Yayoi Kusama’nın ardından
Yayoi Kusama, 97 yıllık hayatında eserleriyle olduğu kadar asla vazgeçmemesiyle de tanındı ve fark yarattı.
Kırmızı peruğu, puantiyeleri, aynaları, sonsuzluk odaları, balkabakları ve ilk bakışta neredeyse neşeli görünen o renkli dünyasıyla bugün milyonlarca insanın tanıdığı bir isimdi Yayoi Kusama. Aslında hayatı boyunca kendi zihninin hiç susmayan sesleriyle mücadele etmiş, gördüklerini resme, heykele, performansa ve mekâna dönüştürerek hayatta kalmış bir sanatçıydı.

Japon avangart sanatçı Kusama 97 yaşında hayatını kaybetti
97 yaşında hayatını kaybettiğinde geride yalnızca dünyanın en tanınmış çağdaş sanatçılarından birinin eserlerini bırakmadı, aynı zamanda sanat dünyasının kimi zaman bir kadını, bir Japon sanatçıyı, bir “outsider”ı ve hatta ruhsal sorunları olan bir insanı nasıl yıllarca görmezden gelebildiğinin de hikâyesini bıraktı.
1929’da Japonya’nın Matsumoto kentinde doğan Kusama’nın sanatla ilişkisi daha çocukken başladı. Ailesinin bitki tohumları yetiştirdiği bir ortamda büyüdü. Çiçeklere baktığında hareket eden, çoğalan, konuşan, bulunduğu alanı kaplayan görüntüler görüyordu.
Bir gün kırmızı çiçek desenli bir örtüye baktıktan sonra aynı desenin tavana, pencerelere, duvarlara ve sonunda kendi bedenine yayıldığını anlatıyordu. O an yaşadığı şey, hayatının geri kalanında sanatının en önemli kavramlarından biri olacak “sonsuzluk” ve “benliğin silinmesi” duygusunun başlangıçlarından biriydi.

Matsumoto Şehir Sanat Müzesi’nde bulunan Yayoi Kusama’nın “The Visionary Flowers” (Vizyoner Çiçekler) adlı eseri.
Benliğin silinmesi
Bugün müzelerde önünde insanların selfie çekmek için sıraya girdiği o renkli puantiyeler, aslında onun çocukluğundan beri taşıdığı bir deneyimin görsel karşılığıydı. Dünya çoğaldıkça, benlik küçülüyor, bir noktadan sonra insan kendisini çevresinden ayırmakta zorlanıyordu. Kusama’nın “self-obliteration”, benliğin silinmesi fikri tam da buradan doğuyordu. Bu nedenle onun sonsuz tekrarlarla yaptığı resimler hiçbir zaman yalnızca dekoratif değildi. Tam tersine, her tekrarın arkasında kontrol edilmeye çalışılan bir kaos vardı. Bir insanın zihninde durmadan çoğalan görüntüleri, fırçanın kontrol edebildiği bir düzene dönüştürmesi gibi. Kusama, Japonya’da ailesinin istediği geleneksel hayatı reddetti, Kyoto’da eğitim aldı. 1950’lerin sonunda Amerika’ya gittiğinde ise kendisini farklı bir dünyanın içinde buldu. New York’un erkek egemen sanat ortamında kendi alanını açmaya çalıştı. Donald Judd ve Joseph Cornell gibi önemli sanatçılarla yakın ilişkiler kurdu, kendi “Infinity Net” resimlerini geliştirdi ve kısa sürede özgün bir dil oluşturdu. Ancak, sanat tarihi her zaman adil davranmıyor. Kusama yıllar boyunca bazı erkek sanatçıların kendi fikirlerinden etkilendiğini, hatta kendisinin geliştirdiği bazı düşüncelerin daha sonra erkek sanatçılar tarafından daha büyük galerilerde sunulduğunu düşündü. Bir dönem New York sanat çevresinin önemli figürlerinden biri olmasına rağmen, zamanla görünürlüğünü kaybetti. Üstelik Kusama’nın yaptığı şeylerin bugün ne kadar öncü olduklarını gördüğümüz hâlde, o yıllarda çoğu zaman şok etkisi olarak değerlendiriliyordu. Mobilyaları kumaştan yapılmış formlarla kaplıyor, çıplak bedenleri puantiyelerle boyuyor, kamusal alanlarda performanslar gerçekleştiriyor, savaş karşıtı gösteriler düzenliyor, hatta dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’a son derece sıra dışı bir mektup yazarak Vietnam Savaşı’nın sona ermesi için çağrıda bulunuyordu. Kusama’nın dünyasında sanat ile hayat arasındaki çizgi giderek ortadan kalkıyordu. Kıyafetleri bile eserlerinin bir parçasıydı. Bazen geleneksel Japon kimonosu giyiyor, bazen yaptığı resimlerin renklerine uygun kıyafetler seçiyor, bazen de kendi tasarladığı, dönemin sınırlarını zorlayan giysilerle ortaya çıkıyordu. Kusama, bir röportajında öldükten sonra nasıl sınıflandırılacağını hayal edemediğini söylemiş ve “outsider” olmanın kendisine iyi geldiğini anlatmıştı. 97 yıllık hayatında, dünyanın en tanınmış sanatçılarından biri olurken bile, kendi sonsuzluğunun içinde bir yabancı olarak kalmayı sürdürdü.

