Kuzey Kıbrıs’a sözünü tutma zamanı Başkan Laporta..


Barcelona Kulübü Başkanı Joan Laporta’yı tanır mısınız?
Klasik bir Akdenizlidir, tutkulu ve değerleri için kavga edebilen bir adamdır.
Barcelona’daki ilk başkanlık döneminde kulübün radikal ve şiddet yanlısı taraftar grubu olan Boixos Nois ile çatıştı, bilet avantajlarını sona erdirdi.
Tehdit edildi, evinin duvarlarına infaz mesajları yazıldı, uzunca bir süre yakın korumalarla gezmek zorunda kaldı.
Geri adım atmadı, o dönem yaşananları National Geographic’teki bir belgeselde seyretmiş çok etkilenmiştim.
Bu yılın ocak ayında, Camp Nou’da oynanan Real Ovideo maçında Laporta’nın duruşuna dair duygularım pekişti.
Tüm Barselona’da hayatı felç eden şiddetli sağanak başladığında Başkan Laporta’nın sadece 5 sıra arkasında oturuyordum.
Herkesin içerideki Başkanlık Lounge’una koştuğu bir ortamda Laporta yerinden kalkmadı, şemsiye istemedi, maçı seyretmeye devam etti.
Bu tanık olduğum, bir de okuduklarım, seyrettiklerim var:
Barcelona’nın İspanya Hakem Teknik Kurulu eski Başkan Yardımcısı’nın şirketine ödediği paralar Negreira Davası olarak, İspanyol tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturmasına dönmüştü. Laporta Başkan sıfatını bırakıp, kulübünü savunmakla kalmayıp, hakemleri yönetenin Real Madrid olduğu tezini savundu.
Sonuçta, rüşvet verme suçlaması düştü, İspanya Ulusal Vergi Dairesi hazırladığı raporda Barcelona tarafından aktarılan paraların hakemlere doğrudan rüşvet olarak dağıtıldığına veya maç sonuçlarını manipüle etmek (şike) için kullanıldığına dair somut bir kanıt olmadığı sonucuna vardı.
Laporta tutkusuna ve tutkusu için kavgacılığına bir başka örnek daha bu hafta yaşandı.
Elche-Barcelona maçına, Estelada yani Katalan bağımsızlık bayrağıyla girmek isteyen 17 yaşındaki bir taraftarı polis copladı ve gözaltına aldı.
Başkan Laporta, aileyle iletişime geçti, kulübün avukatlarını polise karşı dava açmakla görevlendirdi, Barcelonalı milli takım oyuncuları için düzenlenecek Dünya Kupası Şampiyonluk Saygı Töreni’ni iptal etti, Barcelona tribünlerinde 10 bin Estelada bayrağı dağıttırdı.
Portre bu, Laporta, hukuku savunan, haklar için gerektiğinde kavga etmesini bilen bir adamdır.
★★★
Gelelim Laporta’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne olan borcuna ve bugün tutmasını beklediğim söze.2003-2010 yılları arasındaki ilk başkanlık döneminden sonra Laporta, Katalan Demokrasisi adı altında bir siyasi parti kurdu.2010 yılı yazında Laporta’nın partisi, Katalonya’nın bağımsızlığını savunan küçük partilerle birleşerek bir ittifak oluşturdu.
Bu ittifak çatısı altında seçimlere giren Joan Laporta, 2010-2012 yılları arasında Katalonya Parlamentosu’nda milletvekili olarak görev yaptı.

Ayrıca 2011-2015 yıllarında Barcelona Belediye Meclisi Üyeliği görevinde de bulundu.
Bu tarihler niye önemli, onu da anlatayım:14 Eylül 2014’te, Laporta, KKTC’de, Girne’de, bir basın toplantısı düzenledi.O basın toplantısında , Kıbrıslı Türk gençlere sportif alanda uygulanan izolasyonların büyük bir haksızlık olduğunu söylemişti. Katalan Milli Takımı ile KKTC Milli Takımı arasında bir maç oynanması fikrini de gündeme getirmişti.
Rumlar Laporta’nın bu sözlerini hiç unutmadılar.
Laporta, KKTC’ye global bir televizyon kanalının etkinliği için, resmi sıfatlarını kullanmadan, televizyon kanalının avukatı olarak gelmiş olsa da Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı’yla ortak basın toplantısı düzenlemesi Rum Yönetimi’ni çok rahatsız etmişti.
