G20 konuşuyor ama liderlik yapamıyor
G20’nin küresel liderlik yapamadığını yıllardır yazıyorum. Aradan geçen zaman bu görüşümü değiştirmedi; tersine güçlendirdi. Dünyanın en büyük ekonomilerini aynı masa etrafında buluşturan bu platform, küresel sorunların çözümünde öncü olması gerekirken giderek “daha fazla diyalog”, “daha kapsayıcı büyüme”, “finansal istikrar” ve “işbirliğinin güçlendirilmesi” gibi kulağa hoş gelen ama sonuç üretmeyen kalıp ifadelerin adresine dönüşüyor.
Bu hafta ABD’de yapılan G20 Maliye Bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısı da bu açıdan önemli bir test. Bakalım bu kez gerçekten bir sonuç çıkacak mı? Açıkçası ben umutlu değilim. Toplantının açılışında ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in mesajı “büyüme” oldu. Dünyanın borç içinde yüzdüğünü ve bu borçtan çıkmanın tek yolunun büyümek olduğunu söyledi. Fed Başkanı Kevin Warsh ise “seküler durgunluk” döneminin geride kaldığını, yeni dönemin “seküler büyüme” ve küresel yatırım artışı dönemi olduğunu savundu. Bunlar elbette önemli tespitler. Fakat asıl soru “G20 büyümeyi nasıl sağlayacak?”
Bessent’in saydığı büyümenin önündeki engellere bakınca tablo tanıdık. Aşırı düzenleme ve bürokrasi, yanlış tasarlanmış vergi ve finansal teşvikler, yetersiz kamu ve özel sektör yatırımları, iç pazarların parçalanması ve işgücünün beceri ve hareketlilik sorunları listede. Hepsi doğru. Sorun teşhiste değil, tedavide. Çünkü G20’nin asıl sınavı, herkesin üzerinde uzlaşabileceği genel ekonomik hedefleri sıralamak değil; ülkelerin kendi çıkarları uğruna küresel ekonomiyi bozduğu anlarda devreye girebilmek.
Ağırlığı giderek azaldı
G20’nin yıldızı 2008 küresel finans krizinde parladı. Çünkü o dönemde krizden en fazla etkilenen ülke ABD’ydi ve ABD’nin güçlü bir uluslararası koordinasyona ihtiyacı vardı. G20 o dönemde gerçekten önemli bir iş yaptı. Büyük ekonomiler aynı masa etrafında buluştu, finansal sistemin çökmesini önleyecek koordinasyon sağlandı ve küresel ekonomi için ortak hareket edilebildi. Ama ABD krizden çıktıktan sonra G20’nin ağırlığı da azalmaya başladı. Benim yıllardır dikkat çektiğim nokta tam da buydu. G20 çoğu zaman ABD’nin ihtiyacı olduğunda hareketleniyor. ABD ekonomisini veya Amerikan finansal sistemini tehdit eden bir gelişme ortaya çıktığında G20’nin refleksleri güçleniyor. Ancak sorun küresel ekonominin geri kalanını ilgilendiriyorsa, aynı kararlılığı görmek zor.
Bugün dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu sorunlara bakalım. Ticaret savaşları, korumacılık, jeopolitik gerilim, enerji güvenliği, borç yükü, küresel finansal istikrarsızlık, iklim değişikliği, tedarik zincirinin parçalanması ve gelişmekte olan ülkelerin finansman sorunları... G20 hangisinde gerçek anlamda liderlik yaptı?
Sınavı geçecek mi?
2018’de ticaret savaşının ilk ciddi işaretleri ortaya çıktığında ABD ile Çin arasındaki gerilimi durduracak bir mekanizma kurulamadı. Daha sonra Ukrayna savaşı başladı; G20 ortak bir çözüm üretemedi. İklim konusunda ortak hedefler açıklandı ama uygulamada ülkeler kendi yollarına gitti. Borç sorunu büyüdü; özellikle gelişmekte olan ülkelerin borç yapılandırmalarında G20’nin etkisi sınırlı kaldı. Zirvelerin sonunda ise çoğu kez uzun bildiriler çıktı. Oysa küresel ekonomi artık “iyi niyetli tavsiye” dönemini kaldırabilecek durumda değil. Üstelik bu yılki toplantının koşulları daha zor. ABD’nin İran savaşı, yüksek borcu ve enflasyonla mücadelesi küresel ekonominin üzerine yeni belirsizlikler bindiriyor. Peki diğer ülkelerin sorunları?
G20’nin temel açmazı burada. Dünyanın yüzde 85’lik ekonomik üretimini temsil eden bir platformun, küresel ekonominin kurallarının yeniden yazıldığı bir dönemde daha fazla ağırlık koyması gerekir. ABD ile Çin, Batı ile Rusya, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ekonomiler aynı masada oturuyor ama aynı dünyaya bakmıyor. G20 bugün “küresel liderlik masası” olmaktan çok, küresel güç mücadelesinin sergilendiği bir sahneye dönüşmüş durumda.
Ben buna yıllar önce “filler tepişiyor, çimenler eziliyor” demiştim. Bu hafta North Carolina’daki bakanlar ve merkez bankası başkanları toplantısında zaten sonuç beklenmiyordu. Ama aralıkta Miami’de yapılacak liderler toplantısından somut kararlar, bağlayıcı taahhütler ve uygulanabilir bir eylem planı çıkarsa sözümü geri almaya hazırım. Dünyanın en güçlü ekonomilerinin oluşturduğu G20’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni bir bildiri değil, liderlik. Ve liderlik, sorunları sıralamak değil, gerektiğinde kendi çıkarını da sınırlayarak ortak çözüm üretebilmektir. G20’nin önündeki asıl sınav da budur. Şimdilik bu sınavı geçebildiğini söylemek için elimizde yeterince kanıt yok.
Sende Yorum yap