s

Dünya Mirası’na giden yol

Kalıcı Dünya Mirası Listesi’nde yalnızca 22 eserle temsil edilen Türkiye, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde 80 adaylık ile birinciliği elinde tutuyor. Asıl mesele bu adayları bilimsel dosyalarla, sürdürülebilir koruma planlarıyla ve uluslararası standartlarda hazırlanmış başvurularla kalıcı listeye taşıyabilmek


Rakamlar bazen tek başına bir ülkenin hikâyesini anlatmakta etkilidir. Türkiye’nin bugün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde 80 adaylık ile dünya birinciliğini elinde tutması da rakamlarla ilgili tam olarak böyle bir durum. Ancak bu birincilik sevindirici olduğu kadar düşündürücü bir tabloyu da karşımıza çıkarıyor. Çünkü aynı Türkiye, kalıcı Dünya Mirası Listesi’nde yalnızca 22 eserle temsil ediliyor. Yani elimizde devasa bir zenginlik var ama bu zenginliği dünyaya tescil ettirme konusunda hâlâ uzun bir yol kat etmemiz gerekiyor.

DÜNYADA 1273 MİRAS ALANI VAR

Bu tablo biraz açıldığında UNESCO’nun 1972’de kabul ettiği Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme çerçevesinde bugün dünyada bin 273 miras alanı bulunduğunu görüyoruz. Bu alanların 991’i kültürel, 240’ı doğal, 42’si ise karma nitelikte. Türkiye bu listede 20 kültürel, 2 karma olmak üzere toplam 22 eserle yer alıyor. Geçici listede ise durum kuşkusuz tam tersine dönüyor: 73 kültürel, 4 karma, 3 doğal olmak üzere 80 aday ile Türkiye, sözleşmeye taraf 196 ülke arasında en kalabalık geçici listeye sahip ülke konumunda. Türkiye ilk geçici liste başvurusunu 1994 yılında yaptı ve son olarak 2026 yılında ODTÜ Kampüsü’nün “Yaşayan Modern Kültürel Peyzaj” olarak eklenmesiyle bu listeyi güncelledi.

BİRİNCİ SIRADA ANTALYA

Antalya, 9 adaylıkla şehirler arasında açık ara birinci sırada. Karain Mağarası’ndan Alanya Kalesi ve St. Nicholas Kilisesi’ne, Perge Antik Kenti ve Likya Uygarlığı kentlerinden Aspendos Antik Tiyatrosu’na, Yivli Minare Camii’nden Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı ve Kekova Batık Kenti’ne kadar uzanan bu liste, Akdeniz’in bu köşesinin ne kadar katmanlı bir tarihe ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Buna karşın Antalya’nın kalıcı listede temsilcisi bugün için yalnızca Kaş ilçesindeki Xanthos-Letoon Antik Kenti. Yani 400’ü aşkın antik kent ve tarihi değerin bulunduğu bir coğrafyada, UNESCO tescili hâlâ tek bir alanla sınırlı kalıyor.

LİSTENİN EN TAZE ÜYESİ

Listenin en taze üyesi ise geçen yıl geldi. 2025’te, Manisa’daki Lidya uygarlığının başkenti Sardes Antik Kenti ve hemen kuzeyindeki Bin Tepeler Lidya Tümülüsleri, yaklaşık 12 yıllık bir bekleyişin ardından kalıcı listeye kaydedildi. Dünyanın ilk parasını basan uygarlığın başkenti olarak bilinen Sardes’in (Sart) bu tesciliyle Türkiye’nin kültürel miras sayısı 20’ye, toplam eser sayısı ise bugünkü 22 rakamına ulaştı. Bu tablo, önümüzdeki 2027 oturumunda listeye kaç yeni ismin daha ekleneceği sorusunu daha da merak uyandırıcı kılıyor.

2027’NİN İSTANBUL’A GETİRDİĞİ FIRSAT

Bu tablonun değişmesi için önemli bir eşik yaklaşıyor. Türkiye, 2027 yılında Dünya Miras Komitesi’nin 49’uncu Oturumu’na ev sahipliği yapacak. Toplantı, 27 Haziran-7 Temmuz 2027’de İstanbul’da gerçekleşecek. Önemli bir fırsat olarak görülmesi gereken bu toplantılarda, Türkiye’nin diplomatik bir prestij kazanacağı açık. Ek olarak Türkiye’nin kendi adaylarını dünya kamuoyuna ve komite üyelerine doğrudan anlatabileceği stratejik bir zemin aynı zamanda.

İstanbul’daki oturumda en az iki ya da üç adayın kalıcı listeye girmesi hedefleniyor. Bu hedefin gerçekleşmesi hâlinde, Antalya’nın uzun süredir kapıda bekleyen adaylarından birinin, belki de Termessos’un, bu sürecin kazananı olması hiç şaşırtıcı olmayacak. Dünyanın en zengin geçici listelerinden birine sahip olan Türkiye’nin asıl meselesi, bu adayları bilimsel dosyalarla, sürdürülebilir koruma planlarıyla ve uluslararası standartlarda hazırlanmış başvurularla kalıcı listeye taşıyabilmek. Antalya özelinde bu durum açıkçası yıllardır dile getirilen bir eksiklik. Bazı eserler 25 yılı aşkın süredir geçici listede bekliyor. Bu bir kader olmamalı ve süreçler hızlandırılmalı.

