Zehirlenme sandılar okul fobisi çıktı! Anne-babalar bu belirtileri kesinlikle küçümsememeli

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Okulun ilk günleri bazı çocuklar için heyecan ve merakla başlarken, bazı çocuklar açısından yoğun kaygının yaşandığı bir döneme dönüşebiliyor. Sabahları başlayan karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı, halsizlik ya da okula gitmeyi reddetme gibi belirtiler ise aileleri endişelendirebiliyor. Özellikle şikâyetlerin yalnızca okul günlerinde ortaya çıkması, çocuğun okula gitmeyeceği belli olduğunda rahatlaması, altında yatan nedenin dikkatle değerlendirilmesini gerektiriyor.Psikolojik Danışman ve Yazar Enes Çelik, çocuklarda okula gitmek istememe ile okul reddinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, her ‘Okula gitmek istemiyorum’ cümlesinin okul fobisi anlamına gelmediğini söyledi. Çelik, “Çocuk bazen uykusunu alamamış olabilir, okulda hoşuna gitmeyen bir olay yaşamış olabilir, arkadaşlarıyla problem yaşamış olabilir ya da yalnızca o gün evde kalmak isteyebilir. Okul reddinde ise daha belirgin, tekrar eden ve çocuğun günlük yaşamını etkileyen bir örüntü vardır” dedi.
‘KARIN AĞRISI, MİDE BULANTISI KAYGIYLA BERABER GÖRÜLEBİLİR’
Çocukların duygularını yetişkinler kadar kolay ifade edemeyebileceğini vurgulayan Çelik, kaygının zaman zaman bedensel belirtilerle ortaya çıktığını söyledi. “Bir yetişkin ‘Yarın okula gitme düşüncesi bende yoğun kaygı oluşturuyor’ diyebilir. Fakat küçük bir çocuk bunu bu kadar açık ifade edemez. Bu nedenle bazen çocuğun söyleyemediğini bedeni söyler” ifadelerini kullandı. Karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, kusacakmış gibi hissetme, iştahsızlık ve sık tuvalete gitme ihtiyacının kaygıyla birlikte görülebileceğini belirten Çelik, bu belirtilerin kesinlikle küçümsenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Çelik, “Kaygı gerçekten bedensel belirtiler oluşturabilir. Çocuk o ağrıyı gerçek anlamda hisseder” diye konuştu.

Sabah saatlerinde ortaya çıkan fiziksel şikayetlerin doğrudan psikolojik olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Çelik, öncelikle tıbbi nedenlerin araştırılması gerektiğinin altını çizdi. Çelik, özellikle belirtilerin şiddetli olması, uzun sürmesi veya günün diğer saatlerinde de devam etmesi halinde fiziksel nedenlerin dışlanmasının önemine işaret etti. Psikolojik nedenlere işaret edebilecek en önemli noktalardan birinin ise belirtilerin zamanlaması olduğunu söyleyen Çelik, ailelere 'Neresi ağrıyor?' sorusunun yanında 'Ne zaman ağrıyor, ne zaman geçiyor?' sorusunu da sormalarını önerdi. Çelik, “Çocuk hafta sonu tamamen iyiyken pazar akşamı huzursuzlanmaya başlıyor, pazartesi sabahı karın ağrısı yaşıyor, okula gitmeyeceği belli olduğunda rahatlıyor ve öğleden sonra hiçbir şikayeti kalmıyorsa burada okul ile kaygı arasında bir ilişki düşünürüz” dedi.
‘OKULA GÖNDERİLMEDİĞİNDE ŞİKAYETLER AZALIYOR OLABİLİR’
Ailelere bazen birkaç günlük basit bir gözlem tablosu tutmalarını önerdiğini söyleyen Çelik, “Belirti hangi saatte başladı? O gün okul var mıydı? Çocuk öğretmeniyle ilgili bir şey söyledi mi? Akşam nasıl uyudu? Pazar gecesi huzursuz muydu? Okula gitmeyeceğini öğrendiğinde şikâyet azaldı mı? Bu kayıtlar bize bir çeşit duygu haritası sunar. Bazen aile çocuğun her sabah karın ağrısı yaşadığını söyler ama kayıt tutulduğunda bunun yalnızca okul günlerinde ortaya çıktığı fark edilir. Bu da değerlendirme açısından oldukça kıymetli bir bilgidir” dedi ve ekledi:

