Kadının adı var!
Sevgili meslektaşım Duygu Asena ışıklarda uyusun. Gazetecilik ve edebiyat alanında ölmez eserlere imza atmıştı. En önemli eseri, Atıf Yılmaz’ın filme aldığı “Kadının Adı Yok” öyküsüydü.
Aylardır yazmaya özendiğim, beklettiğim yazıyı nihayet yazıyorum: Ölümsüz arkadaşım Duygu, sen uyurken hayatın akışı özellikle sporda büyük bir şelaleye dönüştü. O şelalenin sesi şöyle gürlüyor artık: KADININ ADI VAR!” UNUTULACAK BAŞARI KAHRAMANLARI
Voleybol Kadın Milli Takımımız, “Filenin Sultanları”, “Atatürk’ün Kızları” olarak genç kuşaklara ibret alınacak büyük bir macera sunuyor. Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonluğu, Olimpiyat dördüncülüğü gibi sürdürülebilir başarıları hepimiz için önemli bir sevinç kaynağı oluşturuyor.
O kadar sürekli kazanımları var ki, kimse günü gününe anımsayamaz, unutur. Kırk yılda bir kutlanan zaferler ve unutulmaz şampiyonluk örnekleri kenarda dursun… Saygıyla anımsayalım. Onlar unutulmaz başarının değil, unutulabilen gurur istatistiklerinin kahramanları…
Bu mutluluk tablosunun temelinde voleybol liseleri, genç sporcu akademileri ile birlikte başkanlar ve yönetimler değişse de değişmeyen ilkeli “kurumsal” gelenekler var. Voleybolun önde gelen ülkelerinden İtalya’daki Taranto Akdeniz Oyunları’nda farklı bir kadroyla oynayan kızlarımız da altın madalya kazandı.
Sultanlar’ın hayatlarına bakarsak… Çok dramatik öyküler sunayım. Medar-ı iftiharımız, sevgili kaptanımız Eda Erdem Dündar Fenerbahçe’de iki yıllık sözleşme yeniledi. Sonrasına bakacak. Peki analık duygusu? Çocuk doğurma hakkı? Bu soruların yanıtını merak ediyorum. Cesaret edip soramıyorum.
Ebrar Karakurt sakattı, kimilerine göre kolunu kırdı. Hadi oynayamadı, arkadaşlarını alkışlamaya da gelemez mi? Hayır, gelemez, gelemedi. Kırığı yok… Kalçasında ödem sorunu var. Dinlenerek tedavi görüyor, evinde. Kızımızın bir derdi daha var: Yurt içinde, yurt dışında maç trafiğinden nefes alamıyorlar. İtalya’da da oynadı. Ama üniversite sınavlarına bir türlü hazırlanıp katılamadı. Bir çözüm yolu bulunamaz mı? YÖK’e sorsak, olmaz mı?
Bir dönem, “en ziyade mazhariyete müstahak”, ayrıcalıklı yıldızlarımız vardı. Takım içinde alternatif gençler hep kenarda otururdu. Vazgeçilmezdiler. Bugün öyle bir ortam yok. Biri ve diğerleri değiller. Portakal dilimleri ya da çiçek yaprakları gibi bütünün parçası onlar.
Her yıl yeni yıldızlar katılıyor aralarına… Gelenek de “sürdürülebilir başarı” da kaybolmuyor.
Haydi bir eski öykü: Neriman Özsoy, hayatının bazı dönemlerinde sıkıntıya düştüğü için, çareyi dünya gurbetçiliğinde buldu. Bildiğim kadarıyla üç kıtada fileden fileye sıçradı. Oynadığı her takımda hayranlık uyandırdı. O şimdi Japonya’da. Sanırım kursu bitirip antrenörlük diplomasını da aldı. Artık kariyerinde yeni sayfalar okuyacağız.
Ülkenin yaşama sevincini tazeleyen, mutluluk sosyalizasyonunu (!) gerçekleştiren kızlarımız, bilinen ödül yönetmeliğine göre 150’şer Cumhuriyet Altını alacaklar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesiyle bir “ekstra” katkı olabilir mi? Ben bilemem. Devlet, babalığını bilir.
İlke Özyüksel Mihrioğlu, farklı dallardan bireysel yıldızları, Kadın Milli Futbol Takımı ve Pota’nın Perileri’ni de haftaya yazacağım. Öyle çok adı var ki kadının, bu köşeden taşıyor.
Sende Yorum yap