s

Yanlış teşhis çocukluğunu kararttı! Yıllar sonra aynı doktorun hayatını kurtardı: Her gece dua ettim

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Bugün Van'da kendi kliniğinde Türkiye'nin dört bir yanından gelen hastaları kabul eden, aile hekimliği uzmanı, akademisyen ve medikal estetik alanında İtalya'da yüksek lisans yapmış Doç. Dr. Dilek Kuşaslan Avcı'nın meslek yolculuğu, henüz beş yaşındayken evlerine gelen genç bir doktoru hayranlıkla izlemesiyle başladı. Doç Dr.Dilek Dilek Kuşaslan Avcı, babasının memur olması nedeniyle 2-3 yılda bir çıkan tayinlerle Türkiye’nin pek çok şehrinde yaşayarak büyüdü. Tıp yolculuğu 1993’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne girmesiyle başladı. Mezun olup evlendikten sonra eş durumu ile birkaç şehirde yaşadıktan Dilek, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Aile Hekimliği ihtisası yaptı. Uzman olunca beş yaşındaki oğlunu eşiyle Van’da bırakarak bir yıl Bitlis Hizan’da mecburi hizmet yaptı. Bitince Van’a gelip üniversitede akademisyen oldu.

2018’ de doçentliğini aldığını söyleyen Dilek, “Bu arada 'Hastalarıma nasıl daha faydalı olabilirim' diyerek yıllarca çok farklı üniversitelerde kendi çabalarımla, halk arasında alternatif tıp denilen ama bizim Tamamlayıcı Tıp dediğimiz alanda özel eğitimler aldım. Üniversitede tıp öğrencilerine ve asistanlara dersler verdim. En son medikal estetik alanında da kendimi geliştirmek isteyince İtalya’da bu alanda 2 yıl master yaptım. Şimdi 5 yıldır Van’daki muayenehanemde Türkiye’nin her yerinden derdine derman arayan hastaları kabul ediyorum” bilgisini paylaştı.

‘GÖZ DOKTORU MUAYENESİNDEN AĞLAYARAK ÇIKTIM’

Bu noktaya gelene kadar hayat onun için bambaşka şeyler planlamıştı. İlkokul yıllarında okul birincisi olan, bilgi yarışmalarında okulunu temsil eden başarılı öğrenci, ortaokula başladığında tahtayı görememeye başladı. Yazılanları seçemiyor, arkadaşlarının defterlerine bakarak not almaya çalışıyordu. Bazen arkadaşları buna izin vermiyor, öğretmenler ise gözlüğü olmadığı için onu ön sıraya oturtmuyordu. Sınavlarda soruları okuyamadığı için ağladığı günler oldu. Öğretmenleri neden ağladığını anlayamıyor, o ise tahtadaki yazıları göremediğini anlatamıyordu. Ailesi sonunda onu göz doktoruna götürdü. Ancak o muayene, hayatının en büyük hayal kırıklıklarından biri oldu. Henüz 12 yaşındayken çıktığı ilk göz muayenesinde doktor yalnızca en üst sıradaki büyük harfleri okuttu. Daha küçük harfleri göstermeden muayeneyi sonlandırdı ve babasına dönerek,"Gözünde hiçbir şey yok. Bu yaşlarda çocuklar gözlük hevesi yapabiliyor"dedi. Muayene odasından ağlayarak çıktı. O günden sonra babası da kızının gözlerinin bozuk olduğuna inanmadı. Dilek Kuşaslan Avcı ise dört yıl boyunca dünyayı bulanık görerek yaşamaya devam etti. Tahtayı göremediği için okul başarısı hızla düştü. Özgüvenini kaybetti. Sosyal ve girişken kişiliği yerini içine kapanık, mutsuz bir çocuğa bıraktı.