‘3 TEMEL ÖLÇÜTE BAKMAK GEREKİR: SÜRE, ŞİDDET VE İŞLEV KAYBI’
Burada en önemli noktanın tekrar eden örüntü olduğunu söyleyen Çelik, “Bir kez karın ağrısı yaşamak elbette psikolojik bir problemi göstermez. Ancak tıbbi değerlendirmede açıklayıcı bir neden bulunmuyor, belirtiler özellikle okul sabahlarında ortaya çıkıyor, tatillerde azalıyor ve çocuk okula gitmeyeceğini öğrendiğinde hızla rahatlıyorsa kaygı ihtimali ciddi biçimde değerlendirilmelidir. Ayrıca çocuğun davranışlarına da bakmak gerekir. Mide bulantısına ağlama, anne-babadan ayrılmak istememe, ‘Bugün gitmesem olur mu?’ soruları, okul kapısına yaklaştıkça huzursuzluğun artması gibi davranışlar eşlik ediyorsa tablo daha anlamlı hale gelir. Burada ‘Ya fiziksel ya psikolojik’ şeklinde keskin bir ayrım yapmayı doğru bulmuyorum. Çünkü kaygı bedeni etkiler. Çocuğun yaşadığı mide bulantısı gerçek olabilir; ancak bu belirtilerin nedeni yoğun kaygı olabilir” şeklinde konuştu.
‘Okula yeni başlayan bir çocuğun ilk günlerde ağlaması, anne-babasını özlemesi veya sınıfa girmekte zorlanması oldukça anlaşılır bir durumdur’ diyen Çelik, “Çünkü çocuk aynı anda yeni bir binaya, yeni yetişkinlere, yeni arkadaşlara, yeni kurallara ve ayrılık deneyimine uyum sağlamaktadır. Burada üç temel ölçüte bakmak gerekir: süre, şiddet ve işlev kaybı. Çocuğun yaşadığı zorlanma günler içinde azalıyor mu? Çocuk sınıfa girdikten sonra toparlanabiliyor mu? Gün içerisinde oyunlara katılıyor mu? Eve geldiğinde okuldan olumlu şeyler anlatabiliyor mu? Eğer bunlar varsa süreç büyük olasılıkla doğal uyum sürecinin bir parçasıdır. Ancak belirtiler her geçen gün artıyorsa, çocuk okula hiç giremiyorsa, devamsızlık oluşuyorsa, gece uykuları bozuluyorsa, yoğun fiziksel şikâyetler devam ediyorsa veya aile hayatı tamamen okul krizleri etrafında dönmeye başladıysa profesyonel destek düşünülmelidir” bilgisini paylaştı.
‘YAPILAN EN YAYGIN HATALARDAN BİRİ AŞIRI AÇIKLAMA VE İKNA ÇABASIDIR’
Ailelerin çocuk ağladığında ‘Bugün gitme, yarın gidersin’ demesinin sorunu nasıl etkilediğini sorduğumuz Çelik, “Bir kez böyle davranmak tek başına okul fobisi oluşturmaz. Fakat bu yaklaşım tekrar eden bir hale gelirse çocuk için güçlü bir öğrenmeye dönüşebilir. Çocuk “Yeterince ağlarsam veya çok kaygılanırsam okul iptal edilebilir” şeklinde bir bağlantı kurabilir. Bu durumda ertesi sabah kaygı daha erken başlayabilir. Çünkü çocuk artık okuldan kaçınmanın mümkün olduğunu öğrenmiştir. Bir süre sonra aile de çocuğu üzmemek için daha kolay geri adım atmaya başlayabilir ve böylece karşılıklı bir döngü oluşur. Burada daha sağlıklı yaklaşım, çocuğun duygusunu kabul etmek fakat okul devamlılığını korumaktır. “Bugün gitmek sana zor geliyor, bunu görüyorum. Ama yine de hazırlanacağız ve öğretmenin seni karşılayacak” gibi bir cümle daha işlevseldir” dedi ve ekledi:

‘BAZI ÇOCUKLAR AİLELERİNİ ÜZMEMEK İÇİN YAŞADIKLARINI FİLTRELEYEBİLİR’
Okul kapısındaki vedalaşmanın genellikle kısa, sıcak, net ve öngörülebilir olmasının daha sağlıklı olduğuna değinen Çelik, “Çünkü uzun vedalar ayrılık anını uzatır ve çocuğun kaygısının tekrar tekrar yükselmesine neden olabilir. Anne sarılır, sonra tekrar döner, çocuk yeniden ağlar, anne tekrar gelir ve böylece ayrılık tamamlanamaz. Bu durum çocuğun zihninde okul kapısını her gün büyük bir kriz alanına dönüştürebilir. Ben küçük bir veda ritüeli öneriyorum. Örneğin sarılmak, kısa bir cümle söylemek ve ardından ayrılmak: “Seni seviyorum. Şimdi öğretmeninle sınıfına gidiyorsun. Çıkışta burada olacağım.” Bu ritüelin her gün benzer olması çocuğa öngörülebilirlik kazandırır” şeklinde konuştu.
‘Çocuk okuldan döndüğünde ailelerin sürekli 'Ağladın mı?', 'Beni özledin mi?', 'Öğretmenin kızdı mı?' diye soru sormasını önermiyorum’ diyen Çelik, “Çünkü bu tür sorular çocuğun dikkatini okulun olumsuz veya kaygı verici taraflarına çekebilir. ‘Öğretmenin sana kızdı mı?’ sorusu, çocukta böyle bir ihtimalin önemli olduğu mesajını oluşturabilir. Ayrıca bazı çocuklar ailelerini üzmemek için okulda yaşadıklarını filtrelemeye başlayabilir veya her gün detaylı bir sorguya çekildiğini hissedebilir.Daha açık uçlu sorular daha sağlıklıdır. ‘Bugün seni güldüren bir şey oldu mu?’, ‘Bugünün en güzel anı neydi?’, ‘Bugün yeni bir şey öğrendin mi?’ gibi sorular okul deneyimini daha dengeli şekilde konuşmayı sağlar. Bazı günlerde ise çocuğun kendiliğinden anlatmasını beklemek daha iyidir” bilgisini paylaştı.

