Gümrükten çıkan sürpriz


Sanat eserlerinin başına gelen hikâyeler bazen onları yaratan sanatçıların yaşam öykülerinden bile ilginç olabiliyor.
Bir tablonun yıllarca bir evin tavan arasında unutulması, bir heykelin savaş sırasında kaybolması ya da bir gravürün yanlış etiketlenmiş bir depoda onlarca yıl beklemesi gibi.
Sanat tarihi, bu tür sürprizlerle dolu.
Geçtiğimiz günlerde Fransa’dan gelen haber de tam böyleydi.
Marc Chagall’ın 1924 tarihli gravürü L’Acrobate au Violon, tam yirmi yıl boyunca Fransız gümrüğünün deposunda unutulduktan sonra yeniden gün yüzüne çıktı.
Üstelik hikâye, sıradan bir bürokratik işlem değil.

2005 yılında Fransa-İsviçre sınırında durdurulan bir kamyonda çok sayıda sanat eseri bulunuyor.
Yapılan incelemede Chagall’ın gravürü ile Rus asıllı heykeltıraş Ossip Zadkine’in bir çiziminin ülkeden çıkarılması için gerekli izinlerin bulunmadığı anlaşılıyor.
Eserlere el konuluyor, taşıyıcılar para cezasına çarptırılıyor ve iki eser bir gümrük deposuna kaldırılıyor.
Sonrası ise tam anlamıyla sessizlik.
Dosya kapanıyor, eserler unutuluyor.
Aradan geçen yirmi yılın ardından depoda yeniden keşfedilen eserlerden Zadkine çizimi Paris’teki Zadkine Müzesi’ne bağışlanırken, Chagall gravürü Besançon Güzel Sanatlar ve Arkeoloji Müzesi’nin koleksiyonuna kazandırıldı.
Böylece müze tarihinde ilk kez bir Marc Chagall eserine sahip olmuş oldu.
İşin ilginç yanı, söz konusu eser Chagall’ın milyonlarca dolarlık tablolarından biri değil.
Bugün sanat piyasasında sanatçının büyük boy yağlıboyaları 20 milyon doların üzerinde alıcı bulabiliyor.
Buna karşılık L’Acrobate au Violon, 150 adet basılmış bir gravür serisinin parçası.
Benzer bir baskısı birkaç yıl önce yaklaşık 5 bin dolara satılmıştı.
Maddi değeri yüksek olmasa da kültürel değeri tartışılmaz tabii.
Marc Chagall, 20. yüzyıl sanatının en özgün isimlerinden biri.
Belarus’ta doğan, daha sonra Fransa vatandaşlığına geçen sanatçının resimlerinde insanlar uçar, kemancılar çatılarda dolaşır, hayvanlar masallardan çıkmış gibi.
Gerçeklikle hayalin birbirine karıştığı bu dünya, Chagall’ı modern sanatın en kolay tanınan ressamlarından biri hâline getirdi.
Kemancı figürü de sanatçının en belirgin simgelerinden biri. Çocukluğunun geçtiği Doğu Avrupa kültüründe müziğin günlük yaşamla kurduğu güçlü bağ, eserlerine defalarca yansıdı.
Gümrük deposundan çıkan gravürde de ipin üzerinde duran bir akrobatın kemanla kurduğu ilişki, Chagall’ın o şiirsel evreninin küçük ama etkileyici bir özeti gibi duruyor.
Sanat tarihinde buna benzer keşifler ilk kez yaşanmıyor.
Gustav Klimt tabloları yıllarca kayıp kaldıktan sonra yeniden ortaya çıktı.
Caravaggio’ya ait olduğu düşünülen eserler müzayedeler öncesinde uzmanları uzun tartışmalara sürükledi.
İkinci Dünya Savaşı döneminde el konulan binlerce eser ise bugün hâlâ mirasçılar ile müzeler arasında hukuki süreçlerin konusu olmaya devam ediyor.
Bazen bir bodrum katı, bazen bir banka kasası, bazen de resmi bir depo sanat tarihinin beklenmedik adreslerine dönüşebiliyor.
Sanat eserleri aynı zamanda hukukun, bürokrasinin, siyasetin ve kültürel miras bilincinin kesiştiği noktada duruyor.
Bir imza eksikliği nedeniyle yıllarca gözlerden uzak kalan bir gravür, bugün bir müzenin en dikkat çekici eserlerinden biri olarak ziyaretçilerini bekliyor.
Belki de bu hikâyenin en güzel yanı burada saklı.
Çünkü bazen bir sanat eserinin değeri, açık artırma salonlarında biçilen fiyatla değil, yıllar sonra yeniden görülebilmesiyle ölçülüyor.
Sende Yorum yap