s

Utanma aşındı, roller birbirine karıştı

Bir süredir, büyük felaketlerle küçük hesaplaşmaların yan yana durduğu sosyal medyada siyasetçilerin, gazetecilerin, sanatçıların tartışmalarını, birbirlerini nasıl hırpaladıklarını ve bunların takipçisi olan binlerce insanın hakaret içeren yorumlarını izliyorum.

Ülkeye, geleceğe, dünyada olup bitenlere dair tek bir cümle dahi kuramayanlar birilerine sürekli parmak sallıyor, suçluyor, hedef gösteriyor, hakaret yağdırıyor o da olmazsa tehdit ediyor.

Bir süre sonra neyin tartışıldığını unutuyorsunuz. Kelimeler sertleştikçe de geriye sadece hain, trol, aparat gibi sıfatlar kalıyor. Kullanılan dil aynı olunca da tartışanların kimliklerini ayırt edemez hale geliyorsunuz.

Hiçbiri, iddiasını ispat etmeye, kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıyor. Ellerinde delil, bilgi, belge olmadan birbirlerini ya rüşvet almakla ya da rüşvet talep etmekle suçlayabiliyorlar. Biri “hırsız politikacılar” diyorsa diğeri “kiralık gazeteciler” diyor. Birbirlerine ne kadar çok hakaret eder ya da “aparat” gibi sıfatları ne kadar sık kullanırlarsa takipçileri tarafından o kadar kabul göreceklerini umdukları için belki de.

Ama öyle olmuyor. Takipçi sayılarının çokluğu da bir şey ifade etmiyor. Onlar da aynı dili kullanıyor. Eski paylaşımları dolaşıma sokuyor. Üstelik özellikle takipçisi oldukları kişiyi itibarsızlaştırmaya, paçasından tutup aşağı çekmeye çalışıyorlar.

Tartışma kültürünün giderek yok olduğu bu mecralarda, seviye düştükçe gazeteciyi yorumlardan, yorumları siyasetçiden ayıran şey de yalnızca unvanları oluyor.

Bu yüzgöz olma hali yalnızca bugünün meselesi olmayabilir ama dili üreten kültürü sorgulamadığımız içindir ki isimler değişse de tartışmaların üslubu değişmiyor. Aynı benzer kavgalar, yeni aktörlerle devam ediyor.

★ ★ ★

Eskiden insanlar arasında adı konmamış bir mesafe vardı. Vatandaşlar soru sorardı. Gazeteciler araştırırdı. Siyasetçiler hesap verirdi.

Bugün bu mesafe tamamen ortadan kalktı. Milletvekili gazetecilerle, partili partisinden ayrılanlarla, sanatçı takipçileriyle, takipçi hepsiyle aynı üslupla konuşuyor. Kolaylıkla birbirlerini karalayabiliyorlar. Elbette bu yalnızca bir üslup sorunu değil.

Ama bugün bu pervasız dilin sürdürülmesine bazı gazeteciler siyasi kavganın taraflarından biri gibi davranarak, siyasetçiler de hesap vermek yerine muhatabını itibarsızlaştırarak katkı sağlıyor. Haliyle geriye ne gazetecilik kalıyor ne de siyasetçi.

Üstelik çıkarttıkları gürültü, tartışmanın konusunu da önemsizleştiriyor, görünmez kılıyor. İddianın doğruluğu değil, suçlamanın şiddeti önem kazanıyor. Suçlamalar arttıkça, sorumluluğun ağırlığı azalıyor.

Fakat işin ilginç yanı kibri, öfkeyi, nefreti büyüten, mesafesini kaybetmiş bu insanlar da dilden yakınıyor. Utanılacak sözlerin, açıklama gerektirecek iddiaların sahibi değilmiş gibi paylaşımlarına hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorlar. “Ben neye dönüştüm” diye sormuyorlar bile.

★ ★ ★

Biz de gerçek sorunlarımızı bir tarafa bırakıp, günlerce bir gazetecinin başka bir gazeteciye ne dediğini, bir siyasetçinin diğerine hangi sıfatı yakıştırdığını konuşuyoruz. Tartışmanın kendisinin, tartışılması gereken meselelerin önüne geçmesinden rahatsızlık bile duymuyoruz.

Oysa utanma duygusu aşındığında, yalnızca dil değişmiyor. İnsan kendine bakma yeteneğini de yitiriyor. Oysa insan kendine de birkaç adım geride durmalı. Siyaset de gazetecilik de vatandaşlık da önce bunu gerektirir. İnsan başkasını yargılamadan önce kendi sözünün ağırlığını da tartabilmeli.

Belki de asıl yoksullaştığımız yer burasıdır: Bir tünelinin içinde sıkışmış, birbirini suçlayanların çokluğu değil, kendini sorgulayanların azlığıdır. Giderek daha fazla birbirimize benzememizdir.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.