s

Cumhuriyet Bayramı’nda gönülden akla coğrafya

Bu sene 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri daha farklı olacak.

30 Ekim’de yapılacak Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi için devlet başkanları Ankara’da olacaklar. Dışişleri bakanları da 29 Ekim’de Ankara’da toplanacak.

Mustafa Kemal Atatürk, 1923’te Cumhuriyet’i kurduğunda Türk devletleri Sovyetler Birliği’nin parçalarıydı.

Biz bağımsızlığımızı yaşarken, gönül coğrafyamızda bambaşka manzaralar ve acılar yaşanıyordu.

O yüzden Türkiye Cumhuriyeti gönül coğrafyamızın hep gıptayla baktığı, özendiği bir kutup yıldızı oldu.

★ ★ ★

Bambaşka manzara ve acılar lafı yaşananları kağıt üzerinde bile anlatmaya yetmiyor:

■ Azerbaycan’ın yaşadıklarıyla başlayayım: Azerbaycan edebiyatı ve düşünce dünyasının sembol isimleri olan şair Mikail Müşfik, yazar Hüseyin Cavid, milli marşın yazarı Ahmet Cevat, tarihçi ve dilbilimci Veli Huluflu gibi binlerce entelektüel kurşuna dizildi veya Sibirya’daki Gulag kamplarına gönderilerek ölüme terk edildi.

Azerbaycanlı yerel komünist yöneticiler bile Moskova’nın emriyle “halk düşmanı” ilan edilerek öldürüldü. Bu dönemde Azerbaycan’da yaklaşık 70 bin ila 100 bin arasında insan siyasi baskıların kurbanı oldu. “Büyük temizlik” yıllarında 1929’da Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş desteklendi, ancak Türkiye’nin de Latin alfabesine geçmesi üzerine Moskova panikledi ve Türkiye ile bağları koparmak için 1939’da zorla Kiril alfabesine geçişi dayattı.

Azerbaycan ile Nahçıvan’ı bağlayan ve Türkiye ile doğrudan kara bağlantısı sağlayan Zengezur Bölgesi, Sovyet yönetimi tarafından Ermenistan’a verildi, böylece Türk dünyasının coğrafi bütünlüğü fiziken bölündü. 1990’da Gorbaçov’un emriyle gerçekleşen 20 Ocak katliamı, aralıksız sömürülen petrol, daha bir sürü şey yazılabilir.

■ Stalin’in zorla şehirlere yerleştirdiği ve tüm hayvanlarına el konulan Kazak halkının 1932-1933 yılları arasında yaşadığı kıtlık, 1.5 milyon kişinin ölmesine neden oldu; hayatta kalabilenlerin bir kısmı başka ülkelere göç etti. 1950’li yıllarda Kruşçev döneminde, Kazakistan’ın kuzeyindeki geniş bozkırlar tarıma açılma bahanesiyle Rusya ve Ukrayna’dan gelen milyonlarca Slav göçmene açıldı. Kazakistan’ın kuzeydoğusundaki Semey Bölgesi, SSCB’nin ana nükleer test alanı ilan edildi. 1949–1989 yılları arasında bu bölgede, 456 nükleer bomba patlatıldı. Yakın çevrede yaşayan halk on yıllarca nükleer serpintinin sonuçlarıyla uğraştı.

Aralık 1986’da Moskova’dan Kazakistan’ı yönetmesi için yollanan Gennadi Kolbin’i protesto eden öğrencilere Sovyet Ordusu ateş açtı, yüzlerce öğrenci öldü.

Latin alfabesine geçmiş olan Kazakistan’a 1940’ta zorla Kiril alfabesi dayatıldı.

■ Resmi verilere göre, 1937–1953 yılları arasında Özbekistan’da 100 binden fazla kişi ya hapsedildi veya sürgüne yollandı. Aynı dönemde 13 bin kişi kurşuna dizildi. Özbekistan’daki tüm tarlalar zorla pamuk tarlasına dönüştürüldü. Her sonbaharda okullar, üniversiteler ve fabrikalar kapatılarak yüz binlerce çocuk, öğrenci, öğretmen ve memur zorla pamuk toplamaya gönderildi. 1940’da Latin alfabesi yerine Kiril alfabesi dayatıldı. 1980’lerde Moskova’nın baskısı Özbekistan üzerinde iyice yoğunlaştı. Pamuk rakamlarındaki farklılıklar üzerine 4 bin Özbek tutuklandı, Sovyet medyası Özbekleri hırsız, rüşvetçi ve yozlaşmış ilan etti.

■ Kırgız kültürünü ve tarihini savunan Kasım Tınıstanov gibi yüzlerce Kırgız aydını, 1938 yılında “halk düşmanı” ilan edilerek tek bir gecede gizlice kurşuna dizildi.

Kurşuna dizilen aydınlar arasında dünyaca ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un babası Torokul Aytmatov da vardı. Eski bir tuğla fabrikasına atılan cesetleri yılar sonra ortaya çıktı ve şimdi orada Atalar Mezar Anıtı bulunuyor. Manas Destanı’nın yasaklanmasından tutun da oruç tutmanın, sünnet olmanın yasaklandığı zamanlara kadar daha bir sürü örnek sıralanabilir.

