s

Atatürk adına özgürlük...

Siyaset dünyamızın bugünlerdeki ana konusu, CHP ile Yeni Parti ayrışması. Bodoslamadan dalınca, okuru bol, tepkisi canlı bir konu bu, bilgilerden sorular üretmek zor ama ne kadar gerekli siz karar verin lütfen.

Önce kısa hatırlatmalarda bulunmak lazım: Mesela Atatürk’ün CHP’siyle İnönü’nün CHP’si farklıdır, İnönü CHP’siyle Ecevit’in CHP’si çok farklıdır, Baykal’ın CHP’si hepsinden daha farklı bir noktada dururken, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, 1923 felsefesiyle sorunları olan bir CHP’dir.

Bugün 6 Ok’u savunanların çoğu, partinin geçmişini bir bütün olarak ele alırlar, çünkü geçmişi pek de bakma ihtiyacı duymazlar.

Mesela, İzmir İktisat Kongresi’nde karma ekonomiyi savunan Atatürk’ün CHP’sinin 6 okundan biri nasıl Devletçilik oldu bilen var mı?

1929 Ekonomik Buhranı’nın ardından piyasa ekonomisine duyulan güvensizlik sonucu 1931 Kongresi’nde Devletçilik ve Devrimcilik ilkelere eklendi.

Altı Ok olan logonun çizimi ve kullanılmaya başlanması 1933’tür yani.

Başka bir örnek, Baykal’ın CHP’si politikalarını laiklik ilkesini korumak üzerine kurdu, çok partili hayata geçtikten sonra yapılan 1947 CHP Kurultayı’nda tartışılan konu okullara din dersi konulması, İmam Hatip kursları ve İlahiyat Fakültesi ile türbelerin ziyarete açılmasıydı

Kurultay’dan sonra ne mi oldu, İslamcı bir gelenekten gelen Şemsettin Günaltay Başbakanlık koltuğuna oturdu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve imam hatip kursları kuruldu.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’siyle Atatürk’ün CHP’si arasındaki fark çok daha belirgindir.

Atatürk üniter anlayışını ve Türk milleti kavramını savunuyordu. 1921 Anayasa’sı öyle demiyor ama diyenler 1924 Anayasası’na bakmadıkları gibi, Sultan 2. Abdülhamid’in yeğeni, Jön Türk hareketi içerisinde yer alan Prens Sabahattin’in federasyona kapı aralayabilecek yerinden yönetim ilkesine getirdiği eleştirilere bakmazlar. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si Anayasa’daki Türklük tanımını kaldıran, federasyona yeşil ışık yakan 10 Aralıkçıların, CHP’de yönetime geldikleri dönemdir.

★★★

Aynı başlıkta farklılık, sadece CHP için geçerli değil, Atatürkçülük de bu farklılıktan payını alıyor her zaman.

Nadir Nadi, 12 Eylül darbecilerinin Atatürkçülük anlayışına karşı “Ben Atatürkçü değilim” kitabını yazmıştı.

Attila İlhan, “Hangi Atatürkçülük? “ kitabında gerçek Atatürkçülüğü, anti-emperyalist, tam bağımsızlıkçı ve milli bir uyanış hareketi olarak tanımlayıp, Atatürk’ün mirasını sadece şapka, kravat, balo ve batılı yaşam tarzı gibi şekilsel unsurlara indirgeyenleri ağır biçimde eleştirdi.

Bu kitaba Yalçın Küçük, Murat Belge gibi isimler reddiyeler yazdılar.

Sosyalist sol bu noktada Atatürk devrimlerine her zaman burjuva devrimi olarak bakmayı tercih etti. Türkiye’deki sol siyasetin önemli isimlerinden İdris Küçükömer, Kemalizmi sol veya ilerici olmayan halka dayatmacı istikrarsız bir ideoloji olarak tanımlamıştı.

Başka eleştiriler de var ama asıl meseleye gelmek lazım, bugün sol ve sosyalist partilerin Mustafa Kemal Atatürk’ün “anti-emperyalist ve aydınlanmacı” yönünü öne çıkarmaları, siyasi kimliğine Atatürkçlüğü koyan, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal yürüyüşünden etkilenen genç seçmene yönelik taktiksel bir duruştur.

Herkesin kafasında farklı bir Atatürk olması, Atatürk adının tam aksi şeyler yaparken bile siyasi koruma adına kullanılması görmezden gelinemeyecek sorunlar.