"Ben 5 yaşındayken evimize gelen bir doktoru izlememle başladı her şey"diyen Dilek, “O dönem babamın memuriyeti nedeniyle Sarıkamış’ta yaşıyorduk. Babaannemin ilerleyen hastalığı nedeniyle yürüyememesi üzerine evimize muayeneye bir doktor geldi. Ben o doktorun yaptığı işlemleri kapı arasından merakla izlemekle başladım. Yeni mezun genç bir doktordu, hasta iletişimi, hastaya verdiği moral, eskiden olan o enjektörü hazırlayıp uygulaması beni çok etkilemişti. Ben de o gün doktor olup insanları iyileştiren biri olabilirim diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonrasında ilk ve orta öğrenimim sırasında babamın tayinleri nedeniyle yaşadığımız şehirlerde 2-3 yılda bir okul değişikliklerim oldu. Her gittiğim okulda özellikle Kızılay konuluna girmeye, teneffüslerde düşüp yaralanan çocuklara pamuk ve tentürdiyotla gidip pansuman yapmaya başladım. Doktor olup insanlara faydalı olmak gibi bir hayalim vardı” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni
390 milyon dolarlık plan! ABD sattı, İran destekli Husiler kullandı: F-5'ler bugün kimin elinde?


‘BABAM TEŞHİSİ KOYAN DOKTORA İNANMAYIP BAŞKA HASTANELERE DE GÖTÜRDÜ’

"2 yıl sonra İstanbul Şile’ye babamın tayini çıktı ve ben oradaki 2.yılımdayken liseye sağlık ocağından sağlık taraması için gelen pratisyen bir hekim 'Görme sıkıntısı olan var mı' diye sordu"diye anlatan Dilek, “Parmağımı kaldırdım, oturttu, muayene için astıkları o harflerin hiçbirini görmediğimi anlayınca 'Sen görmüyorsun' dedi. 'Neden doktora gitmedin' deyince 'Kimseyi gözlerim bozuk olduğuna inandıramadım' dedim. İlk göz muayenemde yaşadıklarımı anlattım. Sınıf öğretmenimi çağırdı, ona durumumu söyledi. O da 'Babana söyle okula gelsin konuşacağım' dedi. Ondan sonra babam beni İstanbul’da bir göz doktoruna götürdü. Götürürken hâlâ bana inanmıyordu. O doktor 2,5 numara miyop gözlüğü yazınca doktorun yaşlı olup beni yanlış muayene etmiş olabileceğini söyleyerek aynı gün başka bir doktora daha götürdü. O da bakınca doğruladı, 'Siz geç kalmışsınız, gözleri çok ilerlemiş' dedi. Dört yıl boyunca tahtayı görememek kendime olan bütün özgüvenimi kaybetmeme neden oldu. Çok başarılı, çok sosyal, girişken bir öğrenciyken giderek içine kapanmaya başlayan, mutsuz, depresif bir çocuk oldum” şeklinde konuştu.

İlk gözlüğünü taktığındaki o ilk anı hiç unutamadığını dile getiren Dilek, “Her şey çok net ve pırıl pırıldı. O an yeniden doğduğumu düşündüm. Çok heyecanlıydım, sevinçten içim kıpır kıpırdı. Hatta o iki saatlik dönüş yolunda arabada içimden Allah’a teşekkür edip sevinçten ağladığımı hatırlıyorum. O günü hiç unutamam. Hayatımın dönüm noktalarından biridir, ondan sonra kendime olan özgüvenim ve okul başarım hızla arttı. Bana ilk doğru teşhisi koyan hekim yaşça ileri, meslekte çok tecrübeli bir hekimdi. İsmini hatırlamıyorum, ama onu görüp teşekkür etmeyi çok isterdim. Ondan sonra aynı gün babam beni o doktora inanmayıp 'Senin gözlerin sağlamdır' diyerek Haseki’de bir kadın doktora götürdü. O da gözümün bozuk olduğunu, ilerlediğini onaylamıştı. O iki doktora minnet borçluyum, hayatım onlardan sonra çok daha güzel, yaşanılır oldu. Zira ben okula yürürken bazen yanımdan geçenleri tanıyamıyordum artık, karşıdan karşıya geçerken uzaktan gelen arabayı fark edemediğim, tehlike atlattığım oluyordu” bilgisini paylaştı.