‘AİLE VE ÖĞRETMEN FARKLI MESAJLAR VERMEMELİ’
Öğretmenin rolünün çok değerli olduğuna değinen Çelik, “Çünkü çocuk okul kapısında anne-babadan ayrılırken bir bağdan başka bir bağa geçiş yapar. Öğretmenin sıcak, net ve güven veren tutumu bu geçişi kolaylaştırabilir. Çocuğun adıyla karşılanması, ‘Seni bekliyordum’ denmesi, hemen küçük bir göreve yönlendirilmesi çok etkili olabilir. ‘Bu kalemleri arkadaşlarına dağıtır mısın?” veya ‘Bugün bana şu kitapları yerleştirirken yardım eder misin?’ gibi görevler çocuğun dikkatini ayrılıktan sınıf yaşamına çeker. Burada amaç çocuğu aşırı korumak değildir. Amaç ona sınıfta bir yeri, rolü ve aidiyeti olduğunu hissettirmektir. Çünkü çocuk ‘Ben burada yabancıyım’ hissinden ‘Ben bu sınıfın bir parçasıyım’ hissine geçtiğinde kaygı azalabilir” şeklinde konuştu ve ekledi:

‘AMAÇ KORKUSUZLUK DEĞİL, ÇABA OLMALIDIR’
‘Okul fobisi yaşayan çocuğa, büyük maddi ödüller ve sürekli pazarlık üzerine kurulu sistemleri önermiyorum’ diyen Çelik, “Bugün okula girersen oyuncak alacağım” yaklaşımı kısa vadede işe yarıyor gibi görünebilir ancak uzun vadede çocuğa okulun karşılığında ödül alınması gereken olağanüstü bir zorluk olduğu mesajını verebilir. Bunun yerine çabanın fark edilmesi çok daha sağlıklıdır. ‘Bugün çok zorlandın ama yine de sınıfa girdin’ veya ‘Korkmana rağmen öğretmenin yanına yürüdün’ gibi cümleler çocuğun yeterlilik duygusunu destekler. Küçük sembolik pekiştireçler kullanılabilir ancak amaç korkusuzluk değil, çaba olmalıdır. Yani ödüllendirilen şey ‘hiç ağlamadı’ değil, ‘zorlanmasına rağmen sürece katıldı’ olmalıdır” ifadelerine yer verdi.
Uzun süren okul reddinin sadece devamsızlık problemi olmadığını söyleyen Çelik, “Çocuk derslerden geri kalabilir, sınıf içi rutinden kopabilir ve arkadaş ilişkilerinden uzaklaşabilir. Okula dönüş geciktikçe okul daha yabancı ve daha büyük bir tehdit gibi algılanabilir. Sosyal açıdan çocuk akran grubunun dışında kalabilir. Bu da yalnızlık, dışlanmışlık hissi veya sosyal çekilme oluşturabilir. Akademik gerilik de zamanla ‘Ben yapamıyorum’ düşüncesini güçlendirebilir. En önemli risklerden biri çocuğun kendisiyle ilgili geliştirdiği inançtır. Eğer çocuk sürekli kaçınarak rahatlıyorsa zamanla ‘Ben zor şeylerle baş edemem’ gibi daha genel bir inanç geliştirebilir. Bu nedenle erken müdahale sadece okula dönüş açısından değil, özgüveni ve baş etme becerilerini korumak açısından da önemlidir” bilgisini paylaştı.

‘HER ÇOCUĞUN UYUM HIZI BİRBİRİNDEN FARKLIDIR’
Öngörülebilirliğin kaygıyı azaltacağını söyleyen Çelik, “Bu nedenle okul sabahlarını mümkün olduğunca rutin hale getirmek önemlidir. Çantanın akşamdan hazırlanması, kıyafetlerin belirlenmesi, uyku saatinin düzenli olması ve sabah acele edilmemesi çocuğun kontrol hissini artırır. Küçük çocuklarda görsel rutinler kullanılabilir. Örneğin uyanma, kahvaltı, giyinme, diş fırçalama, çantayı alma, okula gitme sırası resimlerle hazırlanabilir. Akşam saatlerinde okul hakkında sürekli konuşmak yerine çocuğun oyun oynamasına, rahatlamasına ve ailesiyle kaliteli zaman geçirmesine izin verilmelidir. Çünkü bazen aile çocuğun kaygısını azaltmaya çalışırken bütün evin gündemini okul haline getirir ve okulun zihinsel ağırlığını daha da artırabilir” şeklinde konuştu ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
Categories: Zehirlenme sandılar okul fobisi çıktı! Anne-babalar bu belirtileri kesinlikle küçümsememeli
Sende Yorum yap