Louis Vuitton ve Yayoi Kusama iki çanta koleksiyonu yarattı
En büyük mucizesi
Sonra birdenbire her şey dağıldı.1970’lerde New York’taki görünürlüğü azaldı, ekonomik ve psikolojik olarak zor bir dönem geçirdi ve Japonya’ya döndü. 1977’de Tokyo’daki bir psikiyatri hastanesine kendi isteğiyle yerleşti. Hastanede sanat yapmayı bırakmadı. Tam tersine, yakındaki stüdyosunda her gün uzun saatler çalışmaya devam etti. En büyük mucizesi de bundan sonra gerçekleşti. Yıllarca unutulan Kusama, 1993’te Venedik Bienali’nde Japonya’yı temsil etti. Üstelik bundan 27 yıl önce aynı Bienal’e davetsiz gelmiş ve bin 500 aynalı küreyi yere yerleştirerek “Narcissus Garden”ı yaratmıştı. Bir zamanlar kapıdan içeri girmesine izin verilmek istenmeyen sanatçı, yıllar sonra ülkesinin resmi temsilcisi olmuştu. Sonraki yıllarda Kusama’nın sonsuzluk odaları dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanı etkiledi. Sosyal medya çağının gelmesiyle bu odalar bir anda ideal fotoğraf mekânlarına dönüştü. İnsanlar birkaç saniyeliğine Kusama’nın evrenine giriyor, fotoğrafını çekiyor ve dışarı çıkıyordu. Bu durum biraz ironik değil mi? Kusama’nın sanatının temelinde benliğin silinmesi varken, bugün milyonlarca insan onun eserlerinin içinde kendi benliğini, kendi yüzünü, kendi fotoğrafını arıyor.

Kusama’nın balkabakları
Sanatçı bir şeyi yaratıyor, zaman geçiyor ve eser başka bir kuşağın bambaşka ihtiyaçlarına cevap vermeye başlıyor. Kusama’nın balkabakları da böyleydi. Çocukluğundan gelen bir yakınlık ve huzur duygusunu taşıyordu. “Balkabakları benimle konuşur” diyordu, onlarda istikrar ve huzur bulduğunu anlatıyordu. Kusama’nın en etkileyici yanı eserleri değil, hiç vazgeçmemiş olmasıydı. Çocukken resim yapması engellendi, yine yaptı. Savaş sırasında uzun saatler çalıştırıldı, yine çizdi. Japonya’da anlaşılmadı, Amerika’ya gitti. Amerika’da dışlandı, yine üretti. Unutuldu, yine üretti. Psikolojik olarak ağır dönemlerden geçti, yine üretti. Hastaneye yerleşti, yine üretti. Dünya onu ara ara yeniden keşfettiğinde ise artık 60’larında, 70’lerinde, 80’lerinde bir sanatçıydı. Ölümünden kısa süre önce bile resim yapmaya devam ediyordu.
Categories: Yayoi Kusama’nın ardından
Sende Yorum yap