açıkça anlaşılmaktadır.
Kartaca Amfitiyatrosu
Kartaca gezimizin ikinci durağı, I. yüzyılda inşa edilen ve yaklaşık 30.000 kişilik kapasiteye sahip Kartaca Amfitiyatrosu oldu. El Bekrî ve El İdrisî gibi Müslüman seyyahların da övgüyle söz ettikleri bu amfitiyatro büyük ölçüde tahrip olmuş, oturma sıraları ise tamamen ortadan kalkmış. İlginç gözlemlerimizden biri, yapının bazı bölümlerinin betonarme ile takviye edilmiş olmasıydı. Yer yer yeniden inşa edilen bazı duvarlarda kullanılan blokların çakıl taşlı dokusu dikkat çekiciydi. Bu blokların dış yüzlerinin ince bir tabakayla kaplı olduğunu gördük. Muhtemelen düşük oranda çimento kullanılarak blok hâline getirilen bu malzemeyle yapının bazı bölümleri tamamlanmıştı. Ancak yer yer yüzeylerini kaplayan tabakanın dökülmüş olması, bu uygulamanın nasıl gerçekleştirildiği konusunda bizde soru işaretleri oluşturdu. Ne yazık ki, hakkında yeterli açıklayıcı bilgi bulunmadığından, kısa bir süre ayırabildiğimiz bu yapıya yapılan müdahaleler hakkında net bir fikir edinmek mümkün olmadı.

Antoninus Hamamları
Kartaca’daki üçüncü durağımız, Roma İmparatorluğu’nun “Beş İyi İmparator”undan biri kabul edilen Antoninus Pius’un (138-161) adını taşıyan hamamlar oldu. Yapımına Beş İyi İmparator’un üçüncüsü olarak bilinen Hadrianus döneminde (117-138) başlanan, ancak Antoninus Pius döneminde tamamlanan bu hamam kompleksi, Kuzey Afrika’da günümüze ulaşan en büyük Roma hamamı olarak kabul edilmektedir. Arazinin kil katmanlarından oluşması nedeniyle, bilinen Roma hamamlarının aksine zeminden yükseltilerek inşa edilen bu yapı, kendi türünün tek örneği olarak değerlendirilmektedir. 439 yılında bölgede egemenlik kuran Vandallar tarafından yıkılan hamamdan geriye kalan mimari kalıntılar, etkileyici bir gezi alanının oluşturulmasına imkân sağlamış…
Kartaca gezimiz boyunca bize Tunus Büyükelçiliği Üçüncü Kâtibi Güneş Alas refakat etti. Sabah saatlerinde başladığımız Kartaca gezimizi, giderek artan hava sıcaklığına rağmen ısrarla sürdürdük. Hafif bir öğle yemeğinin ardından Büyükelçimiz Ahmet Misbah Demircan ve elçilik personeliyle vedalaşarak havaalanına doğru yola çıktık.

BİR ÖNERİ
Bir daha Tunus’a gitmem nasip olur mu bilmiyorum. Ama ikinci kez gidebilirsem, bu kez seyahatimin daha serin bir döneme denk gelmesine dikkat edeceğim. Sıcak havada dolaşmak insanı yoruyor, dikkatini dağıtıyor. Bu yazı, Tunus seyahatimle ilgili son yazım. Bir dahaki gelişimde dersime daha iyi çalışmam gerektiğini düşünüyorum. Tunus’u merak edenlere tavsiyem, bu ülkeye yalnızca deniz, kum ve güneş için değil; binlerce yıllık tarihini, mimarisini ve kültürel birikimini görmek için gitmeleridir. O zaman, kısa bir yolculuğun bile insana ne kadar çok şey öğretebildiğini ve geriye unutulmayacak anılar bıraktığını göreceklerdir.
Sende Yorum yap