Biz voleybol ülkesiyiz
Bugün dünya voleybolunun zirvesinde gururla dalgalanan Türk bayrağı, anlık tesadüflerin değil; ilmek ilmek işlenmiş planlamanın, çelik gibi sağlam bir altyapının, adanmış ömürlerin ve sınırları zorlayan cesur bir vizyonun eseridir. “Filenin Sultanları”nın küresel ölçekteki dominasyonu, tek bir jenerasyonun parlamasından ibaret değil; arkasında yarım asrı aşan devasa bir strateji külliyatı barındırıyor.
Efsanevi laboratuvar
Türk kadın voleybolunun modern tarihini yazmaya başlayacaksak, aklımıza gelecek ilk isim kuşkusuz Cengiz Göllü’dür. Göllü, sadece teknik bir adam değil; Türk voleybolunun kurucu aklı, taktiksel disiplinin ve sarsılmaz çalışma ahlakının babasıdır. Onun oyuna kazandırdığı standartlar, o dönem için hayal dahi edilemeyen profesyonel bir zihniyetin temelini attı.
Bu vizyonun sahaya indiği ana laboratuvar ise Eczacıbaşı oldu. Eczacıbaşı Spor Kulübü, Türk sporu için sadece bir kulüp değil; kurumsallaşmanın, altyapı yatırımlarının ve “sürdürülebilir başarı” modelinin öncüsüdür. Voleybolu okul salonlarından çıkarıp bir sanata dönüştüren Şakir Eczacıbaşı önderliğindeki bu yapı, ilerleyen yıllarda VakıfBank, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi devlerin de bu alana devasa kaynaklar aktarmasının önünü açtı.
Sürdürülebilir gelecek
Türk kadın voleybolunun bugünkü hakimiyeti bir saman alevi değildir. Türkiye’nin dört bir yanına yayılan voleybol okulları, TVF Lisesi gibi stratejik projeler ve her yaş kategorisinde devam eden çetin lig rekabeti bu başarının teminatıdır. Cengiz Göllü’nün attığı tohumlar, Eczacıbaşı’nın kurduğu sistemik yapı, vizyoner başkanların yönetim zekası ve “voleybol ülkesiyiz” diyerek elini taşın altına koyan markaların desteğiyle devasa bir ekosistem inşa edildi. Filenin Sultanları bugün sadece parkede maç kazanmıyor; doğru planlamanın, altyapı yatırımının ve sarsılmaz bir inancın bir ülkeyi dünyada nasıl zirveye taşıyabileceğinin ilham veren hikayesini yazmaya devam ediyor.
Bir slogandan fazlası
Salonlar tıklım tıklım, milyonlar ekran başında, çocuklar ellerinde toplarla salon kapılarında sıraya giriyor... Filenin Sultanları her uluslararası turnuvada zirveye çıktığında, o bildik cümle bir kez daha dalga dalga yayılıyor: “Biz voleybol ülkesiyiz.” Tribünlerden sosyal medyaya, ana haber bültenlerinden sokaklara kadar herkesin gururla tekrarladığı bir slogan bu.
Peki, henüz bu başarılar yokken bu cesur cümleyi ilk kim kurdu? Bugün hepimizin kanıksadığı bu ifadeyi yıllar önce bir Türk markası, Vestel dile getirdi. Üstelik cümlenin bugünkü kadar kolay kurulabildiği bir dönemde değil... O gün “Biz voleybol ülkesiyiz” demek bir durum tespiti değil, sınırları zorlayan bir iddiaydı; hatta dev bir taahhüttü. Bugün kupalar müzedeyken bu cümleyi söylemek cesaret gerektirmiyor. Ancak henüz ortada sonuç yokken bir ülkeyi bir branşla tanımlamak; o cümlenin arkasını yıllarca sponsorluklarla, yatırımlarla ve sarsılmaz bir inançla doldurmayı göze almak demekti. O gün koyulan o iddia, bugün tüm toplumun yaşadığı bir gerçeğe dönüştü.
Küresel marka olma yolu
Kulüp yatırımlarının ve sponsor vizyonunun milli takım bazında bir dünya markasına dönüşmesi, federasyon yönetimlerinin stratejik hamleleriyle sağlandı.
1990’ların sonunda göreve gelen Ahmet Gülüm, Türk voleyboluna modern pazarlama, iletişim ve profesyonel yönetim anlayışını kazandırdı. Voleybolun medya değerini artıran, tribünleri dolduran ve bu sporu kitlelerle buluşturan ilk kıvılcım onun döneminde yakıldı. Ardından Erol Ünal Karabıyık ile tesisleşme atağı geldi. Sonra Mehmet Akif Üstündağ ve Altın Çağ... Mehmet Akif Üstündağ bu tarihsel birikimi dünya şampiyonluklarıyla taçlandıran mimar oldu. “Biz bir aileyiz” anlayışıyla kurulan bütüncül yapı, doğru antrenör tercihleri, modern tesisleşme hamleleri ve altyapı taramaları Üstündağ döneminde zirve yaptı. Dünya sıralamasında 1 numaraya yükselen, Milletler Ligi ve Avrupa kupalarını kaldıran yapı, bu sürdürüleb
Sende Yorum yap