SON DAKİKA HABERLERİ: Marmaradaki depremler ne anlama geliyor? 8 Saatte 36 sarsıntı...

Marmara Denizi'nde farklı noktalarda peş peşe depremler kaydedildi. Sarsıntıların merkezleri ağırlıklı olarak Adalar açıkları olurken, Tuzla ve Çınarcık çevresinde de hareketlilik yaşandı.
ADALAR AÇIKLARINDA PEŞ PEŞE SARSINTILAR
AFAD'ın son depremler tablosunda özellikle Adalar açıklarında kısa aralıklarla çok sayıda sarsıntı kaydedilmesi dikkat çekti. Gece yarısından sabah saatlerine kadar süren hareketlilikte, Marmara Denizi'ndeki depremler peş peşe kayıtlara geçti.
BU DEPREMLER NE ANLAMA GELİYOR?
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, sosyal medya hesabından yaptığı yeni değerlendirmede Marmara'daki deprem senaryolarına ilişkin dikkat çeken ifadeler kullandı. Yıllardır tartışılan Adalar Fayı ve 7,4 büyüklüğündeki deprem beklentisini yeniden gündeme taşıyan Üşümezsoy, '30 yıl doluyor' diyerek dikkat çeken bir çıkış yaptı.
İstanbul depremiyle ilgili tartışmalar sürerken, Marmara Denizi'ndeki fay hatları ve geçmiş depremler üzerinden değerlendirmelerde bulunan Üşümezsoy, yıllardır kamuoyunda tartışılan 7,4 büyüklüğündeki deprem senaryolarına karşı çıktı. Üşümezsoy, özellikle Adalar Fayı üzerinde büyük deprem beklentisi oluşturulmasını eleştirirken, 30 yıl önce ortaya atılan bazı deprem senaryolarının geçen süreye rağmen gerçekleşmediğini savundu.
ŞENER ÜŞÜMEZSOY'DAN UYARI: 30 YIL DOLUYOR
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin ardından Adalar Fayı için 30 yıl içinde 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geleceği yönünde yapılan açıklamaları hatırlattı. Aradan 27 yıl geçtiğini, 28. yıla girildiğini belirten Üşümezsoy, bu süreçte beklenen yönde bir hareketlilik yaşanmadığını ifade etti.
Üşümezsoy, yıllar önce Düzce'de meydana gelebilecek depremle ilgili yaptıkları değerlendirmelerin de kehanet değil, bilimsel verilerin ortaya koyduğu sonuçlar olduğunu savundu. Düzce depreminden sonra Marmara'daki hareketliliğe ilişkin tahminlerini de hatırlatan Üşümezsoy, Silivri ve Kumburgaz hattına dikkat çektiklerini belirtti.
ADALAR FAYI
Üşümezsoy'un açıklamasında en dikkat çeken başlıklardan biri Adalar Fayı oldu. Adaların kuzeyinde ve güneyinde meydana gelen bazı depremlerin Adalar Fayı'yla ilişkilendirildiğini belirten Üşümezsoy, bu yorumların bilimsel bir temeli olmadığını savundu.
Kuzey-güney doğrultusunda uzanan ikincil faylarda meydana gelen depremlerin Adalar Fayı'nda olmuş gibi gösterildiğini ifade eden Üşümezsoy, bu fayların ana stres biriktiren yapılar olmadığını öne sürdü.
Üşümezsoy'a göre bölgede meydana gelen bazı sarsıntılar, ana fay hattındaki deprem riskinin göstergesi olarak yorumlanmamalı.
SİLİVRİ VE KUMBURGAZ
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, geçmiş yıllarda Silivri-Kumburgaz hattına ilişkin yaptığı değerlendirmeleri de yeniden gündeme getirdi.
Orta Marmara'daki fay yapısının tek parça halinde değerlendirilmesine karşı çıkan Üşümezsoy, fayın iki parçalı olduğunu savundu. Bu nedenle bölgede 7 ve üzeri büyüklükte deprem senaryolarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Üşümezsoy, Silivri ve Kumburgaz'da meydana gelen depremlerin kendi tezleriyle uyumlu olduğunu savunurken, Avcılar açıklarında ve Adalar Fayı'nda büyük deprem riski bulunduğu yönündeki görüşlere katılmadığını belirtti.
'AKTİF FAY YOK' DEĞERLENDİRMESİ
Açıklamasında Büyükçekmece ile Yeşilköy arasındaki bölgeye de değinen Üşümezsoy, Avcılar karşısındaki Orta Sırt olarak tanımladığı bölgede aktif bir fay bulunmadığını savundu.