■ Türkmenistan’da uzun yıllar süren ve 1930’larda kanla bastırılan Basmacı İsyanı’ndan başlayıp, 1937-38 yılları arasında yüzlerce Türkmen entelektüelin “pantürkist, burjuva milliyetçisi ve İngiliz ajanı” suçlamalarıyla kurşuna dizilmesi veya Sibirya’daki Gulag çalışma kamplarına gönderilmesinden söz edebiliriz. Kiril alfabesinin dayatılmasından başlayıp, kamulaştırılan Türkmen halılarına, motiflerin milli anlamları sansürlenmesine kadar birçok örnek var. Sadece Karakum Kanalı’nın yol açtığı ekolojik felaket bile başlı başına üzerinde durulması gereken bir konu.

Fazlası yok, eksiği çok; bu bilgileri yazmamın sebebi, Türkiye Cumhuriyeti’nin gönül coğrafyamızdaki önemini anlatmaktı. Dilini, inancını yaşamasına izin verilmeyen, ekonomik olarak sömürülen, aydınları katledilen coğrafyalardan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl algılandığını doğru anlatabilmek için tarih önemli.

★ ★ ★

Bugün kimse tüm ülkelerin katıldığı tek bir Türk devleti arayışında değil. Ancak 6 devlet ve tek millet, ortak pazara geçiş, gümrük birliği, pasaportsuz seyahat, ortak Müze Kart uygulaması, alfabe birliği ve ortak askeri/güvenlik iş birliği arayışında. Amaç, devletlerin bağımsızlıklarını koruyarak küresel güç merkezlerine karşı güçlü bir Türk Dünyası Bloku yaratmak. Farklı tehditlerle mücadele eden 6 ülkenin tek bir dış politika oluşturması zor ama çok yönlü politkalardan herkes için fayda sağlanabilir mi, bu üzerinde kafa yorulması gereken ve yorulan bir konu.

Bunlar siyasetin gündeminde olan konular ama işin bir diğer yanı, halkların kaynaşması birbirlerini tanıması ki, asıl önemli olan da bu.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde zaman geçirmiş biri olarak duygumu söyleyeyim: Gönül coğrafyamız sokakta Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak dolaşmanın en keyifli olduğu yer halinde artık. Döneri ya da kebabı değil; ürettiği SİHA’sı, bölgesel etkisiyle gurur duyulan, Türk dizileri sayesinde market kasasında bile çok temiz bir Türkçeyle selamlandığınız yerlerden söz ediyoruz. Özbekistan’ın 30. Yıl Özgürlük Anıtı’nda bir Türk tasarımcının imzası ve bir Türk şirketinin 64 günde 60 metre anıtı tamamlamasının efsanesi anlatılıyor hâlâ. Bunlar parayla sağlanması imkansız izler...

★ ★ ★

İletişim Başkanlığı, Ankara’daki zirve öncesinde çeşitli etkinlikler düzenliyor. Türk Dünyası Diyalogları, Ortak Gelecek, Ortak Vizyon Paneli’nin Astana ayağına katıldım. İki Türk, iki Kazak, dört akademisyenin katılacağı toplantıda “Sıkılır mıyım?” diye düşünüyordum, not almaya zamanım yetmedi neredeyse.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın video mesajıyla başlayayım: Duran, “Büyük abi” cümleleri kurmadı, aksine birlikte hareket etmenin hepimize kazandıracaklarından söz etti. Konuşma öncesi yayımlanan film de akıl dolu, birlikte olma iştahını arttıran bir filmdi.

Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar’ın ve Avrasya Milli Üniversitesi öğretim üyesi Zhanat Momynkulov’un konuşmalarındaki gerçeklik, birbirimizi tanımaya dair cümleleri akıllara kazınacak nitelikteydi. Türk devletlerinin Astana’daki büyükelçilerinin katılımı ve en önemlisi panele dinleyici olarak gelen gençlerin ilgisi mutlaka belirtmem gereken başlıklar. Gözlemlerim sadece panele dair değil. İletişim Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ferhat Pirinçci’nin ikili görüşmeler sonrasında hep sarılarak uğurlandığını gördüğümü yazayım ki konunun sadece protokol konusu olmanın ötesine geçtiği belli olsun. Bir de pırıl pırıl kadrolardan bahsetmek lazım, temsil kabiliyeti son derece yüksek, detay atlamayan İletişim Başkanlığı ekibini görmek insanı gururlandırıyor.

Bu 29 Ekim’de Ankara’da Cumhuriyetimizle gurur duyan dostlarımızı ağırlayacağız.

Dünyada tek millet, 6 devlet başka bir örnek yok; bunun kıymetini bilmemiz lazım...

Haber Yorumları

Henüz Yorum Yapılmamış.

Sende Yorum yap

Son dakika haberler

En güncel ve en doğru, tarafsız haberin merkezi.