s

Bu, John Galliano aklandı mı demek?

John Galliano denince akla sadece Dior’un unutulmaz couture defileleri gelmiyor.

Aynı zamanda bir gecede yerle bir olan kariyeri de geliyor ne yazık ki.

Kim ne derse desin, John Galliano olağanüstü bir yetenek.

Bunu bugün söylemek cesaret gerektirmiyor.

Zaten tartışılan da yeteneği değil.

Tartışılan, böylesine büyük bir yeteneğin yaptığı çok büyük bir hatanın ardından nerede durması gerektiği.

1980’lerde Central Saint Martins’te hazırladığı mezuniyet koleksiyonuyla dikkat çektiğinde kimse onun modanın dilini değiştireceğini tahmin etmiyordu.

Sonra Givenchy geldi, ardından Dior...

Dior yılları, belki de son 50 yılın en yaratıcı couture dönemlerinden biriydi.

John Galliano sadece kıyafet tasarlamıyordu, podyumda hikâye kuruyor, tiyatro sahneliyordu.

Her defile bir sinema sahnesi gibiydi.

Sonra o talihsiz Paris gecesiyle Dior’daki görevini kaybetti.

2011 yılında bir kafede sarhoş hâlde kullandığı antisemitik ifadeler hem büyük bir skandala yol açtı hem de John Galliano’nun kariyerini bitirdi.

Moda dünyası tarafından dışlandı, bir tek Vogue’un efsane yayın yönetmeni Anna Wintour, Galliano’yu desteklemekten vazgeçmedi.

Sonrasında yaşananlar, en az Galliano’nun yükselişi kadar dikkat çekiciydi.

John Galliano özür diledi, bağımlılığıyla yüzleşti, tedavi gördü.

Uzun süre ortalarda görünmedi.

Tam herkes bu hikâyenin burada bittiğini düşünürken, Anna Wintour devreye girdi.

Onun desteğiyle açılan kapılardan biri Maison Margiela oldu.

John Galliano burada yeniden üretmeye başladı.

Üstelik eski ihtişamını taklit ederek değil, bambaşka bir dil kurarak.

Moda dünyası da yavaş yavaş onu yeniden konuşmaya başladı.

Ardından Zara ile iş birliği geldi.

Şimdi ise çok daha büyük bir gelişme var.

The Metropolitan Museum of Art’ın Kostüm Enstitüsü, 2027 ilkbahar sergisini “John Galliano: Horizons” başlığıyla ona adıyor.

Bu, modada ulaşılabilecek en büyük kurumsal onurlardan biri.

Üstelik John Galliano, yaşayan tasarımcılar arasında bu ayrıcalığa sahip olan yalnızca üçüncü isim olacak.

İşte tartışma tam da burada başlıyor.

Çünkü bu sadece bir sergi değil, bu aynı zamanda John Galliano’nun aklandığının resmen kabul edilmesi.

Elbette, The Met, serginin Galliano’nun geçmişini gizlemeyeceğini söylüyor.

Tam tersine, 2011’de yaşananları da anlatacağını özellikle vurguluyor. Anna Wintour’un ve küratör Andrew Bolton’un aylar boyunca Yahudi toplumunun temsilcileriyle görüşmesi de bunun göstergesi.

Bütün bunlar önemli.

Çünkü kimse o geceyi unutmuyor.

Ama insan yine de şu soruyu sormadan edemiyor.

İkinci bir şans vermek başka şey, en büyük onuru vermek başka şey değil mi?

John Galliano’nun yeniden tasarım yapması olumlu, çünkü bu kadar yetenekli bir insan üretmeye devam edebilmeli.

Hatasıyla yüzleşmiş, özür dilemiş, tedavi görmüş, yıllar boyunca bunun bedelini ödemiş bir tasarımcının yeniden mesleğini yapabilmesi son derece doğal.

Ancak The Met’in ona adadığı bu sergi, meseleyi bambaşka bir noktaya taşıyor.

Çünkü artık konu sadece moda değil.

The Met gibi bir kurum kimi onurlandırırsa, aslında gelecek kuşaklara da “Bu isim tarihin önemli figürlerinden biri” demiş oluyor.

Bir insan yaptığı büyük bir hatadan sonra yeniden saygı görebilir mi?

Evet, görebilmeli.

Peki aynı insan en yüksek kürsüye yeniden çıkarılmalı mı?

İşte bunun cevabı o kadar kolay değil.

John Galliano’nun yeteneği tartışılmaz.

Moda tarihindeki yeri de öyle.

Ama bazen bir kurumun verdiği en büyük ödül, en büyük tartışmaya dönüşebilir.

Görünen o ki, 2027 Met Gala’sında en çok konuşulacak şey kesinlikle elbiseler olmayacak.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.