Petrolün yönü değişiyor, belirsizlik değişmiyor
Petrol piyasasında hava yine tersine döndü. Daha birkaç hafta öncesine kadar 100 doların, hatta 120-150 doların konuşulduğu piyasalarda şimdi 50 dolar senaryoları tartışılıyor.
Aslında bu, yeni bir durum değil. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma ihtimalinin gündeme gelmesinden önce de benzer analizler yapılıyordu. Bugün o noktaya dönmüş gibiyiz. ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik saldırıyı ertelediğini açıklaması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabileceğine ilişkin beklentiler, petrol fiyatlarını hızla aşağı çekti. Aynı dönem OPEC+ eylülde üretimi artırma kararı alarak gönüllü üretim kesintilerini
büyük ölçüde sona erdirdi. Buradan çıkan mesaj belli; arz güçleniyor. Peki, İran-ABD gerilimi, Hürmüz riski ve Husilerin Kızıldeniz’de tehditleri sürerken petrol neden yeniden aşağı yöneldi? Çünkü piyasa bugün jeopolitikten çok arz ve talep dengesine bakıyor.
İki farklı sebep ön planda...
Birinci neden Çin. Dünyanın en büyük petrol tüketicilerinden olan Çin’de talep beklenenden zayıf seyrediyor. JPMorgan analistleri günlük talebin yaklaşık 1.5 milyon varil gerilemiş olabileceğini hesaplıyor. Elektrikli araçların yaygınlaşması, toplu taşımanın güçlenmesi ve enerji dönüşümü bu eğilimi destekliyor. İkinci neden arz. Suudi Arabistan, BAE, Brezilya, Guyana, Venezuela ve ABD üretimi artırıyor. Yeni boru hatları ise Hürmüz’e bağımlılığı azaltıyor. ABD’nin stratejik petrol rezervlerinden satışları da piyasadaki arzı destekliyor. Dolayısıyla jeopolitik riskler sürse bile, fiyatların yönünü şimdilik zayıf talep ve güçlü arz belirliyor. Bu nedenle bazı analistler artık 150 dolarlık petrol yerine 50 dolarlık petrol senaryosunu daha olası görüyor.
Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken petrolün kaç dolar olduğu değil, enerji piyasalarının giderek daha öngörülemez hale gelmesi. Birkaç hafta içinde 150 dolardan 50 dolara uzanan tahminlerin yapılabilmesi bile tek başına belirsizliğin ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Fiyatların hangi seviyede kalacağından çok, ani sıçrama ve sert düşüşlerin daha sık yaşanacağı bir döneme giriyoruz.
Hürmüz krizinin ilk günlerinde de vurgulamıştık. Böyle bir enerji şoku yalnız akaryakıt fiyatını etkilemiyor; küresel enflasyonu tekrar yukarı çekebiliyor, merkez bankalarının faiz indirimini geciktirebiliyor ve büyüme tahminlerini aşağı çekebiliyor.
Hangi riskler gözüküyor?
Türkiye açısından risk daha da büyük.
Enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi olarak her petrol şoku cari açığı, enflasyonu ve döviz ihtiyacını aynı anda artırıyor. Dezenflasyon programının uygulandığı bir dönemde bu tür dış şoklar Merkez Bankası’nın manevra alanını daraltıyor, maliye politikasının yükünü ağırlaştırıyor ve zaten yavaş ilerleyen fiyat istikrarı sürecini daha da zorlaştırıyor.
Bu nedenle “Petrol 50 dolar mı olacak, 100 dolar mı?” tartışmasına takılmamalı. Asıl soru, bu kadar oynak bir enerji dünyasına nasıl hazırlanacağımız... Enerji uzmanlarına danıştım, “Neler yapılabilir?” diye. Gördüm ki; bunun yolu enerji arz güvenliğini stratejik öncelik haline getirmekten geçiyor. Tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek, uzun vadeli enerji anlaşmalarını gözden geçirmek, LNG depolama ve gazlaştırma kapasitesini artırmak, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmak ve enerji verimliliğini sanayinin merkezine yerleştirmek gerekiyor.
Aynı zamanda enerji fiyat şoklarına karşı mali tamponların güçlendirilmesi ve uluslararası finansmana erişimin korunması da önemli. Çünkü önümüzdeki dönemin en büyük riski petrolün pahalı ya da ucuz olması değil; enerji kaynaklı belirsizliğin dünya ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi.
Categories: Petrolün yönü değişiyor, belirsizlik değişmiyor
Sende Yorum yap