Yunanistan'da iki itfaiye helikopteri havada çarpıştı! Korkunç görüntüler

‘YILLAR SONRA O DOKTORLA KARŞILAŞMAM ÇOK DEĞİŞİK BİR DUYGUYDU’

"Çocukluktan beri hayalim doktor olmaktı zaten ama bir şeyimin olmadığını söyleyen doktordan sonra bu konuda daha bir istekli oldum"diyen Dilek, “Çünkü göremiyordum ve bu benim her şeyimi, tüm yaşantımı çok olumsuz etkiliyordu. 12 yaşından 15 yaşın sonlarına kadar nerdeyse her gün, her gece iyi bir göz doktoru beni muayene etsin, çaresini bulsun diye dua ederdim. Kendimi doktor olarak hayal ederdim, insanları detaylı bir şekilde dinleyip muayene ettiğim, hiçbir çocuğu, hiç kimseyi aceleye getirmediğimi, güler yüzlü sıcak bir doktor olarak davrandığımı hayal ederdim. Tek hayalim buydu. Bu hayal beni ayakta tuttu. O süreçte bir doktor olmayı hayal ederken çocuk aklımla bazen, keşke ben bir gün doktor olsam, o göz doktoru da bana muayeneye gelse diye hayaller kurardım. Bir gün gerçekleşebileceğini söyleseler asla inanmazdım” ifadelerine yer verdi.

Yıllar sonra tıp eğitimini bitirdiği yaz evlendiğini söyleyen Dilek, “Eşimin görev yaptığı Denizli Çivril’e gidip orada pratisyen hekim olarak göreve başladım. Bir yıl sonra bu sefer eşimin görevi nedeniyle tayinimiz, çocukluğumda ilk göz muayenesi olduğum ildeki farklı bir ilçeye çıktı. Hatta eşim bana bu tayin haberini telefonda verince aklımdan o doktor geçti. 'Hâlâ orda mıdır, çalışıyor mudur' diye. Aradan uzun yıllar geçmişti. İsmini de bilmiyordum, ama simasını az çok hatırlıyordum. O ilçeye eşimle taşındığımızda ilçede hastane yoktu. Sağlık ocağında ben iki doktor çalışıyorduk. Gece de çalıştığımız için nöbet sistemi yapmıştık. O gün benim sıram değildi. Nöbetçi doktorun ve diğer doktorun ilçede banka olmayınca diğer ilçeye gitmesi gerekiyordu, bana 'Bakar mısın' dediler, 'Olur' dedim. Sağlık ocağının bahçesi vardı, kapısının önünde bir sandalyede otururken hızla siyah bir araç geldi. 'Acil hastamız var' dediler, bulunduğumuz bölgeye yakın dağlık alandaki bir köy gezisinde fenalaşıp bayılan bir erkek hastaydı, en yakın doktor bizde vardır diye bizim ilçeye getirmişler. Bilinci kapalı haldeki hastayı içeri aldık, sedyeye yatırdık. Acil hipertansif krizdeydi, hayati tehlike yaratabilen riskli bir durumdur. Tansiyonu 300’lerde ve bilinç yoktu. Ambulansımız da yoktu, o sırada ilçede olan tek doktordum, damar yolunu açıp gerekli ilaçları dikkatlice verdim. Yavaş yavaş tansiyonunu düşürmeye çalıştım, hızlı düşürmekte çok tehlikeli olduğu için çok dikkatli davrandım. Bir süre sonra hasta kendine gelmeye başlayınca ben rahatladım, tehlikeyi atlattık” dedi ve ekledi:

Alıntı Metni
Galatasaray Sportif A.Ş. Başkan Vekili Abdullah Kavukcu: Çok ciddi oyuncularla görüşüyoruz, para harcayacağız
Özay Şendir yazdı: Demokrasinin sınırları ve sinir uçları...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.