s

Saatin dili

Bilmediğiniz bir alfabeyle yazılmış bir tabelaya baktığınızda harfleri görürsünüz ama hiçbiri size bir şey söylemez. Harfleri tanımakla bir dili bilmek ve anlamı çözmek elbette aynı şey değil.

Breitling Navitimer’ın kadranına ilk baktığımda hissettiğim benzer bir şeydi. Saat kadranının çevresindeki sürgülü hesap cetveli, üzerindeki onlarca rakam ve çizgiyle bana küçük bir Phaistos Diski gibi görünmüştü. Zaman göstermenin ötesinde bir şeyler vaat ediyordu ama öncelikle pilotlara yönelik tasarlandığından nasıl okunduğunu bilmiyordum.

Sonra sabit iç halkadaki genellikle kırmızı renkle belirgin 10 rakamının referans değer olduğunu öğrendim. Örneğin, 2 ile 3’ü çarpmak istiyorsanız: Dış halkadaki 2’yi iç halkadaki kırmızı 10’la hizalayın. Dış halkadaki 3’ün karşısında iç halkada 6 görünür: 2 × 3 = 6. Aynı mantıkla, saatte 200 litre yakıt harcayan bir uçak 3 saat uçarsa, 200’ü 10’la hizalayıp 3’ün karşısında 600 litre sonucunu okursunuz.

Logaritmik ölçek sayesinde, cetvel basit çarpım ve bölme işlemlerini kolayca halleder. Sayılar halkanın çevresinde görülüyor ama hangi büyüklükte olduklarını kendi kendinize kestirmeniz gerekiyor. Bu nedenle referans değerin bir anahtar olduğunu öğrendikten sonra kadrana artık bir gürültü yığını olarak bakmak mümkün değildir.

Dilbilimci Ferdinand de Saussure’e göre bir işaretin değeri tek başına belirlenmez, onu anlamlı kılan başka işaretlerle kurduğu farklar ve ilişkilerdir. Navitimer’ın halkasındaki mesela “20” de böyledir: tek başına hiçbir şey söylemez, çünkü ölçek logaritmik olduğu için o rakam 20 de olabilir, 200 de, 2000 de. Hangisinin kastedildiğini, başka bir değerle kurduğu hizalanma ve yaptığınız hesap belirler.

Göstergebilimci Roland Barthes burada başka bir kapı açar. Bir göstergenin ilk anlamı daha sonra başka bir kültürel anlamın taşıyıcısına dönüşebilir. Navitimer’ın hesap cetveli başlangıçta bir işlevi yerine getirir. Fakat o işlevi temsil eden kadran, zamanla havacılık kültürü, pilot olmak ve belirli bir teknik çağla ilişkilendirilen başka anlamlar da taşımaya başlar.

Nitekim saat yazarı Jack Forster’ın da belirttiği gibi, cetveli hiç kullanmasanız bile Navitimer’ı taktığınızda kendinizi doğuştan bir pilot gibi hissetmeye başlarsınız. Sürgülü hesap cetveli belki de en az anlaşılan saat özelliği ama asıl önemlisi bu saat size onu kullanmayı öğretmeden önce bile bir şey hissettiriyor. Barthes’ın sözünü ettiği ikinci katman işte budur. İşlev hâlâ orada ama artık asıl taşınan şey o değil.

Ama burada durmak meseleyi eksik bırakmak olur. Çünkü kadranı bir kez “çözdüğümüzde” bile onu tüketmiş olmayız. Hans-Georg Gadamer’e göre “anlamak” asla tamamlanan bir eylem değildir. Her yeni karşılaşma, daha önce bildiklerimizi yeniden gözden geçirmemizi gerektirir. Belki de bu yüzden bir kadranı okumayı öğrenmek, üzerindeki işaretleri ezberlemek değil aralarındaki çağrışımı duymaya başlamaktır.

Phaistos Diski de bugüne dek çözülemedi ama bu durum onu daha az büyülü yapmadı. Navitimer’ın kadranı için de aynısı geçerli. Logaritmik kestirmeler nedeniyle Navitimer’ı tam olarak okuyamıyorum ama artık bu saati anlamsız bir gösterge paneli olarak görmüyor, yüksek değerini takdir ediyorum.

Categories: Saatin dili

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.