Buna karşılık bazı uluslararası çalışmalarda bu bölgeye ilişkin farklı değerlendirmeler bulunduğunu belirten Üşümezsoy, kendi görüşünün Marmara'daki fayların geçmiş kırılmaları ve stres dağılımına dayandığını ifade etti.
Üşümezsoy, İstanbul için yıllardır tartışılan büyük deprem senaryolarında farklı fayların tek bir yapı gibi ele alınmasının kamuoyunda endişeyi artırdığını savundu.
1894 VE 1912 DEPREMLERİNİ İŞARET ETTİ
Marmara'daki fayların geçmişte meydana gelen büyük depremlerden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Üşümezsoy, 1894 ve 1912 depremlerine dikkat çekti.
1894'te Çınarcık Çukuru'nun güney kenarındaki fayın, 1912'de ise Marmara'nın batısındaki bazı fay segmentlerinin kırıldığını ifade eden Üşümezsoy, bu nedenle günümüzdeki stres dağılımının da bu geçmiş depremler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
1912'de kırılan fayın bazı bölümlerinde "krip" olarak tanımlanan yavaş hareket bulunduğunu savunan Üşümezsoy, bu hareket nedeniyle stresin bir bölümünün zamanla boşaldığını ileri sürdü.
ANA STRES NEREDE BİRİKİYOR?
Üşümezsoy'un açıklamasındaki bir diğer dikkat çeken değerlendirme ise Marmara'daki ana stres birikiminin bulunduğu bölgeye ilişkin oldu.
Kuzey-güney doğrultusundaki ikincil fayların kendi başına ana stres biriktiren faylar olmadığını savunan Üşümezsoy, asıl stres birikiminin Yalova-Çınarcık hattı ve Çınarcık'ın güney kanadındaki faylarda gerçekleştiğini ifade etti.
Üşümezsoy, 1999 depremi ile 23 Nisan'da meydana gelen depremin ardından bazı ikincil faylarda tetiklenmeye bağlı sarsıntılar görülebileceğini, ancak bunların doğrudan Adalar Fayı'nda büyük deprem beklentisi şeklinde yorumlanamayacağını savundu.
MARMARA'DAKİ DEPREM TARTIŞMASI SÜRÜYOR
İstanbul depremiyle ilgili bilim insanlarının değerlendirmeleri farklılık gösterirken, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy son açıklamasında özellikle Adalar Fayı, Avcılar hattı ve Silivri-Kumburgaz bölgesi üzerinden yapılan deprem senaryolarını yeniden tartışmaya açtı.
Üşümezsoy, yıllardır dile getirilen 7,4 büyüklüğündeki deprem beklentisine karşı çıkarken, Marmara'daki fayların geçmiş kırılmalar ve güncel stres dağılımı üzerinden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Üşümezsoy'un Adalar Fayı için yaptığı değerlendirmeler, İstanbul'da beklenen olası büyük depremle ilgili tartışmaları bir kez daha gündeme taşıdı. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, daha önceki açıklamalarında da Adalar Fayı'nın büyük deprem üretecek aktif bir fay olmadığı görüşünü dile getirmişti.
PROF. DR. OSMAN BEKTAŞ’TAN ADALAR FAYI UYARISI
Marmara Denizi’nde son günlerde yaşanan sarsıntıların ardından Adalar Fayı yeniden gündeme geldi. Jeoloji uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, fay zonunda yoğun mikrodeprem aktivitesine dikkat çekerek, 1963 yılında meydana gelen 6.3-6.4 büyüklüğündeki depremle ilişkilendirilen fayın deprem potansiyelinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Armijo ve arkadaşlarının 2005 yılında, Carton ve arkadaşlarının ise 2007 yılında deniz tabanını doğrudan gözlemleyerek yaptığı çalışmalarda, Adalar Fay Zonu'nda 20-30 kilometre uzunluğunda genç bir fay kırığı belirlendi. Bu kırığın, 1963 yılında meydana gelen 6.3-6.4 büyüklüğündeki depremle ilişkilendirildiği ifade edildi.
"BÜYÜK DEPREM GELİYOR DEMEK DEĞİL"
Prof. Dr. Osman Bektaş, bugün aynı fay zonunda yoğun mikrodeprem aktivitesi yaşandığına dikkat çekti. Bektaş, bu hareketliliğin doğrudan "büyük deprem geliyor" şeklinde yorumlanamayacağını ancak 1963'te kırılan ve bugün yeniden mikrodepremler üreten Adalar Fayı'nın 6 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyelinin de göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.
Bektaş'a göre asıl yanıtlanması gereken soru ise mikrodepremlerin ne anlama geldiği.
