Akciğer kanserinde beslenmenin rolü


Bilim dünyası, artık ‘bağırsak-akciğer ekseni’ adı verilen güçlü bir iletişim ağından söz ediyor. Her gün tabağınıza koyduğunuz yiyecekler, bağırsaklarınızdaki yararlı bakterilerin çoğalmasını ya da tam tersine çeşitliliğinin azalmasını etkiliyor. Gelecekte bağırsak mikrobiyotasının düzenlenmesi, kanser tedavisini destekleyen yeni yaklaşımlardan biri olabilir
“Ben hiç sigara içmedim!” Akciğer kanseri tanısı konulan pek çok kişinin kurduğu bu cümle, son yıllarda bilim insanlarını yeni sorulara yöneltiyor. Elbette sigara hâlâ akciğer kanseri için en önemli ve önlenebilir risk faktörü. Ancak bugün tanı alan her 10 hastadan belirli bir kısmının hiç sigara içmemiş olması, hastalığın yalnızca tütün kullanımıyla açıklanamayacağını düşündürüyor. Hava kirliliği, pasif sigara dumanı, radon gazı, genetik yatkınlık ve mesleki maruziyetlerin yanı sıra son yıllarda çevresel kimyasallar ve beslenme yoluyla maruz kaldığımız görünmeyen etkenler de bilim dünyasının yakın takibinde.
1 Ağustos Dünya Akciğer Kanseri Günü, yalnızca farkındalık oluşturmak için değil, hastalığa bakış açımızın nasıl değiştiğini görmek için de önemli bir hatırlatma niteliğinde. Artık araştırmalar yalnızca neden sigara içenlerde görülüyor sorusuna değil, hiç sigara içmeyen kişiler neden akciğer kanseri oluyor sorusuna da yanıt arıyor. Son dönemde yayımlanan çalışmalar ise bu sorunun cevabının düşündüğümüzden daha karmaşık olabileceğine işaret ediyor.

Şaşırtan sonuçlar
American Association for Cancer Research (AACR) toplantısında sunulan dikkat çekici bir araştırma, özellikle 50 yaş altındaki hiç sigara içmemiş bireylerde görülen akciğer kanserlerine farklı bir açıdan yaklaşmış. Araştırmada, bu grupta akciğer kanseri gelişen kişilerin genel olarak daha fazla meyve, sebze ve tam tahıl tükettiği görülmüş. İlk bakışta şaşırtıcı görünen bu bulgunun nedeninin ise sağlıklı besinlerin kendisi değil, bu besinler aracılığıyla maruz kalınabilen pestisit kalıntıları olabileceği düşünülüyor. Araştırmacılar ise bu sonuçların nedensellik göstermediğini, pestisit maruziyetinin gerçekten rol oynayıp oynamadığını ortaya koymak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu özellikle vurguluyor.
Bağırsak ve akciğer
Uzun yıllar boyunca bağırsak ve akciğer tamamen farklı organlar olarak değerlendirildi. Oysa bugün bilim dünyası ‘bağırsak-akciğer ekseni’ adı verilen güçlü bir iletişim ağından söz ediyor. Bağırsaklarımızdaki bakteriler yalnızca sindirimimizi değil, bağışıklık sistemimizi, inflamasyonu ve hatta akciğerlerde gelişen hastalıkları bile etkileyebiliyor. Araştırmalar da bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerin bağışıklık hücrelerinin davranışını etkileyerek tümörün gelişimini ve tedaviye verilen yanıtı değiştirebildiğini ortaya koyuyor. Sonuçlara göre bazı bağırsak bakterileri bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlarla mücadele etmesini desteklerken, mikrobiyotadaki dengesizlik ise tümörün bağışıklık sisteminden kaçmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle gelecekte bağırsak mikrobiyotasının düzenlenmesi, kanser tedavisini destekleyen yeni yaklaşımlardan biri olabilir. Bu, elbette probiyotik kullanarak akciğer kanseri önlenebilir anlamına gelmiyor. Ancak bağırsak sağlığının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisinin artık yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığı çok daha net anlaşılıyor.

Beslenme neden bu kadar önemli?
Bağırsak mikrobiyotasını şekillendiren en güçlü faktörlerden biri beslenme. Her gün tabağınıza koyduğunuz yiyecekler, bağırsaklarınızdaki yararlı bakterilerin çoğalmasını ya da tam tersine çeşitliliğinin azalmasını etkiliyor. Bitkisel çeşitliliği yüksek bir beslenme modeli; sebzeler, meyveler, tam tahıllar, filizlendirilmiş baklagiller, yağlı ve zeytinyağı gibi besinlerle bağırsak bakterileri için gerekli olan lifleri sağlıyor. Bu lifler bağırsakta kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülüyor. Özellikle bütirat gibi bileşiklerin bağışıklık sistemini düzenlediği, inflamasyonu dengelediği ve bağırsak bariyerini güçlendirdiği uzun zamandır biliniyor. Fermente gıdalar da bağırsak sağlığının en güçlü destekçilerden biri. Buna karşılık ultra işlenmiş gıdalardan zengin, liften fakir beslenme düzeni ise mikrobiyal çeşitliliğin azalmasına ve kronik inflamasyonun artmasına katkıda bulunabiliyor. Kronik inflamasyon ise yalnızca kalp-damar hastalıkları veya diyabet için değil, birçok kanser türü açısından da önemli bir risk mekanizması olarak kabul ediliyor.
Korunmada en güçlü adım hâlâ belli
Akciğer kanseri konusunda umut verici bilimsel gelişmeler yaşansa da korunmada en etkili yöntemler değişmiyor. Sigara kullanmamak, pasif sigara dumanından uzak durmak, hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda maruziyeti azaltmak, düzenli fiziksel aktivite yapmak ve dengeli beslenmek hâlâ en güçlü koruyucu adımlar arasında.
Bunun yanında yüksek risk grubunda bulunan bireylerde düşük doz bilgisayarlı tomografi ile yapılan taramaların erken tanıda yaşam kurtarıcı olabileceği de unutulmamalı. Çünkü akciğer kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı belirgin şekilde artıyor.
Categories: Akciğer kanserinde beslenmenin rolü
Sende Yorum yap