Kısa bir hatırlatmada bulunayım:
Laporta yüksek lisans sahibi bir hukukçudur, Pampeu Fabra Üniversitesi’nden Tahkim Hukuku diploması almıştır, spor hukukunda Avrupa’daki en önemli uzmanlardan biri olarak kabul edilir.
★★★
Kuzey Kıbrıs’ta açılması planlanan ama sonra Rum Yönetimi baskısıyla iptal edilen Barca Academy futbol kampı meselesine gelelim:
Konu Başkan Laporta’ya kadar gitmiş midir çok emin değilim ama şimdi Başkan dahil tüm Barcelona yönetiminin bilmesi gerekenler var.
Rum Kesimi 1991 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni onayladı.
Bu sözleşme çocukların ayrımcılığa uğramamasını, sportif ve kültürel yaşama katılım haklarını güvence altına alan bir sözleşmedir.
Faşist ELAM kontrolündeki Rum Yönetimi Lideri Hristodulidis, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi altında imzaları yokmuş gibi davranıyor ama hukukta devamlılık vardır, bir faşistin hezeyanları hukukun üzerinde değildir.
Başkan Laporta’nın bu yazıyı okuduğunda ne düşüneceğini bilmiyorum ama hukuk eğitimleri aynı olan KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yazdığı mektubu okuduğunda konuyu daha da iyi anlayacağından şüphem yok.2004’te Annan Planı’na referandumda evet diyen bir halkı cezalandırma basitliği Laporta ve Barcelona tarihine yakışmaz. Bir arkadaşım, Barcelona, Türkiye’de her sene Rum Kesimi’nin nüfusu kadar lisanslı forma satıyor, deli mi bunlar demişti.
Hayır, paranın zerre önemi yok, Laporta’dan beklenti, uluslararası hukuka uyması ve Eylül 2014’te karşı çıktığı sportif izolasyona şimdi izin vermemesi...Barcelona’yı diktatöre karşı durduğu için sever Türk halkı, Yamal’ın Gazze duruşunu da önemser, kulübe sempati duyar.
Gazze’deki soykırıma karşı duruşumuz, bizi Kuzey Kıbrıs konusunda daha kararlı hale getiriyor.
Kıbrıs Türk halkı toplu katliama uğramış, nüfusunun 3’te biri yıllarca ve Gazze gibi abluka altında çadır kentlerde yaşamaya zorlanmış bir halktır, onların hukukunun çiğnenmesi Türkiye’nin hukukunun çiğnenmesi demektir bizim için...
★★★
Rum Yönetimi Lideri Hristodulidis’in, Barcelona’nın kampını iptal ettirmesi ya da gençlerin gideceği konserlere katılacak sanatçılara geri adım attırması aslında Türkiye için çok iyi bir gelişme.
Kuzey Kıbrıs’taki işi Rum yanlılığına vardırmış, azgın azınlığın sesi kesildi bu iptaller sürecinde.
Garantör Türkiye’yi “işgalci” gösteren, onurlu bir çözümün değil, Rum tarafında aynı işi yapan devlet memuru kadar maaş almanın peşinde koşanların söyleyecek sözü kalmadı.
Gerçekten barış isteyen birisi, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanır, o çocukların spor, gençlerin kültürel haklarına engel olmayı marifet saymaz, buradan oy devşirmeye kalkmaz.
Çocuklara ve gençlere yönelik bu ırkçı adımlara karşı Avrupa Birliği’nden hele de AB Komisyonu Başkanı olan ama her karşılaştığı yolsuzluk iddiasında telefonundaki mesajları sildiği savunmasını yapan Von der Leyen’den zerre beklentim yok.
Buna karşın BM Genel Sekreteri, Barcelona Kulübü Başkanı’ndan beklentim çok.
Laporta, 12 yıl önce söylediklerinin ve daha önemlisi uluslararası hukukun arkasında durursa ne ala, durmazsa da Hristodulidis çocukları da kapsayan ırkçılığının bedelini, bugün değilse de yarın, bir müzakere masasında ya da başka bir şekilde mutlaka öder.
Hristodulidis’in iktidarından muhalefetine kadar Atina’da hiç de sevilmediğini, resmi politika gereği Güney Kıbrıs’a destek açıklamaları yapıldığını gördüğümde şaşırmıştım.
Şimdi anladım ki Yunanistan’da da “Havlamasını bilmeyen köpek sürüye kurt getirir” atasözümüze benzer ya da aynı ana fikri olan atasözleri var...
berna
güzel bir iş