Bu sarsıntılar, fayda gerilim birikimine mi işaret ediyor, yoksa derinlerde yaşanan yavaş sürünme hareketiyle enerjinin boşalmasını mı gösteriyor?
"BUGÜN YENİDEN MİKRODEPREM ÜRETİYOR"
Bektaş, Kandilli'nin son kayıtlarında Adalar Fayı çevresinde yaklaşık 10 kilometre derinlikte yoğun mikrodeprem aktivitesinin dikkat çektiğini belirtti.
Bu durumun, fayın derin kesimlerinde "creep" olarak adlandırılan yavaş sürünme hareketi ve buna bağlı gerilme boşalması ihtimalini düşündürdüğünü ifade eden Bektaş, daha önce yapılan bilimsel çalışmalara da işaret etti.
Bohnhoff ve arkadaşlarının 2013 yılında yayımlanan çalışmasında, bölgede 2006-2010 yılları arasında aynı derinliklerde 835 mikrodeprem aktivitesinin gözlendiği belirtildi.
"TAMAMEN KİLİTLİ TEK PARÇA BİR FAY DEĞİL"
Prof. Dr. Osman Bektaş, ortaya çıkan tablonun Adalar Fayı'nın tamamen kilitli ve tek parça bir faydan ziyade, derin kesimlerinde sürünen ve farklı bölümlerinde farklı davranışlar sergileyen heterojen bir sistem olabileceğini düşündürdüğünü ifade etti.
Bu sistemin zaman zaman 6 ve üzeri büyüklükte depremler üretebileceğine dikkat çeken Bektaş, Marmara'daki mikrodeprem hareketliliğinin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.
"FAYIN ENERJİ BOŞALTMA DURUMU SÖZ KONUSU DEĞİL"
Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, söz konusu depremlere ilişkin, "Fayın aktif olduğunun dışında herhangi bir belirti yok. Bu, fayın ölü değil diri olduğunun, deprem üretme potansiyelinin olduğunun göstergesidir. Herhangi bir büyük depremin işaretçisi olarak değerlendirilemez." ifadelerini kullandı.
Yaşanan depremlere "deprem fırtınası" denilmesi için biraz daha izlenmesi gerektiğini belirten Tüysüz, "Bunlar fayın enerji boşalttığı anlamına da gelmez çünkü depremler çok küçük. Yalnızca o fay üzerinde stres biriktiğini, fayın küçük küçük kırıldığını gösteriyor ama büyük bir deprem olur olmaz yönünde bir işaret vermiyor." dedi.
"KORKULACAK BİR DURUM YOK"
İstanbul Arel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan da mikro depremlerin oluştuğunu, bunların da büyük depremi getirecek büyüklükte olmadığını söyledi. Büyüklüğün 3'ün altında olmasının sevindirici olduğunu dile getiren Altan, "Eğer 4-5'lere gelseydi, biraz daha dikkat etmemiz gerekiyordu. Çünkü bu Kuzey Anadolu Fay Hattı, dikkat etmemiz gereken, önemsediğimiz, en büyük, en tehlikeli fay hattımız. Ondan dolayı buradaki bütün hareketlilikleri takip edip dikkate almamız gerekir. Buradaki hareketlilik bizim için gayet önemli ama şimdiye kadar 3'ten küçük olduğu için korkulacak ya da büyük deprem oluşturacak bir durum yok." değerlendirmesinde bulundu.
Altan, meydana gelen depremlerin tektonik olduğu için "deprem fırtınası" olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, "Fayın enerji boşaltma diye bir durumu söz konusu değil. Bu depremler gayet normal depremler, korkulacak bir durum yok." diye konuştu.
DEPREM BİLİM KURULU ÜYELERİNDEN DEĞERLENDİRME
AFAD Deprem Bilim Kurulundan dört üye, son günlerde Marmara Denizi'nde Adalar fayı üzerinde meydana gelen sarsıntı hareketliliğine ilişkin değerlendirmede bulundu. Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, "Salı gününden beri belirli kümelenmeler oluşturacak şekilde büyüklüğü 3,2'ye varan 170'in üzerinde mikro deprem aktivitesi yaşanmış durumda. Depremlerin önemli bir bölümü Adalar fayına yakın noktada gerçekleşiyor." dedi.
AFAD çözümlerine göre sarsıntıların 5 ila 13 kilometre derinlikte, farklı odak mekanizmalarıyla gerçekleştiğini aktaran Sözbilir, şöyle devam etti: "Bugün elimizde, bir mikro deprem kümesinin büyük depremin habercisi olduğunu önceden ayırt edebilecek güvenilir bir yöntem yoktur. Bir depremin 'öncü şok' olduğu ancak arkasından büyük deprem geldiğinde geriye dönük olarak anlaşılabilir."
