s

Tercihlerimize sahip çıkmak

Hepimizin farkında olduğu gibi, dijital dünya bütün alışkanlıklarımızı, giyip çıkardığımızı, yiyip içtiğimizi yönlendiriyor. Günde bilmem kaç kez karşımıza iyi uyumak için, mutlu uyanmak için, ‘kortizol seviyemizi düşürmek için’ (kısa bir süre önce adını bilmediğimiz bu hormon şimdi dilimizden düşmez oldu) yapmamız gerekenler düşü(rülü)yor örneğin.

Genellikle bir hesaba yönlendirilip yapay zekâ tarafından seslendirilmiş yapay hayat hikayeleri dinleyip sonunda da o ibretlik hikâyeden o güne kadar yaptığımız her şeyin meğer yanlış olduğunu öğreniyoruz. Doğrusu neymiş peki? Hah işte o günün birinde onu keşfetmiş, birinden duymuş, hiç ihtimal vermeyerek denemiş ve fakat o da ne? Mucizenin ta kendisi. Siz de önce şu testi çözmek istemez misiniz? Çözüyoruz o testi ve sonunda ortaya bize dair dört başı mamur bir portre çıkıyor. Son bir adım daha atıp hayatımızı dikensiz gül bahçesine çevirecek sırra ulaşacağız. Fakat önce şu kredi kartı bilgilerimizi girebilir miyiz lütfen?

Gerçekten o kadar umutsuz bir döngü ki o aşamaya geldiysen artık o kadar yol gittim diye tuzağa düşebilirsin. Ama zaten yok efendim deyip kapatsan da o artık seni bırakmayacak. Her köşeden çıkacak terk edilmeyi hazmedemeyen bir eski sevgili gibi.

Gerçekle yapayın ayırt edilemez olduğu sanal alemde bir mayınlı tarlada gibiyiz, işin aslı bu. Hani şu henüz düşmemişleri uyarmak istediğim para tuzakları bir yana neyin elle tutulur gözle görülür bir ‘gerçek’ olduğu belli değil. Çok sevimli ve şaşırtıcı hayvan videoları görüyorum mesela bazen. İşte anne kedi yavrularını alıp evdeki köpeğin yatağına taşımış, o da tutmuş hepsini birer birer geri götürmüş, “al yavrularını burası benim yatağım” gibisinden. Altında yazıyor, AI ile yapılmış. Doğanın kendi hayret ve hayranlık uyandırıcılığı yetmiyor, birbirinin yavrularını emziren, annesiz kalmış bebekleri farklı türden bile olsa sorgusuz sualsiz bağrına basan hayvanlara insan davranışları yüklüyoruz daha ‘ilginç’ olsun diye.

Ya da sanat üretebilmek gibi insana bahşedilmiş neredeyse tek olumlu özelliğe de illa dışarıdan, doğal olmayan bir ‘güç’ karıştırma ihtiyacı duyuyoruz. Bir insanın bir beste yapabilmesi, bir resim çizebilmesi, bunlar başlı başına birer mucize. Neden bozuyoruz büyüyü?

Bu ay Milliyet Sanat dergisinde Ayın Söyleşisi’nin konuğu Ceylan Ertem’di. Geçtiğimiz ay dile getirdiği algoritma isyanıyla bütün sanat emekçilerinin sesi oldu, hatırlarsanız. “Neden yaptığımız şarkılar daha çok insana ulaşmıyor?” diye soruyordu, en içten ve dolaysız şekilde. Önce eserinin insanların önüne çıkmasını sağlaman gerekiyordu çünkü, bunun için de para harcaman. Hani müzik platformları ha bire önümüze yeni çıkan kimi şarkılar sürüyor ya, öyle “Sen bu müziği seviyorsun, bu alanda bak yeni bunlar çıktı” gibi safiyane bir yerden yapılmıyor o listeler. Bunun için bütçe ayırması gerekiyor yapım şirketlerinizin ve olan da bağımsız müzisyenlerden farklı bir şey duyma şansından mahrum kalan bizlere oluyor aslında.

Aynı röportajda kendisine gönderilen yapay zekayla üretilmiş demoları da dinlemek istemediğini söyledi Ceylan Ertem. Tek gitarla şarkısını çalıp söyleyen bir gence öncelik vermek istediğini. Muhtemelen ilki diğerine göre kusursuzdur ama ikincisinde iyisiyle kötüsüyle bir sahicilik vardır. Belki de çare biraz buralardadır. Bunu ısrarla talep etmekte, daha az sesi çıkan iyi işleri arayıp bulmakta. Tercihlerimizi algoritmalara ve yapay zekâya teslim etmemek biraz çaba istese de bizim elimizdedir belki.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.