Interpol: Aynaya dikkatle bakmanın ağırlığı
New Yorklu grup “This Mirror Weighs a Ton” adlı yeni albümlerinde içinde bulunduğumuz hızla değişen zamanın, teknolojiyle şekillenen dünyanın muhasebesine girişiyor

Dört yıl nice Interpol, Matador ile yaptığı son albüm olan “Other Side of Make Believe”in basın toplantısını, o zaman South Bank’teki Royal Concert Hall’un hemen altında bulunan (King’s Cross’ta yeni yerinde, bu böyle bir bilgi) Spiritland’de yapmıştı. Bir grup gazeteci, ‘70’lerden kalma bir kayıt stüdyosunu andırır şekilde kaliteli hoparlörler ve stüdyo ekipmanıyla ustaca dekore edilmiş, albüm lansmanlarına ev sahipliği yapmaya alışık bu restoran/bar’ın bir köşesine oturup sabah kahvemizi içmiş, Paul Banks, Daniel Kessler ve Sam Fogarino’yla birlikte albümü dinlemiştik. Şarkıları, onları besteleyen ve icra edenlerle dinlemenin artı ve eksileri var. Bu tip albüm tanıtım ve dinleme etkinlikleri çok zevklidir. İnsan kendini ayrıcalıklı hisseder ama yüz yüze ilk izlenimlerini olduğu gibi aktarmak ve sohbet çok kolay değildir. Bazen ilk dinleyişte sizi etkilemeyen bir parça zamanla kanınıza girer. Ya da ilk duyduğunuzda ilginizi çeken bir şarkının zamanla yavanlaştığı olur. Bunları anlatmak zordur. Sanatçıların da benzer hislerle hafif rahatsız olduğu kendine has duygusal iklime sahip etkinliklerdir bunlar. Karşılıklı sessizlikler ve gülümsemelerle geçen, bolca kayıt hikâyesi ve teknik detay dinlediğimiz bu buluşmada asıl konu aslında ve hâlâ pandemiydi. Hepimiz izole dünyalarımızdan daha yeni yeni çıkıyorduk. Pandeminin insanları birbirinden ayırıp izole ettiği bir dönemin sonuna gelinmişti gerçi ama duygusal artçılar devam ediyordu.
Temalar dünyevi
Interpol’un bu dönemde kaydedilen albümü bolca ayrılık, ayrı düşme, sevdiklerinden uzağa düşme hikâyesi içeriyordu. Elemanlar pandemide kaydedilen bu albümü o dönem pek çok grubun yaptığı üzere ayrı ayrı şehirlerde online ilişkiler kurarak, yalnız başlarına bir odada kendi partisyonlarını çalarak, fiziksel dünyadan büyük ölçüde soyutlanmış bir dünyada kaydetmişlerdi. 2022’deki albümün her yanına sinmiş olan bu soyutlanma hissi, yeni albümde artık yok.
2022’de akıl sağlığı, duygusal tecrit gibi konulara odaklanırken artık temalar daha dünyevi. Yaşadığımız anı karakterize eden teknolojik gelişme ve onun getirdiği yeni hayata dair duyulan şüphe ve endişe var. Evet pandeminin duygusal ağırlığı geride kaldı ama Interpol hiçbir zaman mutlu bir grup olmadı. O yüzden ortamda güneşler falan açmıyor. Bir depresyondan başka bir depresyona geçiliyor. Ama “This Mirror Weighs a Ton” adlı bu yeni albüm daha tanıdık, belki grubun ilk yıllarını daha fazla anımsatan bir iklim.
Albümün kapağından da anlaşılacağı gibi ağır bir takip ve gözlem altında yaşam ve bunun getirdiği endişeler, kapitalizmin koyduğu kurallar, insana biçilen yeni roller şarkıların değindiği meseleler. Albüm bir tecrit ortamında değil, yıllar sonra ilk kez grubun bir araya geldiği evleri New York’ta, prodüktörlüğü üstlenen Andrew Wyatt’ın Manhattan’daki stüdyosunda kaydedildi. Pandemi dönemine inat, stüdyoda uzunca bir zaman geçirildi, bolca hücum kayıtlar alındı. Şarkılarda bu enerji hissediliyor.
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi
Albüme adını veren giriş şarkısı “This Mirror Weighs a Ton”, Banks’in albüm boyunca kullandığı duygusal vokallerin en belirgin örneği. İnsanın kendisiyle yüzleşmesinin ağırlığını anlatan, albümü de bir bakıma özetleyen bu şarkının ardından Interpol hiç dikkati dağıtmadan bizi bir yolculuğa çıkarıyor. “See Out Loud”da Daniel Kessler solistliği üstleniyor. Ben albümde klasik Interpol’ü yeniden buldum. İlk yılların post punk enerjisine döndüklerini gözlemledim. “Wake Up”ın 2000’leri anımsatan dans riff’lerini, “Enemy”nin duygusal tonunu, “So Rides the Reindeer”in melodik yapısını beğendim. Albümü derinlemesine dinlemek için önümde koca bir hafta sonu var.
Interpol’ün kendine has dünyasında yüzlerin güldüğünü söyleyemeyiz ama onların kederinde dinleyiciyi tedavi eden bir şeyler olduğu kesin.
Sende Yorum yap