★★★

Bir süredir dillerden düşmeyen Batı tipi sosyal demokrasi CHP’yi biraz, Özgür Özel’in Yeni Partisi’ni oldukça alakadar ediyor.

Niye CHP’yi biraz dediğimi açayım, 2023 seçimleri öncesinde 6’lı Masa’nın 2300 vaatten oluşan Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nde Atatürk adı bir ya da iki kere geçti. Biri Atatürk Havalimanı’nın yeniden açılmasıydı diğeri de Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgiliydi.

Yüzde 25’lik oy oranıyla masanın ana gücü olarak CHP’nin metne Atatürkçülükle ilgili tek satır koyulmamasına itiraz etmemesi bana ilginç geliyor.

Yeni Parti’nin kurucu Genel Başkanı Özgür Özel’e gelince, samimiyeti sokakta bir karşılık buldu, buna şüphe yok.

Dededen beri Meclis’te olan Faik Öztrak’a getirdiği seçkincilik eleştirisi değerliydi, CHP’nin 1946 seçimlerindeki 464 milletvekili adayı arasında sadece 1 işçi, 8 çiftçi vardı, kalanların hepsi emekli üst düzey bürokratlardan oluşuyordu. Ecevit, İsmet Paşa’nın seçkinci çizgisini terk eden genel başkan olmuştu.

Siyasette samimi olmak ve seçkinci olmamak önemli ama partinin ilke ve politikaları da çok belirleyici.

Özgür Özel’in yol arkadaşlarının kim olduğu, sokakta samimi bulunup bulunmadıkları, adlarının halkta çağrıştırdıkları kadar çok pazarlanan “Batı tipi sosyal demokrasi” üzerinde de düşünmesi lazım.

★★★

Batı tipi sosyal demokrasi aslında ortak değerlerden söz eder, her ülke ayrı olduğu için programlar da, belirlenen ilkelere ulaşma yöntemleri de aynı değildir.

Olof Palme döneminde örnek gösterilen Baltık tipi sosyal demokrasi çöktü, İsveç’de merkez sağ iktidar var.

Kürselleşmeyle barışık Liberal Sosyal Demokrasi’yi deneyen Tony Blair ve Gerhard Schröder arkalarında bir enkaz bıraktılar. Schröder’in Almanya’da işsizlik maaşlarını kısıtlaması üretimin ülke dışına kaymasına yeşil ışık yakması, Tony Blair’in finans sektörü üzerindeki denetimleri gevşetmesi ve bozulan gelir dağılımı bugün her iki ülke de aşırı sağı hiç görmedikleri oy oranlarına çıkardı. Aşırı sağ gümrük duvarlarını yükseltmeyi, sosyal harcamaları kısmak için göçmen karşıtlığını ön plana çıkardı ve üreten ve gelecek kaygısı yaşayan kesimleri yakaladı.

Aynı anda sosyal demokrasi iklim aktivimizmi, kültürel çeşitlilik, lgbt dostu belediyecilik hizmetleri, gibi metropol odaklı siyaseti öne çıkardı.

Önceliği geniş halk kitlelerinin sorunları yerine yeni akımlara ve tanımlamalara bırakmanın faturası haliyle ağır oldu.

Yeni Parti, bu noktalarda CHP’den ve diğer sosyal demokrasi örneklerinden ayrışacak mı, bunu zaman gösterecek.

Bülent Ecevit, CHP’nin başında olduğu yıllarda “Atatürkçülük durağan bir dogma değildir, sürekli kendini yenileyen bir devrimciliktir” anlayışını savunmuştu. Özel’in sırtındaki yüke, anketlerle oynayarak halen kişisel ikbal peşinde olanlara çizgiyi koruması Yeni Parti’nin geleceğinde de önem taşıyacak.

★★★

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını kullanıp yaptıklarının ve hedeflerinin tam aksi yönde hareket etmenin artık sona ermesi gerekiyor.

Atatürk adını artık özgür bırakma zamanı.

Her parti ya da bir partinin her üyesi Atatükçü olmak zorunda değil, demokrasi içerisinde her fikir iktidara gelmek için çalışabilir.

Ancak darbeci Kenan Evren’in yaptığı gibi Atatürk adının arkasına saklanarak iş yapmak önce Atatürk’e sonra da seçmene haksızlık.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.