AÇIK HAVA MÜZESİ

Şimdi gelelim işin turizm boyutuna. Antalya denilince akla ilk gelen görüntü hâlâ mavi bayraklı plajlar, all-inclusive oteller ve gün batımı fotoğrafları oluyor. Oysa bu şehir, sınırları içinde barındırdığı antik kent sayısıyla dünyada eşi benzeri az bulunan bir açık hava müzesi kimliğine sahip. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı izlerinin iç içe geçtiği bu coğrafyada, denize girmeye gelen bir tatilci, otelinden yarım saat uzaklıkta dünyanın en iyi korunmuş antik tiyatrolarından birine ulaşabiliyor.

Aspendos Antik Tiyatrosu bunun en çarpıcı örneği. Belek’te tatil yapan pek çok ziyaretçi, ömründe göreceği en etkileyici Roma dönemi yapılarından birinin bu kadar yakınında olduğunu çoğu zaman fark etmiyor. Aynı şekilde Demre’nin, dünyanın Noel Baba olarak tanıdığı Aziz Nikolas’ın doğduğu ve piskoposluk yaptığı yer olduğu da yeterince bilinmiyor. Kekova’nın sularının altında uzanan batık kent, Kaş açıklarında tekneyle gezilebilecek nadir bir deniz-tarih birlikteliği sunuyor. Perge’nin sütunlu caddeleri, Termessos’un dağın zirvesine kurulmuş kartal yuvası görünümlü kalıntıları, Side’nin Apollon Tapınağı’nın gün batımıyla buluştuğu o meşhur kare ile tüm bunlar güneşlenmek için gelen bir ziyaretçinin bile es geçmemesi gereken duraklar arasında yer alıyor.

Antalya’yı ziyaret edecek olanlar tatillerinde bir ya da iki günü mutlaka tarihe ayırmalı. Sabah erken saatte Termessos’un patikalarında yürümek, öğleden sonra Aspendos’un akustiğine tanıklık etmek, akşamüstü Kaleiçi’nin dar sokaklarında kaybolmak büyük keyif. Antalya Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasının açık havada sergilendiği devasa bir müze.

Türkiye’nin UNESCO karnesi hem bir başarı hem de bir eksiklik hikâyesi anlatıyor. Geçici listedeki 80 adaylık, bu topraklardaki kültürel ve doğal zenginliğin boyutunu gösteriyor. Ancak bu zenginliğin kalıcı listeye taşınması, sabırlı bir bilimsel ve diplomatik çalışmayı gerektiriyor. 2027’de İstanbul’da toplanacak Dünya Miras Komitesi, bu çalışmanın meyvelerini almak için Türkiye’ye önemli bir pencere açıyor. Antalya ise bu pencerenin en güçlü adaylarından birini temsil ediyor. Belki birkaç yıl içinde, bu şehri ziyaret eden bir turist, sadece denizin değil, dünya mirası listesine yeni girmiş bir antik kentin de tadını çıkaracak.

ANADOLU’NUN TESCİLLİ HAZİNELERİ

Bugün itibarıyla Türkiye’den kalıcı listede yer alan 22 eser hangileri? Bu liste, aslında Anadolu’nun binlerce yıllık uygarlık zincirinin özeti gibi. Türkiye’nin UNESCO yolculuğu 1985’te başladı ve aynı yıl İstanbul’un tarihi alanları, Göreme Millî Parkı ve Kapadokya ile Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası birlikte listeye girdi. İki yıl sonra Nemrut Dağı’nın dev heykelleri, bunu takiben, Xanthos-Letoon ve Hierapolis-Pamukkale eklendi. Safranbolu’nun Osmanlı konakları 1994’te, Truva Ören Yeri ise 1998’de listedeki yerini aldı. 2000’li yıllar Türkiye için sakin geçse de 2011’den itibaren tempo yeniden yükseldi. Mimar Sinan’ın başyapıtı Selimiye Camii ve Külliyesi, ardından dünyanın en eski yerleşim örneklerinden Çatalhöyük, Bergama’nın çok katmanlı kültürel peyzajı ve Osmanlı’nın doğduğu topraklar Bursa-Cumalıkızık sırayla listeye girdi. 2015’te Diyarbakır Kalesi ile Hevsel Bahçeleri ve antik dünyanın parlayan yıldızı Efes Antik Kenti eklendi. Bunları Ani Ören Yeri, Afrodisyas ve insanlık tarihinin en eski tapınağı kabul edilen Göbeklitepe izledi. 2021’de Arslantepe Höyüğü’nün eklenmesiyle liste genişlemeye devam ediyor.

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.