s

Kumun altındaki sessiz halk

Mısır piramitleri, altın hazineleri ve firavun mezarları yüzyıllardır dünyanın gözünü kamaştırırken, Nil'in doğusunda uzanan Atbai Çölü sessizce kendi sırrını saklıyordu. Bugün bu sır, uydu görüntüleri sayesinde gün yüzüne çıkıyor: Yaklaşık 300 dev taş çember ve bir zamanlar bu topraklarda yaşamış, tarihe pek not düşülmemiş göçebe bir sığır çobanları kültürü.

Kuraklık her şeyi değiştirdi

Yaklaşık 7 bin yıl önce Mısır'ı vuran şiddetli kuraklık dalgaları, binlerce yıl süren bir çölleşme sürecinin parçasıydı. Bir zamanlar yeşil olan topraklar çöle dönüşürken, çoğu topluluk suya ulaşabilmek için Nil'e daha da yaklaştı, bu da sonraki firavun hanedanlarının temelini oluşturdu. Ancak herkes bu göçü yapmadı. Bir grup, çölün zorluklarına boyun eğmeyip Atbai'de kalmayı seçti.

Mezarlar mı, ağıllar mı?

2010 yılında Polonyalı bir arkeoloji ekibi, Vadi Khashab'da yaklaşık 18 metre çapında bir taş çemberi kazdı. Merkezde yetişkin bir insana ait mezar, yakınında yüzyıllar sonra gömülmüş küçük bir çocuk, çemberin geri kalanında ise evcil koyun ve sığır kalıntıları bulundu. Karbon tarihlemesi, yapının MÖ 5 bin civarında inşa edildiğini ve MÖ 2 bine kadar tekrar kullanıldığını gösterdi.

Polonya Bilimler Akademisi'nden Nubiyolog Maria Carmela Gatto'ya göre bu çemberler hayvan ağılı değil, 'elit göçebeler' için mezarlardı. Göçebe bir halk için saray ya da tapınak inşa etmek anlamsızdı ancak mezarlık her zaman bir anlam taşırdı.

Uydudan bakınca ortaya çıkan tablo

Macquarie Üniversitesi'nden Julien Cooper önderliğindeki ekip, Wadi Khashab'ın tek başına bir olay olmadığından şüphelenerek uydu görüntülerine yöneldi. Sonuç çoğu daha önce bilinmeyen 280 taş çember, çapları 14 ile 82 metreye arasında değişiyor. Yapılar 965 km'den geniş bir alana yayılmış durumda, özellikle Vadi Gabgaba havzasının üst kesimlerindeki 112 çember gibi, geçici su kaynaklarının çevresinde yoğunlaşıyorlar.

Ekibin hesaplamalarına göre en büyük yapılardan birini tek bir kişi tamamlamak için 160'tan fazla sekiz saatlik iş günü gerekiyordu oysa 50 kişilik bir grup bunu üç günde bitirebilirdi. Bu da göçebe topluluğun sanıldığından çok daha örgütlü ve iş birliğine dayalı bir sosyal yapıya sahip olduğunu gösteriyor.

Nil'in gölgesinde kalan halk

Gatto'nun belirttiği gibi, Mısırbilim ve Nubioloji araştırmaları tarihsel olarak hep Nil kıyılarına, piramitlere ve tapınaklara odaklandı. Atbai'nin çöl boyutu ise büyük ölçüde ihmal edildi bölgenin uzak ve engebeli coğrafyası, ayrıca Sudan tarafındaki savaş ve yasa dışı madencilik faaliyetleri kazıları güçleştiriyor.

Bölgede bulunan kaya resimleri sığır, zürafa, keçi, köpek tasvirleri ve yakın zamanda keşfedilen bir tekne filosu görüntüsü bu göçebelerin Nil ve deniz tüccarlarıyla temas halinde olduğunu gösteriyor. Eserler, erken Neolitik dönemden (yaklaşık MÖ 10 bin) Mısır'ın ilk firavunu Narmer'in Aşağı ve Yukarı Mısır'ı birleştirdiği MÖ 3 bin 100 civarına kadar uzanan geniş bir zaman dilimine yayılıyor.

Medjay'in izinde

Antik Mısır kayıtlarında bu sığır çobanı göçebelerden 'Medjay' olarak söz edilir. Atbai, dönemin Nubya topraklarında yer alıyordu ve kutsal kabul edilen altının çıkarıldığı bir bölgeydi Mısırlılar bu halkla ya çölde çalışan Nubyalı tüccarlar aracılığıyla ya da altın madenciliği sırasında doğrudan karşılaşarak tanışmış olmalı. Milano Üniversitesi'nden jeoarkeolog Stefano Costanzo, araştırmaya dahil olmasa da bulguları 'dikkat çekici' buluyor ve çalışmanın çöl manzarasındaki mezar anıtlarının şaşırtıcı yoğunluğunu gözler önüne serdiğini vurguluyor. Gatto'nun sözleriyle özetlemek gerekirse; mezarlar, mumyalar, altın ve piramitler ortadayken, insan artık geri kalanı da tanımak istiyor. Atbai Çölü'nün taş çemberleri, tarihin sadece Nil kıyısında yazılmadığını kumların arasında, adı çok az anılan ama son derece örgütlü bir göçebe halkın da kendi izini bıraktığını hatırlatıyor.

Categories: Kumun altındaki sessiz halk

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.