s

İşler bir anda tersine döner

Bir grup arkadaş (ya da yeni tanışan yabancı) bir masa etrafında toplanır, keyifli bir akşam geçirecek gibidirler. Ama bir sebepten bir gerilim baş gösterir, işler yavaş yavaş çığırından çıkar. Herkesin sırları vardır, bunlar ortaya dökülür, hepsinin medeni maskeleri düşer ve aralarındaki ilişki o geceden sonra hiçbir şeyin aynı kalamayacağı bir noktaya doğru yokuş aşağı yuvarlanır.

Bu, benzerlerini tiyatroda ve sinemada sayısız kez izlediğimiz bir denklem. Ama her seferinde işlediği, insanın doğasına dair çok şey söylemeye imkân verdiği için ve tabii genellikle çok da komik olduğu için tekrar tekrar ele alınmaya devam ediyor. Hatta bütün kültürlere uyduğu için bir de aynı oyunun beyaz perdeye uyarlanması / aynı filmin yeniden çevrimleriyle ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuyor.

Herhalde en ünlülerinden biri Yasmina Reza’nın “Vahşet Tanrısı” oyunudur, çocukları okulda kavga etmiş iki çiftin medeni buluşması holigan kapışmasına döner, Polanski tarafından “Carnage” adıyla çekilmiş filmi de var. Paolo Genovese’nin yönettiği “Perfetti Sconosciuti / Kusursuz Yabancılar” bence en şahanelerinden biri. Hani bir grup arkadaş nelerine güveniyorlarsa herkesin cep telefonunu masaya koyması gibi şuursuz bir oyuna kalkışırlar. Bizde de Serra Yılmaz’ın rejisiyle “Cebimdeki Yabancı” olarak çekildi. Francis Veber’in “Le Diner des cons / Salaklar Sofrası” bu ‘işler tersine döner’ komedilerine nefis bir örnektir. Alexandre de La Patelliere ile Matthieu Delaporte’un kendi oyunlarından uyarladığı “Le Prenom / İlk İsim”e bayılırım, içlerinden biri doğacak çocuğuna Adolphe adını koyacaklarını açıklar ve kıyametler kopar.

Yine bu türden bir komedi olan “Sentimental (ya da “The People Upstairs)” adlı İspanyol filmini de 2020 senesinde izlemiştik. Oyun yazarı ve yönetmen Cesc Gay kendi oyunundan uyarlamıştı. Zaten bu filmlerin bir ortak özelliği de genellikle oyundan uyarlanmış olmaları ve tek mekânda geçmeleri. Evlilikleri çatırdama, kendileri de birbirlerinden ve hayattan bezme aşamasındaki bir karı koca, renksiz hayatlarına renk olsun diye üst katlarına yeni taşınan ve geceleri çıkardıkları seslerle onları ‘huzursuz eden’ çifti yemeğe davet ediyordu. Ve olanlar oluyordu.

Bu filmin Amerikan yapımı versiyonu “The Invite” şimdi Bir Film dağıtımıyla sinemalarda. Olivia Wilde’ın yönettiği ve evliliğinden bunalmış eşi oynadığı film, Oscar Wilde’ın “İnsan her zaman âşık olmalıdır, bu yüzden asla evlenmemelidir” cümlesiyle açılarak baştan rengini belli ediyor. İlk yarım saati çok yorucu, sürekli birbiri üzerine binen diyalogları takip etmek zor ama bir yandan da kimsenin kimseyi dinlemediği bir çağda, özellikle de bir yıpranmış çift ilişkisinde başka ne olabilirdi ki? Bir zamanlar bir müzik grubu varken şimdi bir lisede müzik öğretmeni olan, artık âşık olduğu adamdan pek az iz taşıyan kocayı Seth Rogan oynuyor, müthiş bir performansla. Bu cümleden erkeği suçlayıp kadını akladığım düşünülmesin, film kimsenin tarafını tutmadan çok komik ve hazin bir ilişki portresi koyuyor ortaya. Penelope Cruz ile Edward Norton’ın oynadığı ve bir yıldır beraber olan üst kat çiftinin de durumu alt kattan duyulduğu kadar parlak sayılmaz zaten. Zekice bir metin, çok iyi oyunculuklar, başta biraz zorlasa da sonra açılan ve derinleşen yapısı, sürprizli köşe dönüşleriyle çok komik ve izlemeye değer bir film.

Categories: İşler bir anda tersine döner

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.