Fransa’dan Kavacık Köyü’ne düşen üzüm tanesinin öyküsüne davet!
Kavacık Üzüm Festivali 14’üncü kez kapılarını açıyor. Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, hazırlıklarını büyük bir heyecanla yürüttüğü festival öncesi bizleri köye davet diyor. Birlikte önce bağı geziyor, üreticiyle sohbet ediyoruz. Bölgeye ilk kez geliyorum. Önümde uzanan ve domates tarlasını anımsatan yemyeşil alanı görünce ilk tepkim, “Peki, bağ nerede?” oluyor. Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu dostum Serhan Şarman gülümseyip, “Tam da burası işte…” deyince şaşırıyorum; Asma dediğin dalda olmaz mı yahu üzümün yerde ne işi var? Fransız kökenli “Alphonse Lavallée” cinsi olan bu üzümün özelliği yerde ve neredeyse susuz yetişmesiymiş.
O ara üretici kadınların ikramıyla tadıyorum; Allah’ım bu ne güzel bir lezzet böyle! İncecik kabuğu, yoğun aroması ve az sayıda çekirdeğiyle daha önce bu kadar lezzetli üzüm yemediğimi iddia ediyorum.
Ardından Kavacık üzümünün öyküsünü öğreniyorum.
1830’larda Fransız botanikçi ve bahçıvan Pierre Alphonse Martin Lavallée, yürüttüğü ıslah ve melezleme çalışmaları sonucunda bu iri taneli, koyu renkli, dayanıklı sofralık üzüm türünü elde etmiş. Adına da kendi ismi, “Alphonse Lavallée” verilmiş. Kısa sürede de popüler hale gelmiş.
Ülkemize ilk gelişi ise tarım politikasını geliştirme kapsamında Cumhuriyet döneminde… İlk olarak Marmara Bölgesi’nde yaygınlaşmış, ardından Ege Bölgesi’ne geçmiş. İzmir çevresine ulaştığında ise Kavacık Köyü’ndeki üreticiler tarafından dikilmiş. Köylüler, bölgenin dik yamaçlarına uygun geleneksel yer bağları şeklinde dikmiş.
Tam bu noktada mucizevi bir ekolojik uyum gerçekleşmiş. Üzüm, denizden 30 km içeride ve yaklaşık 800 metre rakımda yer alan Kavacık Köyü’nü o kadar çok sevmiş ki anavatanı Fransa’dan bile daha kaliteli, iri ve lezzetli meyveler vermeye başlamış.

Ve Kavacık üzümü, 20 Aralık 2019 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret olarak tescillenmiş. Geçtiğimiz yıllarda ise Karabağlar Belediyesi, Avrupa Birliği (AB) coğrafi işaret tescili için de resmi süreçler başlatılmış.
Fransa’dan İzmir’in Kavacık Köyü’ne uzanan; küçücük bir fidanın üretimi, yayılımı, evinden binlerce kilometre ötedeki bir köyün topraklarını sevmesi, kök salması müthiş bir hikâye değil mi? Ve üstelik yine lafa değil işe, yani gelişime odaklanılan Cumhuriyet döneminde…
İşte Kavacık üzümünün bu kıymetli yolculuğu bu yıl da 14’üncü kez, 19-20 Eylül’de düzenlenecek festivalle kutlanıyor.
Köy Meydanı’nda iki gün boyunca; konserlerden halk oyunlarına, çocuk etkinliklerinden yarışmalara kadar birçok etkinlik ziyaretçilerle buluşacak. Üreticilerin yer alacağı satış stantları da festival süresince açık olacak.
İşi gücü bırakın, yola düşün!
Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, İzmirlileri ve doğayla iç içe bir hafta sonu geçirmek isteyen herkesi festivale davet etti. Başkan Kınay, “Üzümün bereketini, üreticilerimizin ve kadınlarımızın emeğini, Kavacık’ın güzel sohbetini hep birlikte paylaşacağız” dedi.

Bağın ardından köy meydanındaki İzmir Kavacık Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ni de ziyaret ettik, bölgeye has üretilen tarhana, makarna, kuru üzüm, zeytinyağı, salça gibi ürünleri yakından gördük.
Hemen söyleyeyim bu organik ürünlere İzmir Fuarı içinde her çarşamba kurulan pazardan ulaşabilirsiniz.
Ben olsam, bugün ya da yarın işi gücü bir kenara bırakır; çoluk, çocuk, sevdiklerimle Kavacık Köyü’nün yolunu tutar; bu eşsiz yolculuğu köylülerden dinleme şansı bulur, Kavacık üzümü başta olmak üzere, yöresel ürünlerin tadına bakardım… Sonra belki doğada biraz gezintiye çıkar, kendi hikayeme unutulmaz anlar eklerdim…

Dominik’e direkt uçuş çağrısı
Dominik Cumhuriyeti’nin Yeniden Kuruluş Günü, Arkas Mattheys Köşkü’nde verilen davetle kutlandı. Aynı gecede İzmir Fahri Konsolosluk açılışı da gerçekleşti.
Recep Özekinci, İzmir Fahri Konsolosluğu görevini yalnızca diplomatik bir sorumluluk olarak görmediğini, aynı zamanda iki ülke arasında ticaret, yatırım, turizm, eğitim ve kültürel bağlamda yeni köprüler kurmak için önemli bir fırsat olarak değerlendirdiğini ifade etti.
Ankara Büyükelçisi Elvis Antonio Alam Lora ise Dominik’in, Türk şirketleri için Karayipler ve Amerika kıtasına açılan stratejik bir platform olabileceğini belirtti. Lora, daha fazla Türk vatandaşının Dominik Cumhuriyeti’ni, daha fazla Dominik vatandaşının ise Türkiye’yi ve Ege Bölgesi’ni keşfetmesini istediklerini söyledi.
Ancak Büyükelçi konuşmasında, iki ülke arasında direkt uçuş olmadığının da altını çizdi, “Türk Hava Yolları’na bu konuda geçmişte taleplerimiz oldu ancak ne yazık ki sorun henüz çözülemedi” dedi.
Yıl 2027 olmak üzere… Bugün bir Türk vatandaşı olarak üstelik vizesiz giriş yapabildiğimiz Dominik’e, Avrupa ya da ABD üzerinden erişebiliyoruz.
Umuyoruz bu sorun kısa zamanda çözülür ve kökleri Osmanlı dönemine uzanan tarihsel bağlar görünür kılınır; böylece iki ülke arasındaki kültür, turizm ve ekonomik ilişkiler de güçlenir…
Sende Yorum yap