Sözbilir, "Bölgedeki mikro deprem aktivitesi 1999 Kocaeli-Düzce depremlerinden beri, belirli aralıklarla devam ediyor, tabii ki belirli ölçeklerde gerilimi ve stresi azalttığını söyleyebiliriz." diye konuştu.
Deprem Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy da Marmara Denizi'nde son günlerde meydana gelen sarsıntıların Adalar fayı üzerinde yoğunlaştığını belirterek " Bu tür söylemler etkileşim amacıyla maalesef sıkça kullanılmakta. Küçük bir hareketliliğin ardından hemen büyük bir deprem geleceğini öne sürmek spekülatiftir. Depremin kesin zamanını önceden bilmek bilimsel olarak mümkün değildir." ifadesini kullandı.
Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı: "Tartışmamız gereken konu fayların ne zaman kırılacağı değil, yapı stoklarımızın olası bir sarsıntıya ne kadar hazır olduğudur. Güçlü ve depreme dayanıklı yapılara sahip olduğumuz sürece endişe edilecek bir durum kalmayacaktır."
Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Aktuğ ise bölgedeki fay mekanizması ve hareketliliğe ilişkin, "Bu fayın aktivitesiyle ilgili literatürde farklı görüşler var. Mevcut küçük ölçekli depremler, fayın bütününe yönelik kesin bir sonuca ulaşmamız için tek başına yeterli veri sağlamıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'nin farklı bölgelerinde de zaman zaman benzer sismik kümelenmelerin kaydedildiğini belirten Aktuğ, bu tür küçük hareketliliklerin doğrudan büyük bir depremin habercisi veya öncüsü olarak yorumlanmasının bilimsel temeli olmadığını kaydetti.
Bir depremin "öncü" niteliği taşıyıp taşımadığının ancak olası bir ana şok sonrasında geriye dönük anlaşılabileceği, mevcut tablonun ise spekülasyondan uzak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış da Marmara Denizi Adalar fayı üzerinde son günlerde kaydedilen hareketliliğe ilişkin, "Bunlar bizim geri plan depremselliğimiz dediğimiz küçük küçük parçaların kırılması sonucu oluşur." dedi.
Türkiye genelinde benzer süreçlerin sıklıkla yaşandığını söyleyen Barış, "Defalarca bu tür deprem etkinlikleri oldu ve arkasından ne orta büyüklükte ne de büyük bir deprem oldu. 60 ya da 70 depremden sonra büyük deprem olması gerekir diye bir koşul yoktur." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Barış, spekülasyonlar yerine AFAD gibi yetkili kurumların verilerine itibar edilmesini istedi.
KANDİLLİ RASATHANESİ'NDEN AÇIKLAMA: 2 GÜNDE 117 DEPREM
İstanbul'da peş peşe yaşanan depremlerle ilgili Kandilli Rasathanesi'nden dikkat çeken açıklama geldi. Adalar'ın güneyinde yaklaşık 20 kilometrelik alan içinde iki gün içinde 117 deprem kaydedildi.
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE), 18 Ağustos 2026 saat 06.00 ile 20 Ağustos 2026 saat 13.00 arasında İstanbul Adalar'ın güneyinde büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen toplam 117 deprem çözümlendiğini duyurdu.
19 ve 20 Ağustos'ta meydana gelen, moment tensör çözümü yapılabilen depremlerin normal bileşenli oblik doğrultu atımlı odak mekanizmasına sahip olduğu belirtildi.
Açıklamada, kaynak mekanizmalarının birbirleriyle oldukça uyumlu olmasının, depremlerin benzer bir faylanma geometrisi içerisinde geliştiğini gösterdiği ifade edildi.
MİKRODEPREM DİZİSİ OLARAK DEĞERLENDİRİLDİ
Mevcut sismik hareketliliğin zamansal ve mekânsal olarak kümelenmiş bir mikrodeprem dizisi niteliğinde olduğu belirtilirken, bu tür küçük deprem kümelerinin aktif tektonik bölgelerde zaman zaman görülebildiği vurgulandı.
Bölgedeki sismik aktivitenin, depremlerin konum, derinlik, büyüklük ve kaynak mekanizması özellikleri açısından Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi tarafından 7 gün 24 saat izlendiği ve ayrıntılı şekilde değerlendirildiği bildirildi.
Categories: SON DAKİKA HABERLERİ: Marmaradaki depremler ne anlama geliyor? 8 Saatte 36 sarsıntı...
Sende Yorum yap